Türkiye’deki Sanat Müzeleri Bölüm : II

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

--a--da---Sanatlar-Muezesi---stanbul

Santralİstanbul

11. ) SANTRALİSTANBUL : 

İstanbul Haliç’te Eylül 2007’de faaliyete geçmiş bir kültür, sanat ve eğitim merkezidir.Küçükçiftlik Park ile birlikte İstanbul’un en önemli konser mekanlarındandır. Merkezin odak noktası İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından Enerji Müzesi’ne ve Ana Galeri’ye dönüştürülen 118 dönüme yayılmış eski Silahtarağa Elektrik Santralı kompleksidir. Santralistanbul ayrıca sanatçı atölyeleri, kamuya açık bir kütüphane, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne ait eğitim binaları gibi tesislere de ev sahipliği yapmaktadır.

1914-1983 yılları arasında İstanbul’a elektrik sağlayan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kent ölçekli elektrik santralı olan Silahtarağa Elektrik Santralı 2004 yılı Mayıs ayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne tahsis edilmiştir. Elektrik santralının kültür-sanat merkezine dönüşüm projesi İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından, Ciner ve Doğuş Grubu ile birlikte Kale Grubu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ana sponsorluğunda gerçekleşmiştir.

Bünyesindeki Tesisler :

Ana Galeri: Silahtarağa Elektrik Santralı’nın üretim faaliyetinin son bulmasının ardından yıkılan iki kazan dairesi yerine inşa edilmiştir. 7 bin metrekarelik yapıda, eski binaların formu korunmuştur. Yapı, Emre Arolat tarafından tasarlanmıştır.

Enerji Müzesi: Eski elektrik santralının 1 ve 2 no’lu makine dairelerinin tesisin çalıştığı dönemdeki haliyle korunarak dönüştürülmesi sonucunda oluşturulmuştur. Binanın dönüşümüne yönelik mimari proje Han Tümertekin tarafından tasarlanmıştır.

Kütüphane ve Bilgi Merkezleri: Elektrik santralının eski kazan daireleri, kütüphane ve bilgi merkezine dönüştürülmektedir.

Uluslararası Rezidans: Elektrik Santralı’nın lojmanları, sanatçı, mimar, tasarımcı ve düşünürlerin değişen sürelerle ağırlanacağı rezidanslara dönüştürülmüştür.

Eğitim Yapıları: İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin çeşitli lisans ve yüksek lisans programlarının yer alması için oluşturulan yapılardır.

Rekreasyon Alanları: Santralistanbul’da ziyaretçilerin dinlenme ve eğlence ihtiyaçlarına cevap veren bahçe ve kafeterya alanları yer almaktadır.

ADRES : Eski Silahtarağa Elektrik Santralı Kazım Karabekir Cad. No: 2 Eyüp 34060 İstanbul Turkey

TELEFON :  0212 311 78 78 / 78 09

ÇALIŞMA SAATLERİ : 09 : 00 – 18 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : Haftanın her günü. 

TATİL GÜNLERİ : Resmi Tatillerde kapalıdır.

GİRİŞ ÜCRETİ : 

Yetişkinler : 25,00 TL

Üniversite Öğrencileri : 15,00 TL

WEB SİTESİ : http://www.santralistanbul.org

Graphic1

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

12. ) ÇAĞDAŞ CAM SANATLARI MÜZESİ : 

Cam sanatçılarının eserlerini sergilemek üzere Eskişehir Odunpazarı Evleri Kent Müzesi kompleksinde 1 Aralık 2007 tarihinde hizmete girmiş bir müzedir.

Müze, Türkiye’nin ilk cam sanatları müzesidir.Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Üniversitesi ve Cam Dostları Grubunun işbirliği ile kurulmuştur. Müzede 42 cam sanatçısının eserleri sergilenmektedir. Yerli sanatçıların eserlerinin yanı sıra Japon, Polonyalı, Letonyalı, Alman bazı sanatçıların da hediye ettiği eserler müzede yer alır. Müzenin 3 galerisinden ikisi müzenin devamlı koleksiyonunu sergilemek için kullanılır; diğeri ise genç sanatçıların eserlerinin geçici olarak sergilendiği bir mekandır. Müze binasında bir de Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezi açılması planlanmaktadır. Bu merkezde Eskişehir tarihine yönelik belgelerin sergilenmesi planlanmaktadır.

Müze binası restore edilmiş üç Odunpazarı evinin birleştirilmesiyle oluşmuştur. Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesinde,zaman içerisin de toplanan 75 Türk, 12 yabancı sanatçının eserleri müze koleksiyonunda bulunmakta ve sergilenmektedir.

ADRES : Akarbaşı Mahallesi, T. Türkmen Sk. No:45, 26010 Odunpazarı/Eskişehir

TELEFON :   (0222) 234 37 34

ÇALIŞMA SAATLERİ : 09 : 00 – 17 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : Haftanın her günü. 

TATİL GÜNLERİ : Resmi Tatillerde kapalıdır.

GİRİŞ ÜCRETİ :

Öğrenci : 2 TL 

Yetişkin : 5 TL 

ist-modern2

13. ) İSTANBUL MODERN : 

Türkiye’nin ilk modern sanat müzesidir. Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından kurulan müze, 11 Aralık 2004’te ziyarete açıldı.

Karaköy limanında, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Tophane-i Amire arasında yer alan İstanbul Modern, T.C. Denizcilik İşletmeleri için kuru yük deposu olarak inşa edilen 4 no’lu antrepo binasının müzeye dönüştürülmesi ile hayata geçirildi.

2003 yılında gerçekleştirilen 8. Uluslararası İstanbul Bienali’ne de ev sahipliği yapan bina, başbakanlık tarafından müze olarak tahsis edildı ve kendisinin Türkiye’ye AB üyeliği için müzareke tarihi verilecek olan 17 Aralık tarihinden önce yapımının tamamlanması isteği üzerine 11 Aralık 2004’te hizmete açıldı.

Mevcut bina Galataport projesi nedeniyle yeniden inşa edilene kadar Karaköy’de yer alan Paket Postanesi binasına 2019 yılında taşınmayı planlamaktadır.

ADRES : Meclis-i Mebusan Cad. Liman İşletmeleri Sahası Antrepo 4, 34433 Karaköy – İSTANBUL

TELEFON :   0212 334 73 00

ÇALIŞMA SAATLERİ : 09 : 00 – 17 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : Salı, Çarşamba, Cuma,Cumartesi, Pazar 10.00-18.00, Perşembe,10.00-20.00

TATİL GÜNLERİ : Pazartesi.

GİRİŞ ÜCRETİ : 

Tam: 25 TL

İndirimli (Öğrenci, Öğretmen,Emekli ve 65 Yaş Üstündekiler): 14 TL

Gruplar (10 kişi ve üzeri): 20 TL

İstanbul Modern Üyeleri, Engelli Ziyaretçiler, 12 Yaşından Küçük Çocuklar, ICOM, CIMAM, MMKD Kart Sahipleri: Ücretsiz

Perşembe günleri ücretsizdir. 

Salı Günleri Saat 14.00 – 18.00 arası, 18 – 25 yaşındaki gençlere ücretsizdir.

Sinema Gösterim Ücretleri

İstanbul Modern Sinema: 14 TL

İstanbul Modern ziyaretçilerine ve üyelerine ücretsizdir.

WEB SİTESİ : http://www.istanbulmodern.org

1280px-İstanbul_Painting_and_Sculpture_Museum

Manşet girin

14. ) İSTANBUL RESİM ve HEYKEL MÜZESİ :

Atatürk’ün emriyle 20 Eylül 1937’de Türkiye’nin ilk Güzel Sanatlar müzesi olarak Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’nde hizmete giren sanat müzesidir.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne bağlı bir kurum olan müze, 1970’lere kadar Türkiye’deki tek sanat müzesi olarak kalmıştır. Türkiye’nin en önemli modern Türk resim koleksiyonun sahibidir ve Türkiye’nin birçok büyük ilindeki sanat müzelerinin ve Devlet Sanat Galerileri’nin kaynağı durumundadır.

Müze, 2012 yılında Tophane’deki yenileme çalışmaları süren Antrepo No 5’e taşınmıştır ve adının Çağdaş Sanat Müzesi olarak değişmesi söz konusudur.

Antrepo 5’te inşaat çalışmaları devam ettiğinden İstanbul Resim ve Heykel Müzesi kapalıdır ancak koleksiyonlarının bir kısmı Antrepo 5’in girişindeki geçici sergi salonlarında sergilenmektedir. Müzenin yeni binada 2015 yılında hizmete açılması beklenmektedir.

Yetmiş beş yıl Resim Heykel Müzesi’nin adresi olan Veliaht Dairesi’nde ise Millî Saraylar Daire Başkanlığı tarafından Milli Saraylar Resim Müzesi adıyla farklı bir müze kurulmuş ve 2014’te ziyarete açılmıştır.

Koleksiyon : 

İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin koleksiyonları Türkiye’nin yüzyıllık tarihinin en önemli arşivlerinden biridir.Eserler sürekli olarak sergilenememiş ama 1937’den beri Akademi tarafından eksiksiz olarak korunmuş ve kataloglanmışlardır.

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin koleksiyonunda, Türk ve dünya sanatçılarına ait resim, heykel, özgün baskı yapıtları, Antik ve Rönesans dönemlerinden heykel mülajlarının yanı sıra müzeye bağış yoluyla gelmiş özel koleksiyonlardan yapıtlar da bulunur.19. yüzyıl ile 20. yüzyıl’ın ilk yarısına ait çalışmaların daha kapsamlı olduğu müze koleksiyonunda 10140 resim, 651 heykel vardır. Resim bölümünde, çoğunlukla yağlıboya olan yapıtlar mevcuttur. Sabri Berkel’in 4468 eseri müzenin envanterinde kayıtlıdır.Ayrıca koleksiyonda 10 ikon, 107 seramik ve 79 hat eseri yer almaktadır. 18. ve 19. yüzyıl Batılı sanatçılarla çağımız sanatçılarından André Derain, Levy, Matisse, Picasso, Utrillo gibi sanatçıların yapıtları da koleksiyon kapsamındadır.

Devlet Resim ve Heykel Sergileri’nde ödül alan çalışmalar, satın alma ve bağışlarla gelişen Müze koleksiyonundan bazı eserler İzmir, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa, Yalvaç gibi yerlerin Devlet Galerileri’ne gönderilmiş böylece müze ülkenin diğer şehirlerindeki sanat müzesi ve galerilerin kaynağı olmuştur.

Müzeye en son eser alımı 1980’de yapılmıştır.

Tarihçe : 

İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin hizmete girdiği bina, 1856 yılında, Veliaht Dairesi olarak Dolmabahçe Sarayı’nın da mimarları olan Garabet Amira Balyan ve Nigoğos Balyan tarafından tasarlandı ve inşa edildi. Cumhuriyetin ilanı kurulduktan sonra yeni rejim, o devirde bütün büyük Avrupa şehirlerinin takip ettiği Louvre Müzesi modelini izleyerek, yıkılan rejimi simgeleyen bir yapıyı yeni ulus devletinin simgesi olarak bir kamu sanat müzesine dönüştürmeye karar verdi.Böylece Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi Atatürk’ün emri ile Resim ve Heykel Müzesi kurulması amacıyla Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’ne tahsis edildi.

Seksen beş orijinal resimden oluşan Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu olarak anılan eserler; Dolmabahçe Sarayı, bakanlıklar ve diğer devlet dairelerinden devredilen eserler; Akademi Müdürü Burhan Toprak tarafından düzenlenen 50 Yıllık Türk Resmi Sergisi”nde sergilenen ve Resim Bölümü Başkanlığı’na o yıl getirilen Léopold Lévy’nin görüp beğendiği; onun isteği üzerine sanatçıların bağışladıkları eserler toplandı. Kurulmakta olan Müze’nin müdürlüğüne Halil Dikmen atandı. Dikmen, kuruluş çalışmaları için oluşturulan komite ile birlikte hazırlıkları tamamladı. Müze 20 Eylül 1937’de düzenlenen törenle açıldı.

İlk müdürü olan Dikmen’in çabaları sonucu devrin entelektüellerinin lokali, Akademi öğrencilerinin ise eğitim hayatlarının bir parçası halini alan müze, herkese açık bir kültür kurumuna dönüşmüştür.500-600 kişilik gruplar halinde gelen öğrenciler dışındaki ziyaretçi sayısı günlük 300-400 kişiye ulaşan müze, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle kapanana kadar dinamizmini sürdürdü.

Savaştan sonra yeniden açılan müze, eski canlılığına yeniden kavuşamadı; bütçe ve idare sorunları nedeniyle sıklıkla kapanma tehlikesi yaşadı. 1962-1969’da müdür olan ressam Nurullah Berk müzeyi sürekli yenilenen bir kültür kaynağı haline getirmek için geçici sergilere ağırlık vermiş, her yıl ortalama iki geçici sergi düzenlemiştir.Bu sergiler içinde en sansasyonel olanı 16 Haziran 1969 yılında açılan XX. Yüzyıl Fransız Sanatı sergisi idi. Sergi, 1890-1950 yılları arasında ün yapmış, aralarında Signac, Picasso,Braque, Juan Gris, Matisse, Paul Gauguin gibi modern sanat açısından önemli isimlerin de bulunduğu 50 Fransız sanatçının 50 eserini içermekteydi. Sergi büyük ilgi gördü, ziyaretçi sayısı 40 bini aştı.

Millî Saraylar Daire Başkanlığı’na ait müze binası 2007 yılında restorasyona girdi ve müze kapandı. Onarımın bittiği bölümde 2009’daSerginin Sergisi adlı bir sergi düzenlenmiştir. Bu sergi, müzenin 1937 yılındaki açılış sergisinin sembolik bir tekrarıydı.

2012’de Veliaht Dairesi’ndeki restorasyon tamamlanmış ancak bina tekrar müzeye tahsis edilmemiş olduğundan koleksiyon, Tophane’deki antrepolardan birine taşındı ancak yeni müze binası olarak 5 no’lu antrepo’da inşaaat çalışmalar sürdüğü için müze açılamadı. Müzenin koleksiyonlarının bir kısmı 2014’ten itibaren Karaköy’deki 5 no’lu Antrepo’nun girişinde yer alan geçici sergi salonlarında düzenlenen sergiler yoluyla ziyaretçilerle buluşmaktadır.Bu sergilerden ilk, 15 Şubat -15 Mart 2014 arasında düzenlenen Elvah-ı Nakşiye’den Günümüze MSGSÜ Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonlarından Seçkiler başlıklı sergidir.

ADRES : Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi 80700 Beşiktaş/İSTANBUL

TELEFON :   0212 261 42 98-99 

ÇALIŞMA SAATLERİ : 10:00-16:30

ÇALIŞMA GÜNLERİ : Müze haftanın 5 günü saat 10:00-16:30 arasında açıktır, sadece Pazar ve Pazartesi günleri ziyarete kapalıdır.

TATİL GÜNLERİ : Pazar ve Pazartesi.

GİRİŞ ÜCRETİ : Ücretsiz.

WEB SİTESİ : http://www.istanbulmodern.org

heykel-muzesi-1

İzmir Resim Heykel Müzesi

15. ) İZMİR RESİM HEYKEL MÜZESİ : 

9 Eylül 1952 yılında Kültürpark içerisinde İzmir Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak değişimle hizmete açıldı.Daha sonra Atatürk Bulvarı’ndaki yerine taşınan galeri, plastik sanatlar alanında devletin İzmir’e yaptığı ilk hizmetlerden biridir. Galerinin açılması ile birlikte İzmir’de yaşayan sanatçılar eserlerini sergileme imkanı bulurken, aynı zamanda her yıl düzenlenen Devlet Sergileri de kente gelmeye başladı. 1973 yılı, İzmir Devlet Güzel Sanatlar Galerisi için önemli değişikliklerin olduğu bir yıldır. Müdürlük görevini yürüten sanatçı Turgut Pura’nın çabalarıyla, Galeri Müze’ye dönüştü ve Konak’taki yeni binasına taşındı.

İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi’nde ikisi Konak binasında,biri Kültürpark binasında olmak üzere toplam üç adet sanat galerisi bulunmaktadır.Konak binasında müze envanterine kayıtlı eserlerin sergilendiği müze katının yanı sıra,giriş katında bulunan Turgut PURA Sergi Salonu ve ara katta bulunan Şeref AKDİK Sergi Salonu ve Kültürpark binası içinde yer alan sanat galerisi periyodik sergiler için galeri hizmeti vermektedir.İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi, kurulduğu yıldan itibaren sergi faaliyetleri dışında bünyesinde bulunan atölyelerinde amatörlere yönelik sanat kursları da düzenlemektedir.

Koleksiyon : 

Müze bünyesinde sanat ve sanat tarihine ait çok sayıda kitabın bulunduğu kütüphane, araştırmacılar ve öğrenciler için kaynak oluşturmaktadır. Müze’de, 512 adet eser (406 adet Resim, 37 adet Heykel, 25 adet seramik, 44 adet Baskı Resim) yer almaktadır. Koleksiyonda Şeker Ahmet Ali Paşa, Hoca Ali Rıza, Hikmet Onat,İbrahim Çallı gibi büyük ustaların eserlerinin yanı sıra, çeşitli dönemlerden seçkin sanatçıların yapıtları da bulunmaktadır.

ADRES : Konak Mahallesi, Mithat Paşa Cad. No:94, 35260 Konak/İzmir

TELEFON :   (0232) 482 03 93

ÇALIŞMA SAATLERİ : 09 : 00 – 17 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR Günleri Arası.

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ.

GİRİŞ ÜCRETİ : Ücretsiz.

20127114bd4319c-e967-49a1-9f73-88a2e4cd2801

İzmir Tarih ve Sanat Müzesi

16. ) İZMİR TARİH VE SANAT MÜZESİ : 

2004 yılında Kültürpark’ta hizmete girmiş müzedir.

Taş Eserler Bölümü, Seramik Eserler Bölümü ve Kıymetli Eserler Bölümü olmak üzere üç ayrı bölümde ziyaretçilerine İzmir ve çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserleri sunmaktadır. Her yıl yüzbinden fazla ziyaretçi tarafından gezilmektedir.

İzmir Arkeoloji Müzesi’nin teşhir kapasitesinin dolması üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültürpark’taki eski müze binası ve yanındaki iki bina onarılıp Kültür Bakanlığı’na devredilmiş ve 2004 yılında ziyarete açılmıştır.

Müzenin Bölümleri : 

1. ) Taş Eserler Bölümü : 

Eserler konu ve malzemelerine göre, geniş bir avluyu çevreleyen üç ayrı binada sergilenmektedir. Bir zemin kat ve bir asma kattan oluşan taş Eserler Binası, diğer iki binadan daha geniş alana sahiptir. Bu bölümde Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait heykeltıraşlık eserleri ile mimariye bağlı plastik eserler sergilenir. Salonlarda kronolojik gelişim izlenmiştir. Ayrıca konu ve buluntu yeri bakımından bütünlük içeren eser grupları için ayrı sunumlar düzenlenmiştir. İki katta sergilenen mozaik, mimari parça, yazıt, heykel ve kabartma türündeki taş eser sayısı 225’tir.

Girişteki büyük avlu, filozof (Homeros) heykelinin iki yanındaki aslanlar ile ziyaretçileri karşılar. Giriş kat sağ salondaki teşhirde ilk olarak Arkaik Dönem taş eserler yer alır. “U” şeklindeki Gömü Anıtları Salonu‘nda Helenistik ve Roma Dönemi’nden çeşitli kabartmalı steller ile iki Roma Lahdi bulunur. Salon ortasında yer alan küçük odada Roma hamamı dekorasyonu içinde üç Afrodit heykeli sergilenmektedir. Oda büyük teşhir salonuna bağlanır. Buradaki vitrinlerde İzmir Agora kazı çalışmalarında ortaya çıkartılan Roma Dönemi’ne ait çeşitli heykel başları ve heykelcikler yer almaktadır. Gladyatör bölümüne geçerken kullanılan sol koridorda İzmir Metrosu Basmane İstasyonu’nun inşaatı sırasında ortaya çıkarılan yazıtlar sergilenmektedir.

Taş Eserler Binasının asma katındaki salonlarda mimari heykeltıraşlık örneklerine, koridorda Helenistik ve Roma Dönemi’ne ait başlara yer verilmiştir. Metropolis salonunda İzmir Torbalı’da yürütülen Metropolis kazılarında ortaya çıkartılan çeşitli heykeller, yuvarlak ve dörtgen sunaklar sergilenir; Büyük Salon Belevi Mezar Anıtı’nın kabartmalı panellerine, kolosal grifonlara ve urnelere ayrılmıştır. Asma kat üçüncü salonda Miletos Tiyatrosu ve Teos Dionysos Tapınağı’na ait kabartmalı bloklar yer alır.

Asma katından başlayarak rampadan inildiğinde Olimpiyat Oyunları Salonuna gelinir. Burada Smyrnalı atletlere ait steller ile olimpiyat oyunlarıyla ilgili çeşitli yazıtlar sergilenmektedir. Taş eserler bölümünün son salonu olan, İzmir’in Antik Dönem yerleşimi Smyrna’ya ait eserlerin sergilendiği bölümdür.

ADRES : Konak Mahallesi, Mithat Paşa Cad. No:94, 35260 Konak/İzmir

TELEFON :   (0232) 482 03 93

ÇALIŞMA SAATLERİ : 08 : 00 – 18 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : Haftanın Her Günü.

TATİL GÜNLERİ : Yok.

GİRİŞ ÜCRETİ : 5 TL 

17. ) PERA MÜZESİ : 

İstanbul’un Tepebaşı semtinde bulunan özel bir müzedir. 2005 yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından nitelikli ve geniş ölçekli kültür sanat hizmeti vermek amacıyla kurulmuştur.

2003-2005 döneminde restoratör mimar Sinan Genim’in hazırladığı proje çerçevesinde Tepebaşı’ndaki tarihi Bristol Oteli’nin cephesi korunarak çağdaş ve donanımlı bir müze olarak inşa edilen binasında faaliyet göstermektedir.

Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait “Oryantalist Resim”, “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri” ve “Kütahya Çini ve Seramikleri” koleksiyonlarını ve bu koleksiyonların temsil ettiği değerleri, sergiler, yayıncılık ürünleri, sözlü etkinlikler, eğitim etkinlikleri ve bilimsel çalışmalar aracılığıyla kamuyla paylaşmakta, gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlamaktadır.

Koleksiyon : 

Müze katlarından ilkinin büyük bir bölümünde yer alan Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu sergisinde, eski çağlardan 20. yüzyıl başına bu topraklarda kullanılagelmiş ağırlık ve ölçü birimleriyle, çeşitli malzeme ve tekniklerde üretilmiş tartı ve ölçü aygıtlarının seçkin örnekleri yer alıyor. Uzun süreli sergilerle bölümler halinde sergilenen ve yaklaşık 10.000 eserden oluşan Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu, özellikle tarih ve arkeoloji tutkunlarına hitap eden bir koleksiyondur.

Aynı katın diğer bölümünde yer alan ve 18. yüzyıl ortasından 20. yüzyıl başına uzanan bir zaman dilimi içinde Osmanlı zanaat ve sanat mozaiğinin önemli bir bölümünü oluşturan Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu ise, çarpıcı güzellikteki parçalarıyla kültür tarihimizin çok iyi tanınmayan bir yaratı alanına ve o dönemin çok renkli, çok kültürlü yaşamına yeni ışıklar tutmayı amaçlıyor ve uzun süreli tematik sergilerle ziyaretçilere sunuluyor.

Oryantalist Resim Koleksiyonu : 

Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın 300’ü aşkın tablodan oluşan Oryantalist Resim Koleksiyonu, Osmanlı dünyasından ve coğrafyasından esinlenmiş Avrupalı “oryantalist” ressamların ve Osmanlı sanatçılarının eserlerinden oluşan kapsamlı bir koleksiyondur. İmparatorluğun 17. yüzyıldan 20. yüzyıl başına uzanan döneminden çok geniş bir görsel panorama sunan bu koleksiyonda, ünlü ressam Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablosu da yer alıyor. Koleksiyon, Pera Müzesi’nin Sevgi ve Erdoğan Gönül Galerisi’nde uzun dönemli tematik sergilerle, bölümler halinde sergileniyor.

Bu koleksiyondan derlenen sergilerden ilki, 2005 yılı Haziranı’nda Pera Müzesi’nin açılışıyla birlikte ziyaretçilerle buluşan ve 2008 yılına kadar devam eden İmparatorluktan Portreler sergisiydi. Sergi, portre ve insan figürü temasına odaklanan, padişah, şehzade, sultan, büyükelçi portreleri ve değişik dönemlerden, değişik sınıflardan insanları betimleyen resimlerle, Osmanlı dünyasını günümüze taşıyordu.

Koleksiyonun 2008’de yenilenen ikinci sergisi Düşlerin Kenti: İstanbul, sanatseverleri Osmanlı’nın özel mekanlardaki ve kamusal alanlardaki gündelik yaşamıyla ve İstanbul’un panoramik görünümleriyle buluştururken; o dönemin İstanbulu’nu, topografyası, mimarisi, insanları ve yaşam biçimleriyle, bir bütün olarak yeniden canlandırıyordu. Koleksiyonun Eylül 2011’de açılan sergisi Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar ise; o dönemin elçileri ve ressamlarından yola çıkarak bürokrasi ve sanat ilişkisine odaklanıyor, sanatın rehberliğinde eserler üzerinden diplomasi tarihinin dolambaçlı yollarında gezdiriyor. Sergi, ayrıca Osman Hamdi Bey’e ayrılan özel bir bölümde, sanatçının Vakıf koleksiyonunda yer alan eserlerini de sanatseverlerle buluşturuyor.

Süreli Sergiler : 

Pera Müzesi, bir yandan Vakıf koleksiyonları ekseninde gerçekleştirdiği sergi ve müzecilik etkinlikleriyle Türkiye’nin unutulmaya yüz tutmuş kültürel ve sanatsal değerlerine ışık tutmaya çalışırken, diğer taraftan da düzenlediği kısa dönemli sergilerle “Jean Dubuffet”, “Henri Cartier-Bresson”, “Rembrandt”, “Niko Pirosmani”, “Josef Koudelka” “Joan Miró”, “Akira Kurosawa”,  “Marc Chagall”, “Pablo Picasso”, “Fernando Botero”, “Ikuo Hirayama”, “Frida Kahlo”, “Diego Rivera”, “Goya” ve “Giocometti” gibi usta sanatçıların yapıtlarını, Türkiye sanatseverleriyle buluşturuyor. Pek çok önemli sanatçıyı ilk kez Türkiye’ye getirmenin yanısıra, bilimsel eksenli proje sergilerine yer veriyor. Bazı yurt dışı sergilerle uluslararası alanda da Vakıf koleksiyonlarını tanıtıyor.

Pera Müzesi ayrıca her yaz döneminde Türkiye’nin ve dünyanın sanat eğitimi veren nitelikli kuruluşlarıyla işbirliği yaparak sergiler açıyor, genç sanata ve sanatçılara destek veriyor.

Pera Eğitim : 

Pera Müzesi’nde eğitimi, çocuklar ve gençleri sanatla buluşturmak, bir müze bilinci oluşturmak, sanatı ulaşılabilir kılmak ve izleyiciyle sergilenen eserler arasında iletişim kurmak amacıyla yapılan çalışmaları kapsıyor.

Pera Film : 

Etkinliklerine Ekim 2008’de başlayan Pera Müzesi Film ve Video Bölümü, Pera Film, dönemler halinde düzenlediği programlarında, sinema klasiklerinden; Alain Resnais, Eric Rohmer, Federico Fellini, Roman Polanski’den, Igmar Bergman’a, deneysel film-video örneklerine, animasyon, belgesel ve kısa film türlerine kadar uzanan kapsamlı seçkiler sunuyor.

ADRES : Meşrutiyet Caddesi No:6534430 Tepebaşı – Beyoğlu – İstanbul

TELEFON :   0 212 334 99 00

ÇALIŞMA SAATLERİ : Salı – Cumartesi  10:00 – 19:00    Pazar : 12:00 – 18:00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR.

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ.Şeker ve Kurban bayramlarının birinci günüyle yılbaşı tatilinde kapalıdır.

GİRİŞ ÜCRETİ : 

Tam: 20 TL

İndirimli: 10 TL (12 yaş üstü öğrenciler, öğretim görevlileri, 60 yaş ve üstü)

Grup: 15 TL (10 kişi ve üstü)

Ücretsiz: Pera Müzesi Dostları, Genç Çarşamba (öğrenciler), engelliler ve her engelliye refakat eden bir kişi, 12 yaş ve altı çocuklar, ICOM kart sahipleri, MMKD üyeleri ve basın mensupları.

Müzekart+ sahipleri yılda bir defaya mahsus olmak üzere Pera Müzesi’ni ücretsiz olarak ziyaret edebilir, Artshop ve PeraCafé’de %15 indirimden faydalanabilirler.

Museum Pass sahipleri ise Pera Müzesi’ni %20 indirimli olarak ziyaret edebilir, Artshop ve PeraCafé’de %15 indirimden faydalanabilirler.

Pera Müzesi her Cuma 18:00 – 22:00 arası ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

WEB SİTESİ : www.peramuzesi.org.tr

ZEKİ MÜREN EVİ (3)

Zeki Müren Müzesi Önündeki ” Sanat Güneşi Zeki Müren ” Heykeli

18. ) ZEKİ MÜREN MÜZESİ : 

Zeki Müren’in hayatının son yıllarını geçirdiği Bodrum’da ki evi, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 8 Temmuz 2000 tarihinde sanatçının anısına sanat müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Müzede sanatçının sahne kostümleri, çizdiği desenleri, hayranlarından gelen mektupları, aldığı ödülleri, özel eşyaları, bahçesinde buick regal marka otomobili ve heykeli ziyaretçilerine sergilenmektedir.

ADRES : Kumbahçe Mahallesi, 48400 Bodrum/Muğla

TELEFON :   (0252) 313 19 39

ÇALIŞMA SAATLERİ : 08 : 00 – 18 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR.

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ.Şeker ve Kurban bayramlarının birinci günüyle yılbaşı tatilinde kapalıdır.

GİRİŞ ÜCRETİ : 5 TL 

 

nefissanatlarhapishanesi SÖZLÜĞÜ : 

iksv

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı

1.) İSTANBUL KÜLTÜR SANAT VAKFI  ( İKSV ) : 

Nejat Eczacıbaşı önderliğinde kurulmuş kâr amacı gütmeyen ve kamu yararına çalışan bir kültür kurumudur. Vakfın temel amaçları İstanbul’u dünya kültür-sanat başkentleri arasında ön sıralara taşımak, kültür ve sanat yoluyla ulusal ve evrensel, geleneksel ve çağdaş değerler arasında sürekli ve kalıcı bir etkileşim sağlamak ve kültür politikalarının oluşturulmasında etkin rol oynamaktır.

Bu amaçlar doğrultusunda her biri uluslararası nitelikteki İstanbul Müzik, Film, Tiyatro ve Caz Festivalleri, İstanbul Bienali, İstanbul Tasarım Bienali, Leyla Gencer Şan Yarışması ve Filmekimi’nin yanı sıra yıl boyunca özel etkinlikler düzenleyen vakıf, Nejat Eczacıbaşı Binası’nda yer alan Salon ile etkinliklere ev sahipliği de yapar.

Venedik Bienali’ndeki Türkiye Pavyonu’nun organizasyonunu ve Fransa’daki Cité International des Arts sanatçı atölyesindeki bir misafir sanatçı programının koordinasyonunu da üstlenen İKSV ayrıca kültür politikalarının geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla araştırmalar yürütüyor ve raporlar hazırlıyor.

Vakıf ayrıca festivallerinde sunduğu ödüller, verdiği eser siparişleri ve yer aldığı yerel ve uluslararası ortak yapımların yanı sıra her yıl klasik müzik alanında çalışan bir gence sunduğu Aydın Gün Teşvik Ödülü ve yine her yıl üstün başarılı bir edebiyat çevirisinin çevirmenine sunduğu Talât Sait Halman Çeviri Ödülü ile güncel kültür-sanat üretimini desteklemek yolundaki çalışmalarını da sürdürüyor.

 

sabri-berkel4

Sabri Berkel

2. ) SABRİ BERKEL : Türk ressam. ( DOĞUM : 1907, Üsküp – 4 ağustos 1993, İstanbul ) 

Üsküp’te ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, Belgrad Güzel Sanatlar Okulu’nun hazırlık bölümünden 1927-1928’de diploma almıştır ve daha sonra Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nin Felice Carena atölyesinde fresk ve gravür konusunda iki yıl eğitim almıştır. 1935 yılında Türkiye’ye gelerek, Akademi salonlarında ilk kişisel sergisini açmıştır.

Ankara’da iki yıl resim öğretmenliği yapmıştır. 1939’da ise Akademi resim bölümünde gravür atölyesi asistanlığı yapmıştır.

1949-1974 yıllarında Dekoratif Sanatlar Bölümü’nde galeri öğretmenliği, 1965-1969 yılları arasında Yüksek Resim Bölümü başkanlığı yapmıştır. 1961 yılında ise 22.Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde Kompozisyon No I resmiyle birinci olmuştur.

1991 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.

4 Ağustos 1993 tarihinde, yatmakta olduğu Şişlı Etfal Hastanesinde hayata veda etmiştir.

Léopold-Lévy-avec-Jacques-J

Leopold Levy

3. ) LEOPOLD LEVY : Fransız ressam, akademisyen. ( DOĞUM : 1882 , Paris – ÖLÜM : 1966 ) 

Tüm fertleriyle sanatçı ya da sanatsever bir ailenin son çocuğudur. Gençliğinin ilk yıllarında lise döneminde yaptığı ilk resim, evlerinde asılı bulunan Fransız ressam Gustave Courbet’nin çalıştığı kopya resmidir. Aynı yılda liseyi, aralıksız resim yapmak ve müzeleri gezerek sanat çevreleri ile iç içe olmak üzere terk etti. Louvre Müzesi’ndeki ressamlarla arkadaş oldu. Kısa sürede;1898 yılında sanatçı ve yazarların çevresine girdi. Onlarla ileriki yaşamında da sürecek dostluklar kurdu. “Salon des Independans” sergisinde O’nu üne kavuşturacak “Kapı” tablosunu 1899 yılında yaptı. Matisse ‘in çok beğendiği tablo serginin baş köşesine asıldı. 1909’da kendisinden gravür’ün inceliklerini öğrendiği Heymann ile tanışarak Güzel Sanatlar Derneği’nin üyesi oldu ve sürekli olan sergilerine katıldı. En önemli yapıtlarını ürettiği askerlik yıllarında İzlenimcliğin doruğa çıktığı 1914’lü yıllarda kendisinin kübistlerle aynı çalışmaları yaptığı bilinmektedir. Levy’nin sanatında coşku heyecan ve lirizmin başladığı dönem ise;Akdeniz kıyılarını keşfetiği dönemdir.

Çok sayıda resim ve gravür sergisi açtığı 1923 yılından sonra sanat dünyasında tanınmaya başladı. Lucretius’un Rerum Natura’sını 41 gravürü ile resimledi. Normandiya Trasatlantiği’nde dekorasyon işlerinde çalıştı.

1936 yılında ‘Legion D’Honneur Nişanı’ ile şövalye oldu. Aynı yıl Türkiye’ye çağrıldı.

http://art-matisse.com

Henri Matisse

4. ) HENRİ MATİSSE : 20. yüzyılın en önemli ressamlarından. Renkleri büyük bir ustalıkla kullanışıyla Picasso ve Kandinsky ile birlikte, modern sanatın en büyük sanatçılarından biri kabul edilir. ( DOĞUM : 31 Aralık 1869, Le Cateau-Cambrésis, Fransa – ÖLÜM : 3 Kasım 1954, Nice , FRANSA ) 

Matisse 1869 yılının son gününde kuzey Fransa’da dünyaya geldi. 1887 – 1888’de Paris’te hukuk eğitimi alan Matisse, ertesi yıl Saint Quentin’de bir avukatın yanında asistanlık yapmaya başladı. Aynı zamanda, sabah erken saatlerde École Quentin de la Tour’da çizim kurslarına devam etti. Ancak 1890 yılında geçirdiği apandisit ameliyatının ardından büyük ölçüde yatakta geçen bir dönem yaşadı ve bu sırada resim uğraşı giderek bir tutku haline dönüştü.

Böylece, 1891 yılında hukuk alanındaki kariyerine son vererek tamamıyla resme yöneldi ve Paris’e giderek Academie Julian’da William Bouguereau’nun sınıfına kaydoldu. Aynı zamanda kısa bir süre sonra, École des Arts Décoratifs’e yazıldı, 1895 yılında sınavı kazanarak resmen Moureau’nun öğrencisi oldu.

Matisse bu dönemde, kendisi gibi ressam olan komşusu Emile Wery ile birlikte Fransa’nın Brötanya bölgesini ziyaret etti. Daha önce Gauguin gibi öncü sanatçılara esin kaynağı olan Brötanya’dan dönüşünde Matisse, saf prizmatik renklere ilgi duymaya başladı. 1897 yılında, Musée du Luxembourg’da izlenimcileri keşfetmesi de onun sanat hayatı açısından önemli bir dönüm noktası oldu.

1898 yılında, kendisine dört yıl önce bir kız çocuğu vermiş olan Amelie Parayre ile evlenen Matisse, Camille Pissarro’nun tavsiyesi üzerine balayında Turner’ın resimlerini görmek üzere Londra’ya gitti. Paris’e döndükten sonra ilkbahar ve yaz aylarını geçirmek üzere Korsika’ya geçti ve burada Akdeniz ışığı, renklerine yeni bir parlaklık kazandırdı.

1900 – 1904 yılları arasındaki dönemde, Cezanne’ın Mattisse üzerinde kesin bir etkisi vardır. Matisse, bu sırada sergilere de katılmaktaydı; 1903’de Salon d’Automne’a (Sonbahar Salonu) resim verdikten sonra 1904 yılında Vollard’ın galerisinde ilk kişisel sergisini gerçekleştirdi. Cezanne, Van Gogh, Picasso ve modern sanatın öncüsü sayılan daha birçok sanatçıya henüz tanınmadan sahip çıkan Vollard’ın galerisinde sergi açmak, en azından kısıtlı fakat öncü bir sanat ortamının ilgisini uyandırmış olmalıdır.

Matisse 1905 yılı yazını Derain ve bir süre Vlaminck’le birlikte Akdeniz kıyısında bir balıkçı kasabası olan Collioure’da geçirdi. Akdeniz, hayatı boyunca Matisse için sanatına güç veren bir çekim merkezi oldu. Derain, Vlaminck ve Marquet ile birlikte, 1905 Paris Sonbahar Salonu sergisine katıldı. Bu sanatçı grubunun birbirine paralellik gösteren çalışmaları, şiddetli bir halk tepkisinin oluşmasına neden oldu ve eleştirmen Louis Vauxcelles bir yazısında onları pervasız renk seçimleri nedeniyle Fauves (Vahşiler) olarak niteledi. Bu tanımı kabul ederek kendilerine Fovist diyen sanatçılar, resimlerinde rengi temel unsur olarak kullanıyor ve saf rengin ifade gücünden yararlanmayı amaçlıyordu. Eleştirilerin hedefinde Matisse ve özellikle de onun Şapkalı Kadın adlı resmi yer aldı. Halkın ve tutucu sanat çevrelerinin tepkisini çeken bu resim, dönemin avangart sanatına ilgi duyan Stein’lar (Michael) tarafından satın alındı.

Matisse’in en sabırlı modeli olan karısı Bayan Matisse, onun bir diğer erken dönem başyapıtına da konu oldu. 1905 yılında tamamlanan Bayan Matisse:Yeşil Çizgisaf, yalın renkli düzlemlerle kurgulanmış kompozisyonuyla, sanatçının üslup eğilimini ortaya koymaktadır. Bu resimden kısa bir süre sonra Yaşama Sevinci adlı büyük boyutlu yağlıboya çalışmayı gerçekleştirdi. Bu resimde, belirgin kontürlerle sınırlanmış nesne ve figürler, saf renklerle tanımlanmıştır. Matisse’in sanatının ana izleği, resimleri aracılığıyla yaşama sevincini yansıtmaktır ve bu doğrultuda renk, ışık ve resmin konusundan yararlanmayı amaçlar. Yaşama Sevinci, 1906 yılında Salon des Indépentants’da sergilendi ve yine tepkileri üzerine çekti. Paul Signac bile onun yanlış yönde ilerlediği görüşündedir. Buna karşılık Leo Stein, resmi modern zamanların baş yapıtı olarak nitelendirerek satın aldı.

1906 yılında Matisse tekrar Akdeniz’in çağrısına cevap verdi ve Cezayir’e giderek Biskra Vahası’nı ziyaret etti. Buradan resimlerinde faydalanacağı çiniler, kıyafetler ve diğer yöresel nesnelerle döndü. İslam ve doğu sanatı onun üzerinde belirgin bir etkiye sahip oldu.

Matisse sadece çinilere değil, doğu halılarına da ilgi duymuştur. Doğu halılarındaki dekoratif unsurlar, saf renkler, soyut biçimler ve düzeyler önem taşımaktaydı. Matisse’in resimlerindeki iki boyutluluk ve dekoratif unsurların artan önemi Gauguin’in 19. yüzyıl sonunda ortaya koyduğu tavrın bir devamı niteliğindeydi. 1908 yılında yaptığı Kırmızıdaki Uyum onun doğu sanatına ve dekoratif unsurlara verdiği önemin bir sonucudur. Resimde masa örtüsü ve duvarın kırmızı renkte olması ve mavi kıvrımlı motiflerin hem masada hem de duvar yüzeyinde tekrar etmesi, resim yüzeyinin iki boyutluluğunu vurgular. Sanatçı 1907-1909 yılları arasında ders verdiği bir resim okulu da açtı fakat daha sonra sanat çalışmalarına yoğunlaşabilmek amacıyla bunu kapattı. 1909 yılında, Moskovalı bir iş adamı olan ve Matisse’in resimlerini toplayan Shchukin ona resim sipariş etmiştir. Matisse’in Rus koleksiyoner için yaptığı Dans ve Müzik adlı büyük boyutlu çalışmalar; saf renk kullanımı, belirgin dış çizgilerle sınırlanmış figürleri ve yaşama sevincini yansıtan temalarıyla Matisse’in baş yapıtları arasında yer aldılar.Dans’ta elele tutuşmuş daire şeklinde dans eden figür grubu ilginç bir şekilde Ambrogio Lorenzetti’nin Siena’da Palazzo Pubblico’nun duvarlarında yer alan iyi yönetim freskindeki dans eden figürleri anımsatır. Matisse, 1907 yılında bu şehri ziyaret ettiğinde Lorenzetti’nin büyük boyutlu freskini görmüş ve dans eden figürleri dikkatle incelemiş olmalıdır. Müzik ise her biri izleyiciye dönük düz mavi-yeşil bir fon üzerindeki beş adet kırmızı figürden oluşmuş oldukça sade bir kompozisyondur. Figürlerin dizilişleri belirgin bir biçimde notaların dizilişlerini andırır. Her iki resim de 1910’da Sonbahar Salonu’nda sergilendi.

1908 yılında Berlin’e giderek burada Alman dışavurumcuların çalışmalarını görme olanağını bulan Matisse, 1910 yılında bu kez Marquet ile birlikte Münih’i ziyaret etti ve İslam Sergisi’ni gezdi. Sergide özellikle halılardan etkilendi. 1911 tarihli Ressamın Ailesi, bu etkilenmenin boyutlarını açık bir şekilde ortaya koyar. Resimde sanatçının karısı, kızı ve iki oğlu; kanepelerin, duvar kağıdının ve hepsinden önemlisi yerdeki halının dekoratif kalabalığı içerisinde adeta kaybolmaktadır. Aynı yıl yaptığı Kırmızı Stüdyo ise, tek bir kırmızının iki boyuta indirgediği bir mekâna yerleştirilmiş ve sadece kontürleriyle tanımlanmış nesnelerden oluşmaktadır.

1911 ve 1912 kış aylarını Fas’da geçiren Matisse, bu coğrafyanın ve iklimin etkisiyle daha canlı ve ışıklı renkler kullanmaya başladı. Ancak 1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi sanatında yepyeni bir evreyi gündeme getirdi. Resimlerinde biçimler giderek soyutlaşırken renkler koyulaşmaya ve siyah gölgeler artmaya başladı. 1914 tarihli Notre-Dame Görünümü ve Collioure’da Fransız Penceresi bu dönemin başyapıtları olarak gösterilir.

Matisse, savaşın ardından zamanının büyük bölümünü Nice şehrinde geçirmeye başladı. 1918/19 tarihli Keman Kutulu İç Mekan onun yeniden canlanan renk ve ışık ilgisini yansıtır. Bu dönemde ayrıca, dekoratif yönü ağır basan bir dizi Odalık resmi gerçekleştirmiştir.

1930’lu yıllar ile birlikte resimlerinde biçimler iyice yalınlaşmaya ve dekoratif unsurlar önem kazanmaya başladı. 1931-33 yıllarında gerçekleştirdiği ve üç parçadan oluşan büyük Dans frizi bunun en somut örneğidir. Dans’la birlikte 1935 tarihli Pembe Nü ve 1939 tarihli Müzik onun yinelenen temalarının farklı ele alınışlarıdır.

1940’lı yıllar II. Dünya Savaşı’na ve onu giderek yatağa bağımlı hale getiren hastalığına rağmen yoğun bir şekilde üretmeye devam ettiği bir dönem oldu. Jazz adlı kitap için 1947 yılında gerçekleştirdiği, kesilmiş kâğıt üzerine guaj tekniğindeki çalışmalar Matisse’in yerleşmiş sanat anlayışının farklı bir sunumunu oluşturur. İkarusbu çalışmalardan belki de en tanınmış olanıdır. İlerlemiş yaşlarında gerçekleştirdiği çalışmalarından biri de 1943 yılından beri yaşamakta olduğu Vence’deki Rosarie Şapeli için yaptığı tasarımlardır. Kesilmiş renkli kâğıtlarla hazırladığı taslaklar şapelin vitrayları olarak uygulanmıştır. Ayrıca beyaz seramik yüzeyler üzerine siyah çizgilerle gerçekleştirdiği büyük ölçekler Meryem ve Çocuk İsa, Aziz Dominik ve Kutsal haçla ilgili desenler yer alır. Matisse hayatının son dönemlerinde kesilmiş renkli kâğıtlarla gerçekleştirdiği çalışmalara yoğunlaştı. İlerleyen yaşı ve onu neredeyse yatağa bağlayan hastalıklar eserlerini bu farklı teknikte uygulamasına neden olmuş olabilir. 1952 tarihli Mavi Nü bu eserlerden en tanınmış olanıdır.

6388b278ea9e009c3c58c88189c70572

Maurice Utrillo

5. ) MAURİCE UTRİLLO : Maurice Valadon olarak doğan, Fransız ressam. ( DOĞUM : 28 Aralık 1883, Montmartre, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 5 Kasım 1955, Montmartre, Paris, FRANSA )

Doğduğu yıl henüz 18 yaşında olan annesi Marie Clementine Valadon o sırada sirk akrobatlığı yaparak geçimini sağlamaya çalışıyordu. Bir sonra ressamlara modellik yapmaya başladı ve kısa zamanda da Montmartre’in popüler modellerinden biri oldu. Bu arada adını da değiştirerek kendine daha zarif bulduğu “Suzanne” adını kullanmaya başladı. Suzanne’nin ressamlarla yakın ilişkisi nedeniyle ve onların teşvikiyle resim yapmaya başladı ve kısa zamanda aşama kaydederek o dönemin tanınmış kadın ressamları arasına girdi. Maurice’in annesiyle sevgilisi Miguel Utrillo’nun birlikteliği evlenmeleriyle sonuçlandı.

Miguel eşinin ısrarı neticesinde Maurice’i 8 Nisan 1891 tarihinde evlat edindi. Küçük yaşta alkol bağımlısı olan Maurice’i annesi kendisi gibi bir ressam yaparak bağımlılığından vazgeçirmeye çalıştı ve bu çabası başarıya ulaşarak Maurice’i bir ressam yaptı. Maurice çalışmalarında Montmartre sokaklarını tuvale aktarmaya başladı. 21 yaşındayken 1 yıl içinde 100’den fazla resim yaptı. Fakat alkol bağımlılığının devam etmesine rağmen 1909 yılında bir yılda yaptığı ortalama tablo sayısı 200’ü aşmıştı. 1908-1912 yılları arasında yaptığı resimler, en iyi resimleri olarak kabul edilerek bu dört yıla “Beyaz Dönem” adı verilmiştir. 1928’de Fransız Hükümeti tarafından Légion d’honneur nişanına uygun görüldü.1935 yılında Lucie Valore ile evlenen Utrillo’nun yeni yaptığı tablolar, sanat çevreleri tarafından eskisi gibi değerli bulnumadı. 5 Kasım 1955’te Paris’te hayatını kaybetti ve mezarı “Saint Vincent Mezarlığı”na defnedildi.

MTc1OTM5OT-garabet-balyan-kimdir

Gabarat Amira Balyan

6. ) GARABET AMİRA BALYAN : I. Abdülmecid’in mimarlarındandır.( DOĞUM : 1800 – ÖLÜM : 1886 ) 

En önemli eseri, oğlu Nigoğos Balyan’la birlikte yaptıkları Dolmabahçe Sarayı’dır.

Garabet Amira Balyan, Krikor Amira Balyan’ın oğludur. Gençlik yıllarına ve eğitimine dair bilgi bulunmaktadır. 1831 yılında babasının ölümü üzerine onun yerine geçmiştir. Yedikule’deki Ermeni Hastanesi yaptığı ilk yapıdır. Ermeni cemaatine yalnız mimar olarak değil, cemaat meclisinde üyelik yoluyla, büyük bağışlarıyla ve eğitim kurumları kurup destekleyerek hizmette bulunmuştur. Nazeni Babayan’la evliliğinden 10 çocuğu olmuştur. Bunlardan Nigoğos, Sarkis, Agop ve Simon Balyan da hassa mimarı olarak çalışmışlardır. Beşiktaş Ermeni Mezarlığı’na gömülmesine rağmen mezarı ve kitabesi kayıptır.

Garabet Amira Balyan mimarlık tarihine, “Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı” olarak geçer. Ailenin profesyonel etkinliğinin ve sürekliliğinin sağlanmasında önemli rol oynamıştır. II. Mahmud, Abdülmecid ve Abdülaziz’in hükümdarlık yıllarında hassa mimarlığı yapmıştır. En verimli çalışma dönemi, Abdülmecid’in saltanat yıllarına rastlamaktadır. Yaklaşık otuz yıl süren meslek yaşamında 7 saray, 4 fabrika, 1 kışla, 1 cami, 2 hastane, 3 okul, 2 su bendi, 1 türbe-sebil, 7 kilise ve birçok konut tasarlayıp inşa etmiştir.

220px-Nigoğayos_Balyan

Nigoğos Balyan

7. ) NİGOĞOS BALYAN : Garabet Amira Balyan’ın ilk erkek çocuğu, Ermeni mimar. En önemli eseri, babası Garabet Amira Balyan’la birlikte yaptıkları Dolmabahçe Sarayı’dır. ( DOĞUM : 1826 – ÖLÜM : 1858 ) 

1843’te kardeşi Sarkis ile birlikte mimarlık okumak için Collège Sainte-Barbe de Paris’e gitti. 1845’te hastalık yüzünde kardeşi ile beraber İstanbul’a geri döndü. Babası Garabet ile çalışırken tecrübe kazandı ve Sultan I. Abdülmecit’in sanat danışmanı oldu. Ayrıca batı mimarlığını öğretmek için açılan iç mimarlık okulunun kurucusudur.

50487-JuanGrispicture

Juan Gris

8. ) JUAN GRİS : Hayatının büyük bölümünü Fransa’da geçirmiş olan ünlü İspanyol ressam ve heykeltıraş. Eserleri, devrinde yeni ortaya çıkmaya başlayan kübizm çizgisindedir. ( DOĞUM : 23 Mart 1887, Madrid, İSPANYA – ÖLÜM : 11 Mayıs 1927, Boulogne-Billancourt ) 

Önce Madrid’de Zanaat ve Sanayi okulunda öğrenim gördü. O tarihten sonra ressam olarak pergel, cetvel ve gönye gibi araçları yanından ayırmadı. 1906’da Paris’te Assiet te Au Beurre ve Chavari dergilerinde desenler yayımladı. 1911 yılını Braque ve Picasso ile birlikte Céret’te geçirdi.

Yalın ve ciddi bir sanat anlayışı içinde ilk kübist tablolarını yaptı. Paris Çağdaş Sanat müzesinde eserleri vardır. Max Jacob, Raymond Radiguet, Armand Salacrou’nun çeşitli eserlerine litografi veya ofort resimler yaptı. 1924’te Diaghilev yönetimindeki Rus Balesi’nin Çoban Kızının Baştan Çıkışı, Güvercin, Eksik Kalmış Bir Eğitim adlı eserlerinin dekorlarını ve kostümlerini hazırladı. Ömrünün son zamanlarında İtalya’da bulundu.

Jean-Dubuffet-Photo-of-the-artist-Image-via-Inge-Morath-Magnum-Photos

Jean Dubuffet

9. ) JEAN DUBUFFET : Fransız ressam ve heykeltıraş. ( DOĞUM : 13 Temmuz 1901, Le Havre, FRANSA – ÖLÜM : 12 Mayıs 1985, Paris, FRANSA ) 

Debuffet, Fransa’nın Le Havre kentinde dünyaya geldi. 1918 yılında Académie Julian’da ressamlık okumak için Paris’e taşınmadan önce Le Havre’da bulunan Güzel Sanatlar Okulu’na devam etti. Paris’e taşındıktan sonra Suzanne Valadon ve Max Jacob ile arkadaş oldu. Raoul Dufy’nin stüdyosunu ziyaret etti. 1924 yılında resim yapmayı bırakan Dubuffet bu dönem boyunca seyahat etti. Tekrar sanata 1933 yılında döndü. Alaylı ressamlara olan ilgisinin gün yüzüne çıkmasının tarihi 1942 oldu ve Art Brut kelimesini onlar için türetti. 1948 yılında Dr. Hans Prinzhorn’un Artistry of the Mentally II isimli kitabını okuduktan sonra Andre Breton ile birlikte Art Brut topluluğunu kurdu. Amaçları kendi kendini yetiştiren ressamların eserlerini desteklemekti.

Dubuffet, kazanılmış kültürün ürünleri olan sanatları reddetti ve Art Brut’nun ateşli bir savunucusu oldu. Kendi resimlerinde de bu yaklaşımı açıkça görülmektedir.

O dönemden sonra sadece Art brut için çalışan Dubuffet 1985 yılında sanat için geldiği Paris’te hayatını kaybetti.

icartie001p1

Henri Cartier – Bresson

10. ) HENRİ CARTİER – BRESSON : Fransız fotoğrafçı. Belge fotoğrafçılığının önemli isimlerinden biri. ( DOĞUM : 22 Ağustos 1908, Chanteloup-en-Brie, FRANSA – ÖLÜM : 3 Ağustos 2004,  Céreste, FRANSA ) 

Paris’te küçük bir köyde dünyaya geldi ve öğrenimini burada yaptı. 1927-1928 yılları arasında Paris’te kübist ressam André Lhote ile birlikte çalıştı. Onun da etkisiyle resme ilgi duydu ve 1929 yılında Cambridge’e giderek resim ve edebiyat öğrenimi gördü.

Daha çocukluğunda sahip olduğu Brownie marka fotoğraf makinesiyle fotoğrafçılığa adım atan Cartier-Bresson, profesyonel anlamda fotoğrafçılıkla 1930’dan sonra ilgilenmeye başladı. 1931 yılında yanında az bir parayla Afrika’ya gitti ve orada ormanda yaşadıklarını belgeledi. Ancak karasu hummasına yakalanınca Fransa’ya dönmek zorunda kaldı. 1933’te ilk 35 mm’lik Leica’sını aldı. 1937 yılında Ratna Mohini’yle evlendi. Aynı yıl İspanya İç Savaşı’nı konu alan bir belgesel yaptı. Sinemaya olan ilgisiyle birlikte 1936-1939 yılları arasında yönetmen Jean Renoir’ın asistanlığını yaptı ve Une Partie de Compagne (Bir Kır Gezisi) ile La Régle de Jeu (Oyunun Kuralı) adlı filmlerde bulundu.

1940’ta II. Dünya Savaşı sırasında askerlik yaptı ve Almanlara esir düştü ancak 1943 yılında kaçmayı başardı ve Almanların geri çekilmesini görüntülemekle görevli bir Fransız yeraltı örgütüne katıldı. 1945 yılında sürgünlerin Fransa’ya dönüşünü anlatan Le Retour (Dönüş) adlı filmi çekti.

Fotoğrafları 1933’te New York’ta Julien Levy Galerisi’nde, 1947’de Modern Sanatlar Müzesi’nde sergilendi. Aynı yıl fotoğrafçı Robert Capa ve David Seymour’la birlikte Magnum Photos adlı fotoğraf ajansını kurdu. Daha sonraki yıllarda çeşitli yerlerde bulundu; Hindistan, Endonezya, Çin ve Mısır gibi. Buralarda ve Avrupa’da çektiği fotoğrafları 1952-1956 yılları arasında yayımladığı kitaplarında kullandı. Bunlardan en ünlüsü Images à la Sauvette ‘te fotoğrafın anlamı ve tekniği üzerine kapsamlı düşüncelerine yer verdi. Bu kitaplar daha sonraları Cartier-Bresson’un fotoğraf ustası olarak anılmasına yardımcı oldu.

RvR-Selfportrait1

Rembrandt

11. ) REMBRANDT :  Hollandalı ressam ve baskı ustası. Avrupa ve Hollanda sanat tarihinin en önemli ressamlarından biridir. Hollanda’nın ticaret, bilim ve sanatta atılım yaptığı Hollanda Altın Çağında yaşamıştır. “Işığın ve gölgelerin ressamı” olarak da anılır. ( DOĞUM : 15 Temmuz 1606, Leiden, HOLLANDA – ÖLÜM : 4 Ekim 1669, Amsterdam, Hollanda ) 

Cornelia ve Harmen Gerritsz’in oğlu olarak Leiden, Hollanda’da dünyaya gelmiştir. Bir değirmenci olan babası varlıklıydı, annesi ise bir fırıncının kızıydı. Leiden Üniversitesi’nde okuyan Rembrandt, ressam Jacob van Swannenburg’un takdirini kazanmış ve 1621’de onun öğrencisi olmuştur.1624 yılında kısa bir süreliğine de olsa Pieter Lastman’ın yanında Amsterdam’da çıraklık yapmış, 1625’de ise Leiden’de, arkadaşı ve meslektaşı Jan Lievens ile paylaştığı stüdyosunu kurmuştur. 1627’de öğrenci kabul etmeye başlamıştır ki bunlarında arasında Gerrit Dou da bulunur. 1629’da matematikçi Christiaan Huygens’in babası, devlet adamı ve şair Constantijn Huygens tarafından keşfedilmesi ona fayda sağlamıştır; bu bağlantısının bir sonucu olarak Prens Frederik Hendrik 1646’ya kadar Rembdrandt’an tablo satın almaya devam etmiştir. 1630’da babası ölen Rembdrandt, üç yıl sonra Amsterdam’da Hendrick van Uylenburg’un evini kiralamıştır ki bu adamın kuzeni olan Saskia van Uylenburgh ile de sadece bir yıl sonra 1634’de evlenmiştir. Çiftin 1635 doğumlu Rombertus ve 1638 doğumlu Cornelia adlarındaki çocuklarının daha bir yaşına basamadan ölmesinin ardından 1640 yılında doğan ve yine Cornelia olarak adlandırdıkları üçüncü çocukları da birkaç haftalıkken ölmüştür. Aynı yıl Rembrandt’ın annesi de vefat etti. Daha sonra 1641 yılında doğan Titus isimli erkek çocukları yaşasa da, doğum sonrası zorlukların da etkisiyle, Rembrandt’ın eşi Saskia 1642 yılında vefat etmiş ve Oude Kerk’e gömülmüştür. Geertje Dircx eve Titus’a bakması için alınmış, Rembrandt ile 1649’da kötü sonla biten bir ilişki yaşamıştır. 1640’ların sonuna doğru Rembrandt, 1647’de evine kâhya olarak giren Hendrickje Stoffels ile bir ilişkiye başladı ki evli bir çift gibi yaşayan çiftin 1654 yılında adını Cornelia koydukları bir kızları oldu. Günahkâr olduğu iddiasıyla Stoffels kiliseden aforoz edilse de çift ilişkilerini sürdürmüşlerdir.

1656 yılında Rembrandt’ın iflâs ettiği ilan edilmiştir ve bunun sonucu olarak birçok eseri ve antika koleksiyonu açık arttırmaya çıkmış, evi dahil bütün mal varlığı da borçlarını kapatmak için satılmıştır. 1660 yılında Hendrickje, Titus ile birlikte iş kurmuş, Rembrandt’ı da işe almış böylece onu alacaklılarından korumuştur. Bundan üç yıl sonra, 1663’de vefat eden Hendrickje Stoffels Westerkerk’e gömülmüştür. Bu ölümü beş yıl sonra, 1668’de Titus’un ölümü takip etmiştir. Kısa bir süre sonra,4 Ekim 1669’da da Rembrandt vefat etmiştir. Amsterdam’da vefat eden Rembrandt 8 Ekim’de, Westerkerk’te bilinmeyen bir mezara gömülmüştür.

Arama motoru Google, 15 Temmuz 2013 günü hazırladığı ve yayınladığı doodle ile 407. doğum gününü andı.

p1050983

Niko Pirosmani

12. ) NİKO PİROSMANİ :Ünlü Gürcü halk ressamıdır. Naif sanatın öncüsü kabul edilir. Picasso’nun en sevdiği ressam olarak bilinir.

Pirosmanaşvili, daha çok hayvanları, sofradaki ve yemek servisi yapan insanları resmetmiştir. Hiçbir resim eğitimi almamış, kendi kendisini yetiştirmiştir. Ressam sağlığında Gürcistan ve Rusya dışında pek tanınmamaktadır. Pirosmani, yaşadığı kasabayı ziyaret eden bir Fransız aktrise âşık olmuş ve onun resimlerini yapmıştır. Bu aşk öyküsü, Andrey Voznesenski’nin bir şiir ve Alla Pugaçeva’nın söylediği bir şarkıyla ünlü bir öyküye dönüşmüştür. Ressam, en ünlü tablosu olan Aktris Margarita da aşık olduğu aktrisi resmetmişti. Dünyaca ünlü diğer tabloları kız kardeşini resmettiği Çiçekli Şemsiyeli Kadın, Bira Kupalı Kadın, Baba ve Oğul adlı tablolarıdır.

Hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmeyen Aktris Margarita kendisini terkettikten sonra Pirosmaşvili çok yoksul düşmüş, yaşamını bir evsiz olarak sürdürmüştü. Ancak resim yapmayı sürdürdü ve resimlerini karnını doyurduğu lokantalara bıraktı. Resim malzemesi almak için dükkân boyamaktaydı. Malzeme bulamadığı zaman siyah muşamba üzerine resim yaptı ve zamanla muşamba onun orijinal materyali oldu. Şair İlya Zdaneviç’in gayreti ile 1913 yılında bir gazetede hakkında yazı yayımlanmasından sonra tanınmaya ve resimlerinin değeri anlaşılmaya başladı. Ressam yine de hayatını yoksulluk ve yalnızlık içinde tamamlamıştır. Mezarının yeri bilinmemektedir. Eserleri, ölümünden sonra bir araya getirilmişir.

Pirosmani’nin eserleri Türkiye’de ilk defa İrina Arsenişvili küratörlüğünde İstanbul’daki Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde Ağustos 2007’de sergilenmiştir. Ayrıca İstanbul’da, 2007 – 2010 arasında, adını bu ressamdan alan Türkçe ve Gürcüce olarak Pirosmani dergisi yayımlanmıştır  ve adına açılmış bir sanat galerisi bulunmaktadır.

Koudelka

Josef Koudelka

13. ) JOSEF KOUDELKA : Çek fotoğrafçı. ( DOĞUM : 10 Ocak 1938,  Boskovice, Çek Cumhuriyeti ) 

Koudelka usta fotoğrafçılar arasında ileri seviyede biçimsel çingene fotoğrafları ile tanınmış bir isimdir. 1962 yılından bu yana Doğu Avrupa, İrlanda, İngiltere, İspanya ve Fransa’yı gezerek geniş çaplı çingene çalışması gerçekleştirmiştir.

05176a42e9ecea7fb967f16610315fdc

Akira Kurosawa

14. ) AKİRA KUROSAWA : Japon film yönetmeni, film yapımcısı, senarist ve kurgucu. 57 senelik kariyerinde 30 film yöneten Kurosawa, sinema tarihinin en önemli ve etkileyici yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir.

Kurosava, 1936 senesinde Japon sinema endüstrisine kısa bir süreliğine ressam olarak girdi. Çeşitli filmlerde yönetmen yardımcısı ve senarist olarak çalıştıktan sonra 1943 senesinde II. Dünya Savaşı sıralarında ilk filmi olan popüler aksiyon filmi Sugata Sanshiro’yu filme aldı. Savaştan sonra 1948 senesinde Drunken Angel filmini çekti. Bu filmde o zamanlar tanınmayan bir aktör olan Toshirō Mifune’yi başrolde oynattı. Ve yine bu filmle Japonya’daki gelecek vaad eden genç yönetmenler arasındaki yerini sağlamlaştırdı. Daha sonra bu iki adam birlikte 15 film daha çektiler.

Kurosava’nın önemli filmlerden Raşamon filminin ilk gösterimi Tokyo’da 1950 senesinde yapıldı. Film 10 Eylül 1951’de Venedik Film Festivali’nde, Altın Aslan ödülünün sürpriz kazananı oldu. Ve sonradan Avrupa ve Kuzey Amerika’da gösterime girdi. Bu filmin batı pazarında yakaladığı reklam başarısı ve olumlu eleştiriler Japon sineması için bir ilkti. Böylece Kurusava’nın bu başarısı diğer Japon yönetmenlere de uluslararası arenada tanınma olanağı tanıdı. 1950’li yılladan 1960’lı yılların başına kadar Kurosava, aşağı yukarı her sene bir film üretti. Bunların içinde, Ikiru, Yedi Samuray ve Yojimbo gibi bazı filmler yüksek derecede saygınlık kazandı. 1960’ların ortalarında sonra Kurosava’nın daha az verimle çalıştı. Ama son zamanlarında yaptığı işlerinden son iki epik filmi Kagemusha ve Ran ile ödüller almaya devam etti. Bunların içerisinde Kagemusha filmi için aldığı Altın Palmiye ödülü de vardır.

1955 senesinde Akademi Ödülleri’nin verdiği Akademi Onur Ödülü’nü kabul ettiÖlümünden sonra AsianWeek dergisinde “Sanat, Edebiyat ve Kültür” kategorisinde “Yılın Asyalısı” olarak isimlendirildi ve CNN tarafından “Son 100 yılda Asya’nın gelişmesine en çok katkıda bulunan insanlardan (beşliden) biri” seçti.

chagall1

Marc Chagall

15. ) MARC CHAGALL :  Yahudi kökenli Rus-Beyaz Rus-Fransız ressam. Chagall, o dönemler Rusya İmparatorluğu’na dahil olan Beyaz Rusya’da dünyaya geldi.İzlenimcilik akımının ardından gelen modern sanat hareketinde yer aldı.( DOĞUM : 

Marc Chagall, Yahudi bir ailenin dokuz çocuğunun en büyüğü olarak, Belarus’ta Vitebesk yakınlarındaki Liozno’da dünyaya geldi. Babası Khatskl (Zakhar) Shagal, ringa balığı ticareti yapıyordu. Annesi ise Feige-Ite idi. Chagall’ın çalışmalarındaki göndermelerden de anlaşıldığı üzere, ressam mutlu bir çocukluk dönemi geçirdi. O günlerde yaşadıkları Pokrovskaya Sokağı’ndaki ev “Marc Chagall Müzesi”‘ne dönüştürüldü.

1906’da, ünlü bir yerel ressam olan Yehuda Pen’in yanında resme başladı. Kısa bir süre sonra, 1907’de ise St. Petersburg’a taşındı. Orada Sanat Destekleyicileri Topluluğu’na ait okula, Nikolai Roerich’in yanında çalışmak üzere girdi. Okul hayatı boyunca pek çok tarzda ressamı tanıma fırsatı buldu. 1908-1910 yılları arasında ise Zvantseva Resim ve Çizim Okulu’nda Leon Bakst ile birlikte çalıştı.

St. Petersburg’un Yahudi sakinlerinin şehirde özel izinle kalabildikleri bu dönemde ressam çok zor günler geçirdi. Bu sınırlamalara uymadığı için hapis bile yattı. Bütün bu güçlüklere rağmen, Chagall, St. Petersburg’da 1910 yılına kadar kaldı. Bu kalışı sırasında memleketini de düzenli olarak ziyaret ediyordu. 1909 yılında ise gelecekteki eşi Bella Rosenfeld ile tanıştı.

Ressam olarak belirli bir ün kazanan sanatçı, St. Petersburg’dan sanat çevresine daha yakın olmak için Paris’teki Montparnassecivarına yerleşmek üzere ayrıldı. Orada, Guillaume Apollinaire, Robert Delaunay ve Fernand Léger gibi avangart ressamlarla arkadaş oldu. 1914 yılında Vitebsk’e geri döndü ve bir sene sonra nişanlısı Bella ile evlendi. Çift Rusya’dayken I. Dünya Savaşıçıktı. 1916 yılında Chagall’ların Ida ismini verdikleri ilk kızları dünyaya geldi.

Chagall, 1917’deki Rus Devrimi’nde aktif rol aldı. Sovyet Kültür Bakanlığı, ressama Vitebsk bölgesinden sorumlu görevli ünvanını verdi. Chagall, Vitebsk Modern Sanatlar Müzesi ve Sanat Okulu’nu kurmasına rağmen, bir süre sonra Sovyet sisteminin politikalarına katlanamamaya başladı. O ve eşi, önce 1920 yılında Moskova’ya taşındılar. Üç sene sonra 1923’te ise Paris’e geri döndüler. Bu dönemde, Chagall’ın orijinali Rusça yazdığı anıları İbranice ve eşi Bella’nın çevirisiyle Fransızca yayınlandı. Aynı günlerde, İbranice makaleler, şiirler ve denemeler de yazdı. 1937 yılında ise Fransa vatandaşlığına geçti.

II. Dünya Savaşı sırasında, Nazilerin Fransa’yı işgal etmesi ve Yahudileri sürmesi sırasında, Chagall Paris’ten kaçarak Marsilya’ya gitti. Oradan ABD’li gazeteci Varian Fry’ın yardımıyla önce İspanya ve Portekiz’e geçti. 1941’de ise Chagall’lar Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti. 2 Eylül 1944’te, Chagall’ın sevgili eşi, resimlerinin temel konusu ve hayat arkadaşı Bella Rosenfeld öldü. İki sene sonra, Avrupa’ ya dönen Chagall, 1949’tan itibaren Fransa’nın güneyinde Provence’da çalışmaya başladı. Aynı yıl içinde, Kişilerin Birbiriyle Dostluğu ve Irkçılıkla Mücadele isimli sivil toplum örgütünün kuruluşunda yer aldı.

Bella’nın ölümüyle girdiği depresyondan Virginia Haggard’la tanışması ile kurtuldu. İkilinin David isimli bir oğulları oldu. Aynı günlerde, Chagall, tiyatro komisyonundan finansal destek aldı ve resimlerinde renklerin özgür ve hayat dolu kullanımını keşfetti. Bu dönemdeki çalışmaları, çoğunlukla sevgi ve hayatın neşesi üzerineydi. Ayrıca, seramik, heykel ve cam boyama üzerine çalışmaya başladı.

1950 yılında, grafikle ilgilenmeye başladı. Fernard Mourlot ile tanıştıktan sonra sık sık Mourlot Stüdyoları’nı ziyaret edip pek çok taş baskı üretti. Bu üretimde Charles Sorlier’in de yardımları oldu. Sorlier daha sonraları Chagall’ın en yakın arkadaşı ve yardımcısı olacaktı. Sorlier-Chagall dostluğu Chagall’ın vefatına kadar sürdü.

Ressam, 1952 yılında “Vava” olarak seslendiği Valentina Brodsky ile ikinci evliliğini yaptı. Yunanistan’a pek çok kez gitti ve 1957 yılında İsrail’i ziyaret etti. Kudüs’teki Hadassah Ein Kerem Hastanesi Sinagogu’nun camlarını boyadı ve 1966’da da yeni parlamento binasının duvar sanatı ile ilgilendi.

Altı Gün Savaşı sırasınca hastaneye çok sayıda saldırı oldu. Bu saldırılar, Chagall’ın çalışmasını tehlike altında bırakıyordu. Bu sebeple Chagall, Fransa’dan bir mektup yazarak: “Pencereler hakkında endişelenmiyorum. Endişelendiğim tek şey İsrail’in güvenliği. Lütfen İsrail’i rahat bırakın ve ben de daha güzel pencereler yapayım.” dedi. Tüm pencerelerin zamanında kaldırılmış olması büyük bir şanstı. Böylece hiçbiri zarar görmedi. 1973 yılında ise İsrail Chagall’ın bu pencere çalışmalarının pullarını çıkarttı.

Chagall, 28 Mart 1985’te, 97 yaşında iken Fransa’da, Saint-Paul de Vence’de öldü ve oradaki bir mezarlıkta gömüldü.

Sanat Hayatı : 

Chagall, Beyaz Rusya’nın halk yaşamından çok fazla esinlendi. Ayrıca, Yahudi temellerini yansıtan pek çok dinsel tema işledi. 1960 ve 1970’lerde, Chagall kamusal alanlarda, belediyeye ait mekanlarda ve dini binalarda yürütülen birçok geniş ölçekli projeye katıldı.

Chagall’ın sanat çalışmalarını kategorize etmek çok zordur. I. Dünya Savaşı öncesinde Paris’te avantgart akımlara dahil oldu fakat çalışmaları, diğerleri ile karşılaştırınca dönemin kübizm ve fovizm gibi popüler sanat hareketlerine daha yakındı. Ayrıca, özellikle Amedeo Modigliani olmak üzere tüm Paris Okulu ile yakın ilişki içindeydi.

Çocukluğunun da etkisiyle, Chagall’ın çalışmaları tecrübelerine ait küçük detayların toplanması olarak yorumlanabilir. Örneğin, mutluluk ve iyimserliği çok canlı renkler kullanarak ifade etti. Chagall, sık sık eşiyle kendisinin de resimlerini de yaptı. Bu resimlerde çift, renkli bir dünyaya boyalı camlar arkasından bakan izleyiciler gibidir. Örneğin, bazıları, “La Crucifixion Blanche”‘ı Stalin rejimi, Nazilerin yaptıkları katliam ve Yahudiler’in çektikleri acıları gören Chagall’ın dünyaya bakışının yansıması olarak kabul eder.

248

Fernando Botero

16. ) FERNANDO BOTERO : Kolombiyalı modern sanat ressamı.( DOĞUM : 19 Nisan 1932, Medellin, KOLOMBİYA ) 

Eğitimini İspanya’da San Fernando Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi’nde almıştır.

Fernando Botero genellikle şişman insanlar çizmektedir. Önemli tabloları arasında İsa’nın ve Mona Lisa’nın şişman halleri de yer alır.

49hirayamaikuo

İkou Hirayama

17. ) İKOU HİRAYAMA :  Japon Nihonga ressamıdır. ( DOĞUM :15 Haziran 1930, Setoda, Japonya – ÖLÜM : 2 Aralık 2009, Tokyo, JAPONYA ) 

Japon resim sanatı Nihonga’nın 20. yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden biri olan Ikuo Hirayama, eserlerine İpek Yolu’nu tema edinmiş ve bu güzergâhta yaşamı boyunca gerçekleştirdiği 100’ü aşkın seyahatle Türkiye’yi de pek çok kez ziyaret etmiştir.

2590

Alberto Giacometti

18. ) ALBERTO GİACOMETTİ : Paris Ekolü’ne dahil olan İsviçre asıllı heykeltıraş, ressam, resim çizimcisi ve estamp hazırlayıcısı.

Alberto Giacometti Ekim 1901de İsviçre’nin İtalyanca konuşulan bölgesinde doğmuştur. Babası tanınmış bir post-empresyonizm akımına bağlı bir ressamdı. Alberto ailenin dört çocuğundan en büyüğü idi; diğer kendinden küçük kardeşi Diego ile hayatında her zaman çok yakın olmuştur ve diğer bir kardeşi ise bir mimardır. Alberto çocukluğundan beri sanata büyük ilgi göstermiştir. Alberto sanat öğrenimini İsviçre’de Genevre Güzel Sanatlar Okulu’nda yapmakla beraber önemli çalışmalarını Paris’de yapmış ve burada gelişen önemli sanat akımları olan Sürrealizm, Ekpresyonizm, Kübizm, Formalizm akımlarında önemli katkılarda bulunmuştur.

Giacometti Isvicre’de Italya siniri yakinda Italyanca konusulan bir bolgede bulunan Stampa sehrinin Borgonova adli bir koyunde dogmustur. Babasi, Giovanni Giacometti, Isvicre’de adi iyi bilinen bir Post-empronisyonist ekole bagli ressamdi. Giacometti daha kucuk yasta sanatla mesgul olmaya basladı; çizgi resim, tablo resim ve heykel ile ugrasmaya cok erkenden basladı. 1919-1920de Genevre’de Guzel Sanatlar Okulu’nda sanat egitimi aldı ve sanat egitimine 1910-1921de Italya’da devam etti. 1922de sanat egitimine devam etmek için Paris’e gitti. Once sanatçı Archipenko’nun studyosuna devam etti. Sonra 5 yil suren bir donem için heykeltiras Auguste Rodin’in bir çalışma arkadası olan heykeltıras Antoine Bourdelle’in atölye asistanligini yaptı.

İlk tek kisilik sergisini 1927de Zurih’de Galerie Aktuaryus’de yapti. Bourdelle’in atölye asistanı iken Giacometti kubizm ve gerçeküstücüluk akımlarına uyarak eserler hazırladı. Sanat hayatında bu doneminde cok siddetli huzursuzluk duyma krizleri geçirerek sanatinin seklini degiştirerek polikrom heykeller, kafesler, erotik kinetik nesneler, hemen hemen abstre nesneler ve diger stiller denemelerine girişti. 1930-1935 arasinda Gerçeküstücülük akımına dahil oldu ve “gerçeküstücü” heykeltıraşların basta geleni olarak sayılmaya basladı. Bu sirada Paris Ekolu’nun diger ünlü sanatçı üyelerinden Joan Miro, Pablo Picasso ve Balthus ile yakın sanat ve şahsi arkadaslıkları kurdu.

1934-1935 de stilini yeniden degistirerek heykelerini yeni insan modeller kullarak yapmaya basladı. Fakat yaptığı heykellerin boyutu gittikçe küçülmeye basladı ve heykelleri o kadar küçüldü ki nerede ise heykel olma niteligini kaybetti. 1938 ve 1939 da Giacometti heykelerinin konusunu insan büstüne dönüştürdü ve modelin bakisina konsantre etti. Ikinci Dunya Savasi’nda yine ülkesi Isvicre’ye gitti ve 1941-1945 de Genevre’de yasadi. Savastan sonra tekrar Paris;e dondu. Giacometti 1935 ile 1945 arasında hic bir sergiye katılmamistir. 1961de ABD “Pittsbourgh International Heykelcilik Birinci Ödülü” verildi. 1962de Giacometti “Venedik Biennale”‘de “Heykelcilik icin Büyük Ödul”e layık görüldü. 1964de “Resim icin Guggenheim International Odulu” verildi. Bu oduller ona uluslararasi ün getirdi. Bu yillarda Giacometti’nin eserleri icin cok sayıda Avrupa sehirlerinde buyuk sahsi sergilerde gosterildi. Bu uluslarasi populeritesine dayanarak sagligi pek iyi olmamkla beraber 1965de Atlantiki gecerek New York Museum of Modern Art’daki sergiden basliyarak diger buyuk ABD sehirleiunde kendi eserleri icin acilan sergilere sahsen katildi.

Bu enternasyonal un kazanmasina ve eserleri sanat piyasalarinda cok talepde olmakla beraber Giacometti yaptigi model heykelleri hemen bitirip satmayip tekrar tekrar geri donerek yenislestirip degistirmekle hatta tahrip edip atmakla ugrasmaktaydi. Giacometti bu arada eserlerinin fotolarini ve baski kopyalarini sinirli bir sekilde yayinlamaya basladi. Bu sinirli baskilar en onemli eserlerini acikca gostermekte ve her edisyon 30 taneden fazla basilmamistir ve 1970de bile bu eserler sanat piyasasinda cok nadir bulunur olmustur. En son eseri olarak “Paris sans fin (Sonsuz Paris)” adi altinda basilan kitaba metini sagladi ve bilip yasamis oldugu yerler hakkindaki hatiralara dayanan 150 tasbaski imaj ihtiva etmekteydi.

Giacometti 1966da Isvicre’de Chur sehrindeki Kantonsspital’da kalp hastaliginda yataina veda etti ve ailesinin mezzarlariu bulunan dogum koyu Borgonovo mezarligina gomuldu.

2007de Giacometti’nin dul karisinin mirasinin idarecisi olan Fransiz Disisleri Bakani “Roland Dumas” miras olarak kalan Giacometti eserlerini varislere bildirmeden gizlice bir sanat eseri saticisi, Jacques Tajana’a satmasi dolayisiyla yargilandi ve her ikisi de suclu bulunarak varislerin Vakfina buyuk bir meblag (€850,000) odeme yapma cezasi verildiler.

Giacometti “Gerçeküstücü Akimi”‘na ana katkida bulunan sanatcidir. Buna ragmen eserelerini siniflandirip degerlendirmek gayet zordur. Bazi kritikler bu eserleri formalist olarak gormekte; digerleri ayni eserleri ekpresyonist ve hatta “hisler bloku” ifade eden eserler olarak gormektedirler. Gerçeküstücü sanat grubundan ayrildiktan sonra modele dayanan heykeller yaptigini aciklamakla beraber, yaptigi bir eser dogayi aynen aksetirmeyi hedef almamaktadir ve ortaya cikardigi eser esserin dayandigi modele Giacometti’nin hissi duygularinin ne oldugunu ifade eden bir nesne olmaktadir. Modelinin heykelini kendinin modeli her turlu hisleriyle nasil gordugunu herkese gostermek icin hazirlamistir. Insan figurun oldugu gibi degil heykelcinin bu modelin yaptigi golgesini sanatcinin gordugu gibi yapildigini ifade etmistir. Diger taraftan eserleri kendine nasil baktigini kendini nasil hisedip gordugunu ifade etmektedir.

Amerikan felsefecisi William Barrett yazdigi bir eserde  Giacometti’nin figurlerinin 20. yuzyildaki modernizm ve ekzistantiyalizm felsefi goruslerinin modern hayatin giderek daha anlamsiz ve bos oldugunu aksettirdigini bildirmekte ve “Gunumuzun butun heykelleri, ayni gecmisteki heykleller gibi, bir gun parcalanip kaybolup gideceklerdir…. Bunun icin kisinin eserini bu en kucuk koseye girebilecek sekilde yapmasi ve cisiminin her zerresini hayatla doldurmasi gerekmektedir. demektedir.

alain-resnais

Alain Resnais

19. ) ALAİN RESNAİS : Fransız yönetmen. ( DOĞUM : 3 Haziran 1922, Vannes, Morbihan, Bretagne Fransa – ÖLÜM : 1 Mart 2014 , FRANSA ) 

Fransız Yeni Dalga hareketinin üyelerinden biridir. Oldukça uzun ve verimli geçen sinema yaşamında genellikle Gece ve Sis (Nuit et Brouillard, 1955), Hiroşima Sevgilim (Hiroshima Mon Amor, 1959) ve Geçen Yıl Marienbad’da (L’Année Dernière à Marienbad, 1961) gibi erken dönem çalışmalarıyla tanınmaktadır. 1 Mart 2014 tarihinde ölmüştür.

011110rohmer718

Eric Rohmer

20. ) ERİC ROHMER : Fransız yönetmen ve senarist. Savaş sonrası Yeni Dalga akımı sinemasının kilit isimlerinden biri kabul edilir. Aynı zamanda Fransız sinema dergisi Cahiers du cinéma‘nın eski editörüdür.( DOĞUM : 4 Nisan 1920, Tulle, FRANSA, – ÖLÜM : 11 Ocak 2010, Paris, FRANSA ) 

Takma adı olan Éric Rohmer’i, aktör ve yönetmen Erich von Stroheim ile Fu Manchu serisinin yazarı Sax Rohmer’den etkilenerek aldı.

Fransız Yeni Dalgasının son temsilcilerindendi. Cahiers du cinéma ‘dan arkadaşları olan ve aralarında Jean-Luc Godardile ,François Truffaut’nun da olduğu bazı yönetmenler uluslararası sinema arenasında seslerini duyurmaktayken Rohmer, 1957 – 1963 yılları arasında bu derginin editörlüğünü yaptı.

1970 yılında Ma nuit chez Maud (Maud’daki Gecem) adlı filmiyle, En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü’ne aday oldu.

1986’da The Green Ray / Le Rayon vert filmiyle Altın Aslan’ı kazanan Rohmer ayrıca 1983’da Pauline à la plage filmiyle Berlin Film Festivali’nde en iyi yönetmene verilen Gümüş Ayı ödülünü kazanmıştır.

1200px-Federico_Fellini_NYWTS_2

Federico Fellini

21. ) FEDERİCO FELLİNİ : İtalyan film yönetmeni. ( DOĞUM : 20 Ocak 1920, Rimini, İTALYA – ÖLÜM : 31 ekim 1993, Roma, İTALYA ) 

İlkokul eğitimini, Rimini’de San Vicenzo rahibelerinden aldı. On yaşındayken evden kaçıp bir sirke girdi. 1938’de üniversiteye kaydını yaptırdı; fakat derslere devam etmek yerine mizah dergisi “420” ve resimli roman dergisi “Avventuroso” için çalışmaya başladı. 1939’da Roma’ya gitti ve karikatür sanatçısı olarak çalıştı. 1939-1940 yılları arasında radyo oyunları ve filmler için espriler yazdı. 1943’de oyuncu Giulietta Masina ile evlendi. Birçok filmde birlikte çalıştılar. 1944’de Roberto Rossellini ile birlikte “Roma, Città Apperta (Roma Açık Şehir)” filminin senaryosu üzerine çalıştı. 1946-1952 yılları arasında senaryo yazarı ve yönetmen yardımcısı olarak Rosselini, Alberto Lattuada ve Pietro Germi ile çalıştı. 1950’de ilk filmini Lattuada ile birlikte yönetti. Başarılı sinema kariyeri boyunca dört kez En iyi Yabancı Film Oscar’ını aldı. 1993’de meslek yaşamında gösterdiği başarı için özel bir Oscar’la onurlandırıldı. 31 Ekim 1993’deRoma’da kalp krizinden öldü.

70693a4c12e081bd257346d956af4f30

Roman Polanski

22. ) ROMAN POLANSKİ :  Polonyalı aktör, yönetmen, yapımcı ve senarist. ( DOĞUM : 18 Ağustos 1933, Paris, Üçüncü Fransa Cumhuriyeti ) 

Polanski, 1933’te Polonyalı bir Yahudi ile bir Rus göçmeninin oğlu olarak Paris’te dünyaya geldi. Üç yaşında ailesi ile birlikte Krakov’a taşındı. 1940’ta şehrin Almanlar tarafından işgal edilmesinin ardından ailesi bir toplama kampına gönderildi.

Naziler tarafından götürülmesinden hemen önce babasının sayesinde kaçmayı başaran Polanski, iyiliksever Katolik ailelerin yardımı sayesinde hayatta kalmayı başarır. Annesi Auschwitz’de ölür. Kamptan sağ olarak kurtulmayı başaran babası, oğluyla birlikte Krakov’a döner. Babasının tekrar evlenmesi üzerine, artık bir yetişkin olan Polanski evden ayrılır. Babası, Polanski’yi bir teknik okula gönderir. 1950’de bir sinema okuluna devam etmek üzere okulu terk eder. Aynı zamanda, Krakov tiyatrosunda aktör olarak işe başlar. İlk sahneye çıkışı, 1954’te Andrezj Wajda’nın “Pokolenie / Bir Kuşak”ı ile olur.

1954’te Lodz’un ünlü Devlet Film Okulu’nda yönetmenlik bölümüne girer, üç yıl sonra öğrencilik döneminin ilk filmi olan “Rozbijemy Zabawe/ Break Up The Party” yi çeker.

İlk tanınan filmi 1962’de çektiği “ Knife in The Water – Suda Bıçak” olur. Bu filmde senaryo üzerinde kendisi çalışmıştır. Sonraki iki filmini çekmek üzere Birleşik Krallık’a giden yönetmenin burada yaptığı ilk film olan “ Repulsion – Tiksinti”, parlak bir başarı elde edemez. Filmin, yönetmenin en çok sevdiği filmi olduğu söylenir. Polanski’nin Hollywood’a ayak basışı, 1968’de çektiği korku filmi “Rosemary’s Baby- Rosemary’nin Bebeği ” ile olur. Önceki eserlerinde olduğu gibi bu filmde de yönetmen, uğursuzluklara işaret eden bir dehşet havası yaratır.

Bir sonraki filmi Macbeth, bir Shakespeare uyarlamasıdır. İkinci karısı Sharon Tate’in Manson Ailesi tarafından canicesine öldürülmesinin hemen ardından çekilmesi, yönetmenin hissettiği acı ve şiddetin filme yansımasına sebep olmuştur.

Bu filmin ardından kılık değiştiren yönetmen, İtalya’ya gidip bir seks komedisi çeker. Ardından, en iyi filmlerinden biri sayılan “Chinatown”u çekmek üzere tekrar Hollywood’a döner (1974). Film, Polanski’ye bir Oskar, bir de İngiliz Akademi Ödülü getirir. 1976 yılında çektiği heyecan verici ve gerçeküstü “The Tenant- Kiracı” ile başarıları devam eder. Uğursuz, paranoyak bir delilik, suistimal ve intikam hikâyesini anlatan filmin Polanski’nin Paris’e geldiği ilk yıllarda yaşadığı mahallede çekildiği söylenir. Bu film aynı zamanda “apartman üçlemesinin” Repulsion ve Rosemary’nin Bebeği’nden sonraki üçüncü ve son filmi olma özelliğini taşımaktadır.

VARIOUS

Ingmar Bergman

23. ) INGMAR BERGMAN : İsveçli oyun yazarı ve film yönetmeni. ( DOĞUM : 14 Temmuz 1918, Upssala, İSVEÇ – ÖLÜM : 30 Temmuz 2007, Farö, İSVEÇ ) 

Birçok filminde karakterleri, sanat çevreleri içine yerleştirmiştir. Filmlerinde tavrını daima kadınlardan yana koyar. Mizahive eğlenceli filmler de yapmıştır.Bir Protestan papazının oğlu olarak 1918’de İsveç Uppsala’da doğmuştur. Çok sayıda evlilik yapmıştır. Bunların sonuncusu, kült oyuncusu Liv Ullmann ile yaptığıdır. Diğer kült oyuncusu ise Max von Sydow’dur. 30 Temmuz 2007’de sabahın erken saatlerinde İsveç’te Fårö adasındaki evinde 89 yaşında ölmüştür. Kızı Eva Bergman tarafından uykusunda öldüğü açıklanmıştır. Bergman 2005 yılında Time dergisi tarafından dünyanın yaşayan en büyük yönetmeni olarak nitelendirilmiştir. 9 defa en iyi yönetmen Oscar’ına aday gösterilen Bergman’ın eserleri, 1960, 1961 ve 1983 yıllarında En İyi Yabancı Film Akademi Ödülü’nün sahibi oldu.

07AD9C17D790F946A60C7754r

Aydın Gün

24. ) AYDIN GÜN :  Opera Sanatçısı, Rejisör, İstanbul ve Ankara Operası’nın kurucusu. ( DOĞUM : 1917, Adana, TÜRKİYE – ÖLÜM : 30 Kasım 2007, Berlin, ALMANYA ) 

Carl Ebert’in asistanı olan Tenor Aydın Gün Türkiye’de operanın gelişmesine çok büyük katkıları olan değerli bir kültür sanat insanıdır. 19 Şubat 1957’de Ankara Devlet Operasında sahnelenen ve Van Gogh’un hayatı üzerine kurgulanan operanın rejisi Aydın Gün’e aitti.

Gün, operayı Ankara dışına taşımak ve İstanbul’da ikinci bir opera oluşturmak için çok çalıştı. Türk operasına daha başından beri damgasını vuran kişilerden biri olan Aydın Gün, yöneticiliğinin yanında birçok eserde başrolleri üstlenmiş ve eserler sahneye koymuştu. Aydın Gün bu birikimini İstanbul’a taşımış; İstanbul Belediyesi Şehir Operasını açmak için bütün hazırlıkları tamamlamıştı. 19 Mart 1960’ta Tepebaşı Tiyatrosunda “Tosca”‘yı seslendirmek için perde açıldı. Dönemin Belediye Başkanı Kemal Aygün’ün de desteğiyle sanat hayatımıza kazandırılan İstanbul Operası, bu tarihten sonra birbirinden güzel eserleri sahnelemeye başlamıştı.

Aydın Gün, 1950’li yılların sonlarından itibaren opera klasiklerinden yaklaşık 40 yapıtın rejisini yaptı ve yurtdışında operalar sahneledi.

1951 yılında Rigoletto rejisiyle büyük başarı kazandı. Bunun üzerine devlet tarafından Viyana’ya gönderildi. 1957 yılında Klagenfurt Operası’nda Turandot ve Rigoletto’nun rejisörlüğünü üstlenmiştir. 1966 yılında Paris’te Giacomo Puccini’nin “La Fanciulla del West” operasını, 1972 yılında Nantes kentinde Giuseppe Verdi’nin “Aida” operasını sahneledi.

Aydın Gün, Devlet Operası Genel Müdürlüğü ve Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin Sanat Yönetmenliği gibi görevlerde bulundu, Avrupa Konseyi Kültür Ödülünün yanı sıra 1988 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırıldı.

1973 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kurucuları arasında yer alan Aydın Gün, 1974–1993 yılları arasında Uluslararası İstanbul Festivali’nin Genel Müdürü olarak İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yaptığı birçok etkinliğin öncüsü oldu. Yirmi yıl süreyle Uluslararası İstanbul Festivali’nin sanat yönetmenliğini yapmış, İstanbul Bienali’nin ilk yılları sayılan Çağdaş Sanat Sergileri’ni o başlatmıştı.

İKSV’deki görevinin ardından CRR’nin Genel Sanat Yönetmenliği görevini üstlenen Gün, 1990’larda Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.’nde Kültür-Sanat Danışmanı olarak çalıştı, Yapı Kredi Sanat Festivali ve bankanın özel etkinlikleri çerçevesinde 1994-1997 döneminde gerçekleştirilen iki yüzü aşkın başarılı uluslararası ve ulusal sahne performansının organizasyonunda çok etkin bir rol üstlendi. Aynı dönemde, Yapı Kredi’nin yayınladığı “Büyük Besteler Büyük Ustalar” CD’leri başta olmak üzere çeşitli müzik projelerinde değerli müzisyen Bekir Sıtkı Sezgin’le eşgüdüm içinde çalışan Aydın Gün, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından gerçekleştirilen uluslararası resim sergilerinin projelendirilmesi sürecinde de değerli katkılar koymuştur.

İlki 1995 yılında gerçekleştirilen, Yapı Kredi’ye kültür-sanat organizasyonları alanında IPRA’dan altın madalya kazandıran ve bankanın 2000 yılında son verdiği Yapı Kredi Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması’nın fikir babası ve kurucusu olan Gün, 1990’ların sonunda, eşi Azra Gün ve oğlu, ressam Mehmet Gün’le Berlin’e yerleşti.

Aydın Gün, sahne sanatları ve resim başta olmak üzere kültürel ve sanatsal alandaki çalışmalarını Berlin’de sürdürmekteyken, 90 yaşında yaşamını yitirdi.

artist_73427

Talat Sait Halman

25. ) TALAT SAİT HALMAN : Türk şair, yazar, çevirmen, akademisyen, diplomat, siyasetçi.

Türkçeye William Faulkner’in eserlerini, Shakespeare’in sonelerini; İngilizceye ise Dağlarca, Orhan Veli gibi şairlerin şiirlerini kazandırmış bir edebiyat adamı olan Halman, 1971’de Türkiye’nin Kültür Bakanlığı’nı kuran ve ilk Kültür Bakanı olarak yöneten kişidir.

Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölüm Başkanlığı, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığı ve Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi dekanlığı yapmıştır.

İhtiyat Filosu Komutanı Tümamiral Sait Halman’ın oğludur.

66580-004-ED55906C

Lucretius

26. ) LUCRETİUS : Romalı şair ve filozof. ( DOĞUM : MÖ 99, 15 Ekim 99, Roma, İTALYA – ÖLÜM : MÖ 55, Roma, İTALYA ) 

Titus Lucretius Carus İ.Ö. 98-55 yılları arasında yaşamış, yazılarını bitiremeden çıldırmış, kendi eliyle canına kıymıştır. Eksik kalan yazılarını ölümünden bir süre sonra Cicero sona erdirmiş, derleyip düzenlemiştir. 

William-Adolphe_Bouguereau_(1825-1905)_-_Self-Portrait_Presented_To_M._Sage_(1886)

William Adolphe Bouguereau

27. ) WİLLİAM ADOLPHE BOUGUEREAU : Fransız Akademik Klasik Ressam. ( DOĞUM : 30 Kasım 1825, La Rochelle, FRANSA – ÖLÜM : 19 Ağustos 1905, La Rochelle, FRANSA )

William Adolphe Bouguereau Fransa’nın Atlantik kıyısındaki La Rochelle’de, 30 Kasım 1825′de doğdu. Çok erken bir yaşta resme ilgi duymaya başladı. Şarap tüccarı olan Bouguereau’nun ailesi, genç William’ın da aile işine girmesini istediler. Bir müşteri babasını, genç Bouguereau’yu Güzel Sanatlarda okutmaya inandırdı. İzleyen yıllarda Bouguereau resim yapmayı ve çalışmayı beraber yürüttü. Daha sonra bir resim yarışmasında birincilik aldı. Buradan Paris’e gitti. François-Edouard Picot’nun stüdyosuna ve ardından da Paris’in Güzel Sanatlarına kabul edildi.

Fransa’da XIX yy’da onun natüralistik stilde yaptığı mitolojik konulu ve janr resimleri oldukça popüler olmuşlardır. O dönemde William Adolphe Bouguereau büyük dünya ressamları arasında sayıldı.

19. yüzyılın birçok ressamı gibi Bouguereau’da biçem konusunda kendini dikkatle eğitti. Bir resmi çizmeye başlamadan önce nesnesinin tarihini iyice gözden geçirir ve resmin sayısız taslağını tamamlardı. Erken resimlerinin çoğu klasik tarih ya da mitolojiden alınan çıplak figürler ve dinsel konular üzerineydi. Özellikle köy çocuklarını konu alan çalışmalarıyla tanınan sanatçı güzel köy çocukları çizdiği için de sık sık bir Romantik olarak görülürdü. Çocuk portrelerindeki sıcaklığı, klasiklere olan bağlılığı ve usta renk kullanımı Bouguereau’un resimlerinin en dikkat çekici yanlarıdır.

1900 yılında Edgar Degas ve Claude Monet, William Adolphe Bouguereau için 1800’lü yılların büyük fransız ressamlarındandır derler. Onun resimlerini yüksek fiyatlarına bakmaksızın zengin amerikalılar almışlardır. XX. yy’da empresyonizm ve modernizme ilgi nedeniyle ona ilgi azalmış olsa bile günümüzde yaptığı eserlere ilgi yeniden artmıştır.

Hayatı boyunca 826 resim yapmış ve 19 Ağustos 1905 yılında ölmüştür.

photo_de_vlaminck_maurice_3

Maurice de Vlaminck

28. ) MAURİCE de VLAMİNCK :  Fransız ressam. ( DOĞUM : 4 Nisan 1876, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 11 Ekim 1958, Rueil-la-Gadelière, FRANSA ) 

Fovizm akımının kurucularındandır. Disiplinden hiçbir zaman hoşlanmamış olan sanatçı, akademik eğitim görmedi.

louis-vauxcelles

Louis Vauxcelles

29. ) LOUİS VAUXCELLES : Fransız sanat eleştirmeni. ( DOĞUM : 1 Ocak 1870, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 1943, Paris, FRANSA ) 

1908 yilinda braque tarafindan cizilmis bir resme ithafen yaptigi elestiri, cubism kelimesinin ilk kullanımı olarak geçer.

sale-della-pace

30. ) AMBROGİO LORENZETTİ : İtalya’nın Siena ressamlarından Duccio ve Simone Martini’yle büyük önem taşıyan İtalyan sanatçı. ( DOĞUM : 1290, Siena, İTALYA – ÖLÜM : 9 Haziran 1348, Siena , İTALYA ) 

Siena’da palazzo pubblico’nun sala dei nove’sinde yer alan iyi yönetim kötü yönetim adlı duvar resmi en ünlü eseridir.

G005502_lg

Raymond Radiquet

31. ) RAYMOND RADİQUET : Fransız roman yazarı. ( DOĞUM : 18 :Haziran 1903,  Saint-Maur-des-Fossés, FRANSA – ÖLÜM : 12 Aralık 1923, Paris, FRANSA ) 

Jean cocteau ile beraber edebiyat üzerine çalışmalar yaptı. yayımlanan ilk eseri (zaten toplam üç eseri var) “les joues en feu” -ateşler içinde yanaklar- adlı şiir kitabı. “le diable au corps” -içimizdeki şeytan – ve ölümünden bir yıl sonra yayımlanan “le bal du comte d’orgel” – orgel kontunun balosu – adlı iki romanı var.

20 yaşındayken tifodan ölmüştür.

Portrait_de_Jean_Dufy_en1935

Raoul Dufy

32. ) RAOUL DUFY : Fransız fovist ressam. ( DOĞUM : 

Kamu binaları için dekoratif çalışmalar olduğu kadar seramik ve tekstil ürünleri için renkli, dekoratif bir stil geliştirdi. Kalabalık açık hava etkinlikleri için yaptığı çalışmalarla tanınmıştır.

8e93f586-bae6-402d-b819-a13abf14efb9.jpg!Portrait

Andre Lhote

33. ) ANDRE LHOTE : , Fransız heykeltıraş, ressam, sanat eğitimcisi ve yazar. ( DOĞUM : 5 Temmuz 1885,  Bordeaux, FRANSA – ÖLÜM : 24 Ocak 1962, Paris, FRANSA ) 

On iki yaşından itibaren ahşap işlemeyi öğrenerek heykel sanatıyla ilgilenmeye başladı. 1898-1904 yılları arasında Bordeaux Güzel Sanatlar Okulu’nda heykel eğitimi gördü.

Geç kübizm’in öncü isimlerinden biridir. Paris’te grande chaumiére akademisinde dersler vermiş, 1922 yılında da montparnasse’da odessa sokağında kendi akademisini kurmuştur. 1920’lerin sonundan 1950’lerin sonuna kadar olan süreçte türk ressamların eğitim gördüğü yegane akademidir lhote akademisi. sanat üzerine yazıları da mevcuttur ve bunlardan sanatta değişmeyen plastik değerler adını taşıyanı, Kaya Özsezgin tarafından türkçe’ye çevrilmiştir.
imperiaflex_0_6_0

Kaya Özsezgin

34. ) KAYA ÖZSEZGİN : Türk yazar, sanat eleştirmeni. ( DOĞUM : 1938, Diyarbakır, TÜRKİYE – ÖLÜM : 17 Ağustos 2016, Aydın, TÜRKİYE ) 
1938 yılında Diyarbakır’da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. Aralarında Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi’nin de bulunduğu değişik ortaöğretim kurumlarında “Sanat Tarihi” ve resim öğretmeni olarak görev yaptı. Sanat yaşamı resimle başlayan ve üç sergi açtıktan sonra eleştirmenliğe yönelen Kaya Özsezgin, 1984 yılında öğretim görevlisi olarak Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde göreve başladı. 1989’da doçent, 1996’da profesör oldu. 1997’de aynı fakültenin dekanlığına atandı.
Vatan ve Ulus gazetelerinde, Pazar Postası, Sanat ve Sanatçılar, Papirüs, Milliyet Sanat Dergisi gibi çeşitli yayın organlarında sanat üzerine eleştirileri yayımlandı. 1989’da Sanat Kurumu Sanat Yazarı Ödülü’nü, 1995’te 7. İstanbul Sanat Fuarı Sanat Eleştirmeni Ödülü’nü aldı. “Artist” dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Çok sayıda kitap ve çevirileri olan sanatçı – yazar Kaya Özsezgin, İstanbul Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaparken; yaz tatilini geçirdiği Aydın yöresinde beyin kanaması geçirdi. 15 Ağustos 2016 Pazartesi günü Aydın Devlet Hastanesi’nde ameliyat alındı. Kültür Bakanlığı’nın temin ettiği bir ambulans uçakla Ankara İbni Sina Hastanesi’ne nakil edilmek istendiyse de riskli olur düşüncesiyle gönderilmedi. Yapılan tüm müdahalelere rağmen 17 Ağustos 2016 Çarşamba günü hayatını kaybetti.
leicam3

Leica

35. ) LEİCA : 

Her şey 1865 yılında Ernst Leitz‘in yirmi çalışanıyla Carl Kellner’in Optical Institute fabrikasına ortak olmasıyla başladı. Çok zaman geçmeden, 1869 yılında mikroskop üreten fabrika Ernst Leitz‘in yönetimi devralmasıyla isim değiştirdi ve Ernst Leitz Optical Industry olarak üretime başladı. Mikroskop üretiminde ününü duyuran fabrika yirminci yaşını 120 çalışanı ve ürettiği on bininci mikroskopla kutladı.

1905 yılı Ernst Leitz Optical Industry için bir dönüm noktasıydı. Carl Zeiss’in Oscar Barnack isminde bir çalışanı fabrikaya transfer oldu. Yeni ar-ge müdürü küçük negatifler halinde fotoğrafı çeken makineleri, baskı için negatiflerin büyütülmesi fikrini ortaya attı. Oscar Barnack‘ın ürettiği fotoğraf makinesi prototiplerinde bir sorun vardı, kullanılan lens yeteri kadar keskin sonuç vermiyordu. Negatifler büyütülerek basıldığında netlik bozuluyordu. Bir başka Ernst Leitz Optical Industry çalışanı Prof. Max Berek keskinlik sorunu çözebilmek için bir lens geliştirdi. Fabrikanın ürettiği ilk fotoğrafik lens olan Elmax 50mm odak uzaklığına ve f/3.5 açıklığa sahipti. Elmax’tan sonra Oscar Barnack‘ın hayali, cebe sığabilen fotoğraf makineleri gerçek oldu.

David_Seymour,_taken_by_Elliott_Erwitt

David Seymour

36. ) DAVİD SEYMOUR :  Amerikalı savaş fotoğrafçısı. ( DOĞUM : 20 Kasım 1911, Varşova, POLONYA – ÖLÜM : 10 Kasım 1956, MISIR ) 

Magnum Photos’un kurucularındandır.

927px-Isaac_Claesz_van_Swanenburg.JPG

Jacob van Swanenburgh

37. ) JACOB van SWANENBURGH : Hollandalı ressam. ( DOĞUM : 1571, Leiden, HOLLANDA – ÖLÜM : 1638, Leiden, HOLLANDA ) 

Rembrandt’ın ilk hocasıdır.

9b4a0e90ed6db2fa56fbbf6589687f80

Pieter Lastman Otoportresi

38. ) PİETER LASTMAN : Hollandalı Barok dönem ressamı. ( DOĞUM : 1583, Amsterdam, HOLLANDA – ÖLÜM : 4 Nisan 1633, Amsterdam, HOLLANDA ) 

Lastman’ın öğrencileri arasında Rembrandt van Rijn ve Jan Lievens vardı.

260px-Dou,_Gerard_-_Self-Portrait_-_c._1665_no_background

Gerrit Dou

39. ) GERRİT DOU : Hollandalı ressam. ( DOĞUM : 7 Nisan 1613, Leiden, HOLLANDA – ÖLÜM : 9 Şubat 1675, Leiden, HOLLANDA ) 

1628’de Rembrandt’a çırak oldu. Burada, Douglascu’nun sanatını öğrendi, ışığın ve gölgenin uzmanı oldu. 

220px-Ю.Пэн._Автопортрет._1922

40. ) YEHUDA PEN : Ressam, grafik sanatçısı, öğretmen ve “Vitebsk okulu” nun kurucusu. ( DOĞUM : 24 Mayıs 1854,  Kovno Governorate – ÖLÜM : 1937, Vitebsk, Beyaz Rusya ) 

N_Roerich.jpg

Nicholas Roerich

41. ) NİCHOLAS ROERİCH : Ressam,filozof ve yazar. ( DOĞUM : 9 Ekim 1874, St. Petersburg, RUSYA – ÖLÜM : 13 Aralık 1947, Naggar, HİNDİSTAN ) 

Dokuz yaşındayken, bir arkeologun yanıda çalıştı, bilimeyen dönemlerin gizemleri Roerich’e ömür boyu sürecek arkeolojik bir ilgi yarattı. St Petersburg Üniversitesi’nde hukuk,İmparatorluk Sanat Akademisi’nde resim eğitimi aldı.Mir İskustva (Sanat Dünyası) grubunun temsilcilerinden biriydi , konularını Rus ve İskandinav eski çağlarından aldı.1923 yılında Türkistan, Altay, Moğolistan ve Tibet içine alacak bir yolculuk yaptı. 1936 yılında Hindistan’a yerleşti , doğu gizemciliği ve Himalayalarla ile ilgili yapıtlar verdi.

Photo-of-Bakst

Leon Bakst

42. ) LEON BAKST : Sahne ve kostüm tasarımında izlenim bütünlüğünü vurgulayarak tiyatroda yeni bir çığır açan Rus sanatçı. ( DOĞUM : 10 Mayıs 1866, Grodno, Beyaz Rusya – ÖLÜM : 28 Aralık 1924, Paris, FRANSA ) 

St.peterburg da,Academy of Arts da eğitim alırken,kariyerine dönemin bazı popüler dergileri için illustrasyon yaparak başlamıştır.Aleksandre benois ile dostluğu onun oryantalizmle tanısmasını sağlamış,resimlerinde mısır ve antik yunan motifleri ön plana çıkmıştır. avrupa ve kuzey afrikaya yaptığı yolculukların ardından paris e giderek akademie julian de, oryantalist ressam Jean Leon Gerome ile çalışıp daha sonra tekrar st.petersburda geri dönerek illustrasyona devam etti.

1899 da,Benois ve Sergei Diaghilev ile birlikte world of art ın kurucu üyelerinden oldu.Munich deki Secession da dahil olmak uzere ceşitli sergilere katıldı ve 1900 lerden itibaren daha çok sahne kostümleri tasarımına yöneldi.Diaghilev yani ballet russes için çalışmaya başlamasıyla ,özellikle de şehrazat ve vaslav nijinsky için tasarladıgı egzotik sahne kostumleriyle dünya çapında bir şöhret edindi. Diaghilev in yanı sıra vera komissarzhervskaya ve ida rubinstein için de çalışmış,yeni gelişmekte olan art deco nun önemli temsilcilerinden olmakla beraber fovist ressamları da etkisi altına almıştır.

Yahudi olması ve “yerleşim sınırı”sebebiyle,1912 de Paris e taşınan Bakst hayatının sonuna kadar avrupa dışına çıkamadı ve 1924 yılında akciğerinden musdarip,öldü.

slide_405990_5070520_free.jpg

Tsukioka Yoshitoshi Tarafından Resmedilen Eser

43. ) NİHONGA : ” Nihonga ” geleneksel Japon boyama tekniğidir.

Nara döneminden itibaren Japonya’da kullanılan resim tekniklerini birleştiren bir resim türüdür. Meiji döneminde tarihi örnekleri çalışılarak prensipleri belirlenmiş ve Batı Resmi – Yōga’ya kıyasla Japonya’ya has olduğunu anlatmak üzere Nihonga – Japon Resmi adı verilmiştir.

Pirinç kağıdı veya ipek üzerine çalışılır. Kullanılan doğal boyalar çeşitli mineraller, mercanlar, sedef, veya malakit, azurit, zincifre gibi yarı değerli taşlar işlenerek elde edilir. Öğütme yoluyla elde edilen pigmentler, partikül boyuna göre un kıvamından kum kıvamına uzanan 16 değişik gruba ayrılır. Ayrıca ısıl işlemde uygulanan derecelere bağlı olarak benzersiz renk ve tonlar elde edilir. Uygulama esnasında toz boya nikawa adı verilen bir tür yapıştırıcı ile karıştırılarak zemin tutuşu güçlendirilir. Deniz kabuklarından elde edilen özel beyaz bir karışım olan Gofun ise zemin boyama için kullanılır.

Nihonga’nın özgün karakteri şöyle özetlenebilir:

  • Fotoğrafik gerçekçilik aranmaz.
  • Gölge olmaz.
  • Kontür çizgisi yapılır.
  • Renk çeşitliliği fazla olmaz.
  • İfade tarzı sade olmalıdır.
Alexander_Archipenko,_ca._1920,_Atelier_Riess,_photographer._Alexander_Archipenko_papers,_Archives_of_American_Art,_Smithsonian_Institution.

Alexander Archipenko

44. ) ALEXANDER ARCHİPENKO : Ukraynalı avangart sanatçısı, heykeltıraş ve grafiker. ( DOĞUM : 30 Mayıs 1887, Kiev, UKRAYNA – ÖLÜM : 25 Şubat 1964, New York, New York, ABD ) 

285px-Edgar_Degas_self_portrait_1855

Edgar Degas

45. ) EDGAR DEGAS : Fransız ressam, heykeltıraş ve çizer. ( DOĞUM : 19 Temmuz 1834, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 27 Eylül 1917, Paris, FRANSA ) 

İzlenimcilik akımının kurucularından biri kabul edilse de ressam bu terimi reddedip gerçekçi olarak tanınmayı tercih ettiğini açıklamıştır.

Portrait_Alexander_Benois_von_Leon_Bakst

46. ) ALEXANDER BENOİS : Sanatçı, sanat eleştirmeni, tarihçi ve Mir iskusstva kurucu üyesi. ( DOĞUM : 3 Mayıs 1870, St. Petersburg, RUSYA – ÖLÜM : 9 Şubat 1960, Paris, FRANSA ) 

Jean-Leon_Gerome

Jean Leon Gerome

47. ) JEAN LEON GEROME :  Fransız ressam, heykeltıraş ve öğretmen. ( DOĞUM : 11 Mayıs 1824,  Vesoul, FRANSA – ÖLÜM : 10 Ocak 1904, Paris, FRANSA ) 

Tarihsel ve oryantalist stilde resimler yapmıştır. Oryantalizm akımının en önemli sanatçılarındandır. Yaşamının son 25 yılında heykelle de uğraşmıştır.

 

KAYNAKÇA 

1.) https://tr.wikipedia.org

2. ) www.jeanleongerome.org

3. ) www.artrenewal.org

4. ) www.santralistanbul.org

5. ) www.istanbulmodern.org

6. ) www.kulturvarliklari.gov.tr

7. ) izmirresimheykelmuzesi.gov.tr

8. ) www.izmirkulturturizm.gov.tr

9. ) www.izmirmuzesi.gov.tr

10. ) https://www.kultur.gov.tr

11. ) www.peramuzesi.org.tr

12. ) www.iksv.org

13. ) www.theartstory.org

14. ) https://www.artsy.net

15. ) https://www.wikiart.org

16. ) www.artnet.com

17. ) https://www.britannica.com

18. ) www.juangris.org

19. ) www.tate.org.uk/

20. ) https://www.magnumphotos.com

21. ) www.henricartierbresson.org

22. ) https://www.nationalgallery.org.uk

23. ) www.rembrandtpainting.net

24. ) www.rembrandtonline.org/

25. ) www.artcyclopedia.com

26. ) https://www.nextrembrandt.com

27. ) www.rembrandthuis.nl

28. ) www.abcgallery.com

29. ) www.pirosmani.org/

30. ) http://100photos.time.com/

31. ) www.imdb.com

32. ) akirakurosawa.info

33. ) http://martinlawrence.com/

34. ) https://theculturetrip.com/

35. ) hirayama-museum.or.jp/

36. ) http://www.silkroad-museum.jp/

37. ) www.fondation-giacometti.fr/

38. ) https://www.ernst-scheidegger-archiv.org/

39. ) www.newwavefilm.com

40. ) https://www.poetryfoundation.org/

41. ) www.bouguereau.org

42. ) www.museumsyndicate.com/

43. ) www.historyofpainters.com

 

DETAYLI KAYNAKÇA 

1.) Illuminating Luke: The infancy narrative in Italian Renaissance painting.

2. ) Ambrogio Lorenzetti: The Palazzo Pubblico, Siena (Great Fresco Cycles of the Renaissance)

3. ) Matisse on Art, Revised edition (Documents of Twentieth-Century Art ) 

4. ) Henri Matisse: Cut-Outs & Jazz (2 Volumes)

5. ) Matisse the Master: A Life of Henri Matisse: The Conquest of Colour, 1909-1954

6. ) Rembrandt: The Late Works (National Gallery London )

7. )  Niko Pirosmani, 1862-1918

8. ) Invasion 68: Prague

9. ) Reminiscences Of The Russian Ballet (Da Capo Series in Dance)

10. ) Khudozhestvennye pisma, 1930-1936: Gazeta “Poslednie novosti”, Parizh (Russian Edition)

11. ) Alexander Archipenko: Retrospektive (German Edition)

12. ) Nihonga, Transcending the Past: Japanese-Style Painting 1868-1968

13. ) Leon Bakst and the Ballets Russes

14. ) Leon Bakst: Set and Costume Designs, Book Illustrations, Paintings and Graphic Works Hardcover – 1987 

Reklamlar

Türkiye’deki Sanat Müzeleri Bölüm : I

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1280px-AnkaraDRHM

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi ( Ankara , TÜRKİYE ) 

1.) ANKARA DEVLET RESİM VE HEYKEL MÜZESİ :  Ankara’nın Altındağ ilçesinin Ulus semtinde, Namazgâh tepesinde bulunan sanat müzesi ve kültür merkezi.

6 Nisan 1980 tarihinde hizmete giren müze, 1927’deTürk Ocakları Merkez Binası olarak inşa edilmiş olan ve I. Ulusal Mimarlık Akımının en güzel örneklerinden kabul edilen tarihi binada yer alır. Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türk plastik sanatının tarihinin oluşum ve gelişim dönemlerini yansıtan sanat eserlerini içeren zengin bir koleksiyona sahiptir. Müzede Osman Hamdi Bey’den Abdülmecid Efendi’ye, Şeker Ahmet Paşa’dan Fikret Mualla’ya, Şevket Dağ’dan Şefik Bursalı,İbrahim Çallı, Abidin Dino’ya çok sayıda sanatçının orijinal eserleri sergilenmektedir.

Müze binasında operet temsillerine uygun bir sahne mevcuttur. Ankara’nın ilk Kültür ve Sanat Salonu olarak hizmet vermiş olan bu sahne, günümüzde gerek Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin operet temsilleri için gerekse başka sanat kurumları ve özel sanat topluluklarının konserleri ile kültürel amaçlı kongre, panel ve konferanslar için kullanılmaktadır.

Avni_Lifij-Kara_Gün

Avni Lifij Tarafından Resmedilen ” KARA GÜN ” İsimli Eser Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesinde Sergilenmektedir.

KOLEKSİYON 

Müzede Daimi sergilerin teşhir edildiği 6 salon mevcuttur. Bu salonlarda 750 kadar yapıt sergilenmektedir.Müze envanterinde 1114 resim bulunduğu tahmin edilmektedir.

Türk sanatçılara ait Cumhuriyet öncesinden günümüze kadar tarihlenen resim, heykel, seramik, baskı ve Türk süsleme sanatı eserleri sergilenir. Şeker Ahmet Paşa,Abdülmecid Efendi, Hüseyin Zekai Paşa, Halil Paşa, Hoca Ali Rıza gibi ressamların resimleri ilk bölümde, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Namık İsmail gibi sanatçıların eserleri ise Cumhuriyet Dönemi ürünlerinin sergilendiği ikinci bölümde yer alır.

Koleksiyonun ilk yapıtları, Osman Hamdi Bey’in “Silah Taciri”, Vasili Vereşçagin’in Timur’un Mezarı Başında”, Zonaro’nun Genç Kız Portresi”, Emel Korutürk’ün Gazi’ye Şükran tablolarıdır. Yapı 1976 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bu dört tanınmış tabloyla birlikte teslim alınmıştı.

Müzenin oluşumu 1978 yılında devlet kurumlarındaki sanat eserlerinin toplanmasıyla sağlandı. Sanat eserlerinin tespit edilip toplanması için oluşturulan sanatçı grubu Eşref Üren, Turan Erol, Arif Kaptan, Orhan Peker, Refik Epikman, Osman Zeki Oral, Şefik Bursalı’dan oluşuyordu. Ekip, koleksiyona değecek değerde 500 kadar eser belirledi; bu eserler bir başbakanlık genelgesi ile toplandı, restorasyon ve konservasyonları yapıldı.

Milli Kütüphane’nin kurucusu Adnan Ötüken’in başlattığı tablo alımları sonucu oluşan koleksiyonda yer alan bazı eserler restore edilerek müze koleksiyonuna eklenmiş; yurt dışındaki müzelerden tablo satın alınarak daha da genişletilmiştir.Şeref Akdik’in eşi Sara Akdik’in kırk yapıtlık Şeref Akdik koleksiyonu, Çelik Gülersoy’un yedi yapıtlık hat koleksiyonu, Emel Korutürk’ün İbrahim Çallı portreleri, İbrahim Cimcoz’un İbrahim Çallı portresi, Hikmet Onat, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eşref Üren ve Arif Kaptan’ın birer yapıtından oluşan bağışları ile koleksiyon genişledi.1997 yılında yapılan sayım ve tespit çalışmalarına göre koleksiyonda toplam 4687 eser bulunmaktaydı.Müze binasında bulunması gereken resimlerin çeşitli kamu kurumlarına dekor amaçlı verilmesi gibi nedenlerle müzenin resim koleksiyonu zincirinde kırılmalar olmuştur.

ADRES : Hacettepe, Türkocağı Sk., 06230 Altındağ/Ankara , TÜRKİYE 

TELEFON :  (0312) 310 20 94

ÇALIŞMA SAATLERİ : 09 : 00 – 17 : 30 

ÇALIŞMA GÜNLERİ : 

TATİL GÜNLERİ : 

GİRİŞ ÜCRETİ : Ücretsiz

55eaa605f018fbb8f88dc644

BAKSI MÜZESİ ( Bayburt, TÜRKİYE )

2. ) BAKSI MÜZESİ :  Bayburt’a 45 km uzaklıktaki Bayraktar Köyü’nde kurulu sanat müzesidir. Kurulduğu Bayraktar Köyü’nün eski adı olan baksı sözcüğü eski Türklerde bilgin, hekim, şaman anlamlarına gelmektedir. Müze, çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına ev sahipliği yapmaktadır.

Sergi salonları, depo müze, atölyeler, konferans salonu, kütüphane ve konukevi gibi bölümlere sahip olan müze 40 dönümlük bir alanda kurulmuştur. Bayburtlu sanatçı ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan tarafından 2012’de inşa edilmiştir. 2000 yılında oluşmaya başlayan müze fikri, 2005 yılında bir Baksı Kültür Sanat Vakfı ile gelişmeye devam eder. Ana bina, 2010 yılında devletten hiçbir maddi yardım almadan, tamamlanır. 2010 yılı Haziran ayında İstanbul Modern Tanıtımı, Temmuz ayında ise halka açılışı yapılmıştır. 2012 yılında Müze’nin yeni sergi salonu olan Depo Müze açılmıştır.

Baksı Müzesi, Avrupa Parlamenterler Meclisi himayesinde verilen 2014 Yılı Avrupa Konseyi Müze Ödülü”nü, 8 Nisan Salı günü Strazburg, Palais Rohan’da aldı.Ödülün simgesi olan Joan Miro’nun Güzel Göğüslü Kadın isimli bronz heykelciği 1 yıl boyunca Müze’de sergilendi.

Ana Sergi Salonu : 1500 m2’lik ana sergi salonu, Güncel Sanatın ve Tasarımların sergilendiği iki bölümden oluşuyor. Periyodik sergilerin açıldığı bu bölümde günümüz sanatının ve tasarımlarına ilişkin sergiler yer alıyor. Bu bölümdeki sergileme anlayışı interdisipliner bir yaklaşıma sahip bulunuyor.

Depo Müze : Müzenin sahip olduğu koleksiyonların, korunduğu ve izleyici ile paylaşıldığı bir bölüm olarak planladı. Yaklaşık 1.000 m2’lik bir kapalı alana sahip olan Depo-Müze, 2012 yılında müze kompleksine eklendi. Bu alanda günümüz sanatının örnekleri ile birlikte; halk resmi koleksiyonu, camaltı ve işleme koleksiyonu, yazı resimler, şifa tasları, alemler, taş baskılar, çömlek ve seramikler, ehramlar yer alıyor.

ADRES : Bayraktar Köyü Çayırlar Mevkii  Bayburt, TÜRKİYE 

Telefon :  +90 458 247 34 38    –    +90 531 662 62 44

Çalışma Saatleri :  10 : 00   –  18 : 00

Çalışma Günleri :  SALI – PAZAR GÜNLERİ ARASI

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ , 1 OCAK VE DİNİ BAYRAMLARDA

GİRİŞ ÜCRETİ : YAKINDA DOĞRU BİLGİ AÇIKLANACAK.

WEB SİTESİ : baksi.org/

009c45f391ba54937d4427187f0a6052

DOĞANÇAY MÜZESİ ( İSTANBUL , TÜRKİYE )

3. ) DOĞANÇAY MÜZESİ : Türkiye’nin ilk çağdaş sanat müzesi olan Doğançay Müzesi, kapılarını 2004’te halka açtı. Beyoğlu’nda, 150 yıllık beş katlı tarihi bir binada yer alan müzede Burhan Doğançay’ın eserlerinden küçük bir retrospektifle,  babası Adil Doğançay’ın eserleri sergileniyor. Sanatçının müzede yer alan eserleri, onun erken dönem figüratif resimlerinden başlayıp, kent duvarlarından ilham alan işlerine ve fotoğraflarına uzanan elli yıllık sanatsal gelişimini kapsıyor.

Doğançay Müzesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve sponsor firmalarla işbirliği içinde 2005’ten bu yana temel eğitim okullarında jürili sanat yarışmaları düzenliyor ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşıyor. Her yıl 1500 okuldan, 8-14 yaşlarında ortalama 7 bin öğrenci bu etkinliğe katılıyor. Birinci gelenler 2006’da dört günlük Paris ve 2007’de bir haftalık Londra gezileriyle ödüllendirildi. Müze, eğitime sanat üzerinden destek vermeyi amaçlayan bu yarışmaları gelecekte de sürdürecek.

ADRES : DOĞANÇAY MÜZESİ 34435 Beyoğlu İstanbul – TüRKiYE 

TELEFON : +90 212 244 77 70 – 71

ÇALIŞMA SAATLERİ : 10:00 – 18:00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR GÜNLERİ ARASI.

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ

ZİYARET ÜCRETİ : ÜCRETSİZ 

WEB SİTESİ : www.dogancaymuseum.org

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Galata Mevlevihanesi’nin Ön Cephesini Gösteren 18. Yüzyıla Ait Bir Gravür

4. ) GALATA MEVLEVİHANESİ : Galata Mevlevihanesi veya diğer adıyla Kulekapı Mevlevihanesi,Türkiye’nin İstanbul ilinin Beyoğlu ilçesinde bulunan eski bir mevlevihane. Günümüzde Galata Mevlevihanesi Müzesi adıyla müze olarak faaliyet göstermektedir.

Düzenlemesi çalışmalarıyla müze fonksiyonu kazanmış olan Galata Mevlevihanesi 21 Kasım 2011 günü  çağdaş müzecilik anlayışıyla yeniden ziyarete açılmıştır.

ADRES : Şahkulu Mah.Galip Dede Cd. No:15, 34420 Beyoğlu/İstanbul – TÜRKİYE

TELEFON : (0212) 245 41 41

ÇALIŞMA SAATLERİ : 09 : 00 – 18:00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR GÜNLERİ ARASI.

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ

ZİYARET ÜCRETİ : 10 TL 

WEB SİTESİ : www.galatamevlevihanesimuzesi.gov.tr

bg-gallery-temiz

GALERİST BİNASININ BİR BÖLÜMÜ

5. ) GALERİST : 2001 yılında İstanbul’da kurulan Galerist, Türkiyeli sanatçıları ulusal ve uluslararası alanda temsil eden öncü bir sanat galerisi.Murat Pilevneli tarafından kurulmuş olan bu mekanın ismi Galeri ve İstanbul kelimelerinin birleştirilmesinden oluşmuştur.

Son yıllarda Türkiye’de üretilen güncel sanata yönelik ilginin büyük oranda artmasıyla birlikte Galerist, 2008 yılından bu yana Türkiye dışından dikkat çeken sanatçıların sergilerine de ev sahipliği yapmaya başladı. İstanbul’daki etkinliklerinin yanı sıra dünyanın önde gelen sanat fuarlarına katılan Galerist, uluslararası sanat ortamındaki konumunu ve ilişkiler ağını güçlendiriyor.

Galerist’in ana sergi alanı olan Galerist Tepebaşı 18. yüzyılda inşa edilen tarihi bir binada yer alıyor. Bu mekanda, 250 metrekarelik sergi alanının yanı sıra galerinin idari merkezi de bulunuyor.

ADRES : Asmalı Mescit Mahallesi, Meşrutiyet Cd. No:1, 34430 Beyoğlu/İstanbul – TÜRKİYE

TELEFON : (0212) 252 18 96

ÇALIŞMA SAATLERİ : SALI – CUMA 11.00-19.00, CUMARTESİ 12.00-19.00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – CUMARTESİ GÜNLERİ ARASI.

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ

ZİYARET ÜCRETİ : ÜCRETSİZ

WEB SİTESİ : www.galerist.com.tr

Crown_Prince_Residence,_as_seen_from_Kadıköy-Beşiktaş_Ferry,_Jun_2015

Milli Saraylar Resim Müzesi ( İstanbul , TÜRKİYE ) 

6. ) MİLLİ SARAYLAR RESİM MÜZESİ :  Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’nde 2014 yılında açılan Millî Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı müzedir.

Müzede 19. yüzyıl Osmanlı padişahlarının yaptırdığı, satın aldığı resimlerden oluşan bir koleksiyon tematik bir düzende sergilenir.30 salondan oluşan müzede, Millî Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı saraylarda bulunan resimlerin yanı sıra Milli Saraylar’a bağlı olmayan Topkapı Sarayı’ndan ödünç alınan resimler yer almaktadır.

1856 yılında inşa edilen binada 1937-2010 yılları arasında içinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi hizmet vermiştir. 2010-2014 arasındaki restorasyon sürecinin sonunda bina Milli Saraylar Resim Müzesi’ne dönüştürülmüş; İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ise Fındıklı’da Antrepo 5’te inşa edilmekte olan yeni müze binasına taşınmıştır.

ADRES : Vişnezade Mh., 34357 Beşiktaş/İstanbul – TÜRKİYE

TELEFON :  (0212) 236 90 00

ÇALIŞMA SAATLERİ :  09 : 00 – 16 : 30 

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI VE PAZAR GÜNLERİ ARASI ( PERŞEMBE HARİÇ ) 

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ VE PERŞEMBE

ZİYARET ÜCRETİ : 5 TL 

800px-Platform_Garanti

PLATFORM GÜNCEL SANAT MERKEZİ ( İSTANBUL , TÜRKİYE )

7. ) PLATFORM GARANTİ GÜNCEL SANAT MERKEZİ :  2001 yılında Platform adıyla İstiklal Caddesi’nde açıldı. Sergi, konferans ve etkinlikler düzenleyen kurum, İstanbul Misafirleri Programı adlı sanatçı programına ev sahipliği yaptı ve bir güncel sanat kütüphanesi ile arşivi oluşturdu.

Vasıf Kortun tarafından Osmanlı Bankası desteğiyle kurulan Platform, Osmanlı Bankası ve Garanti Bankası’nın birleşmesi sonucu Platform Garanti adını aldı. Platform Garanti, 2007 sonunda sergi programına ara verdi. Kurum, Garanti Galeri ve Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi (OBAAM) ile altyapı ve birikimlerini SALT’a aktararak 2010 sonunda faaliyetlerini tamamladı. Garanti Kültür A.Ş. bünyesinde özerk bir kurum olarak kurulan SALT’ın etkinlikleri, yenileme çalışmaları 2008’de başlatılan iki tarihi binada; 9 Nisan 2011’de açılan SALT Beyoğlu (daha önce Platform Garanti’nin faaliyet gösterdiği eski Siniossoglou Apartmanı) ve 22 Kasım 2011’de açılan SALT Galata (eski Osmanlı Bankası binası) ile saltonline.org üzerinden yürütülüyor.

ADRES :  İstiklal Cad. 276 Beyoğlu – İstanbul – TÜRKİYE 

TELEFON :   (0212) 293 23 61

ÇALIŞMA SAATLERİ :  09 : 00 – 16 : 30 

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI VE CUMARTESİ GÜNLERİ ARASINDA.

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ VE PAZAR

ZİYARET ÜCRETİ : 5 TL 

salt_galata

8. ) SALT : Kamu hizmetinde, kâr amacı gütmeyen SALT Nisan 2011’de Istanbul’da kuruldu. SALT: sergi, konuşma, söyleşi, konferans, film gösterimi, performans ve atölye çalışması gibi kamu programları düzenler; disiplinlerarası araştırma projeleri yürütür.

SALT, koleksiyon ve arşivlerin ortak kullanımını öngören Avrupa müzeler konfederasyonu L’Internationale üyesidir.

SALT Beyoğlu, SALT Galata ve SALT Ulus

SALT etkinlikleri, İstanbul’da SALT Beyoğlu ve SALT Galata, Ankara’da SALT Ulus üzerinden bütünsel bir program kapsamında yürütülür. SALT Beyoğlu ve SALT Galata’nın yeniden işlevlendirme projesi, Mimarlar Tasarım/Han Tümertekin tarafından gerçekleştirilmiştir.

Salı-cumartesi 12.00-20.00, Pazar 12.00-18.00 arasında açık. Her ayın son perşembe akşamı 22.00’ye kadar açık.

02

Salt Beyoğlu ( İstanbul , TÜRKİYE ) 

SALT BEYOĞLU 

9 Nisan 2011’de açılan SALT Beyoğlu, toplam 1130 metrekarelik sergileme alanının yanı sıra sosyal alanlar ile dördüncü katında bir bahçe alanını barındırır. İstiklal Caddesi’ne açılan SALT Beyoğlu yapısının geçmişi 1850-1860’li yıllara uzanır. O dönemde “Siniossoglou Apartmanı” olarak bilinen yapının girişi ticarethane olarak kullanılmakta, üst katlarda apartman daireleri bulunmaktaydı. 1950’lerde Beyoğlu’nun nüfusu azalıp yapı konut olarak kullanılamaz hâle gelince ticari, siyasi veya sanatsal amaçlarla kullanılmaya başlandı.

ADRES : İstiklal Caddesi 136 İstanbul – TÜRKİYE

TELEFON :   0212 377 42 00

ÇALIŞMA SAATLERİ : Tamirat nedeniyle geçici süre çalışmaya ara verilmiştir. 

ÇALIŞMA GÜNLERİ : Tamirat nedeniyle geçici süre çalışmaya ara verilmiştir.

TATİL GÜNLERİ : Tamirat nedeniyle geçici süre çalışmaya ara verilmiştir.

ZİYARET ÜCRETİ : ÜCRETSİZ

salt_galata (1)

Salt Galata ( İstanbul , TÜRKİYE ) 

SALT GALATA : Fransız asıllı Levanten mimar Alexandre Vallaury tarafından Bank-ı Osmanî-i Şahane için tasarlandı ve 1892 yılında hizmete açıldı. Bina, anıtsal ölçeğinin yanı sıra ön ve arka cephelerde kullanılan neoklasik ve oryantalist mimari üsluplardaki şaşırtıcı farklılık dolayısıyla İstanbul’da benzersizdir.

Tamamlandığı günden itibaren çok çeşitli nedenlerle yapısal müdahalelere maruz kalan binanın yeniden işlevlendirme çalışmaları, Ağa Han ödüllü mimar Han Tümertekin yönetiminde Mimarlar Tasarım tarafından yürütüldü. SALT Galata, mimari çalışmalar kapsamında, binanın özgün karakterini ortaya koyacak biçimde eklerinden arındırıldı ve mekânsal kurgusu çok katmanlı programın gereksinimlerine göre düzenlendi.

SALT Galata, basılı ve dijital kaynakları erişime açan SALT Araştırma, 218 kişi kapasiteli Oditoryum, yeniden tasarlanan Osmanlı Bankası Müzesi, çok sayıda katılımcıyla çalışmaya elverişli Atölyeler, arşiv malzemelerini gün ışığına çıkaran Açık Arşiv, Kafe ve Restoran, Dükkân ve sergi alanlarını içeriyor.

22 Kasım 2011’de açılan SALT Galata, Bankalar Caddesi’nde yer alır.

ADRES : Bankalar Caddesi 11 Karaköy 34420 İstanbul –  TÜRKİYE 

TELEFON :  +90 212 334 22 00

ÇALIŞMA SAATLERİ : Salı-Cumartesi 12.00-20.00    Pazar 12.00-18.00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR GÜNLERİ 

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ

ZİYARET ÜCRETİ : ÜCRETSİZ

saltulus

Salt Ulus ( Ankara, TÜRKİYE ) 

SALT ULUS : 3 Nisan 2013’te Ankara’da açılan SALT Ulus, Atatürk Bulvarı üzerinde, Cumhuriyet’in başlıca peyzaj projelerinden biri sayılan Gençlik Parkı’nın karşısındaki eski Osmanlı Bankası’nın ek binasıdır. Günümüzde Garanti Bankası olarak kullanılan ana yapı, Giulio Mongeri tarafından tasarlandı ve inşaatına 1926’da başlandı. Şu an SALT Ulus’un yer aldığı ek yapı ise, takip eden yıllarda aynı mimar tarafından müfettiş lojmanı olarak tasarlandı. 2002’den itibaren boş olan yapı, SALT’ın kurulmasıyla SALT Ulus olarak yeniden işlevlendirildi. Sergi ve kamu programı mekânlarını içeren SALT Ulus, ayrıca genç araştırmacıların uzun dönemli projeler yürütmesi için iki konuk araştırmacı ofisine sahiptir.

ADRES : Emek Mahallesi, No:, 12. Sk., 06250 Ulus/Çankaya/Ankara

TELEFON :  (0312) 324 30 24

ÇALIŞMA SAATLERİ : Salı-Cumartesi 11 : 00 – 18 : 00     Pazar 12 : 00 – 20 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – CUMARTESİ GÜNLERİ ARASINDA 

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ VE PAZAR

ZİYARET ÜCRETİ : ÜCRETSİZ

73

Sadberk Hanım Müzesi ( İstanbul , TÜRKİYE ) 

9. ) SADBERK HANIM MÜZESİ : Vehbi Koç Vakfı tarafından, 1980 yılında Sarıyer, İstanbul’daki Azeryan yalısında kurulan,Türkiye’nin ilk özel müzesidir. Müze, Vakfın kurucusu Vehbi Koç’un eşi olan koleksiyoner Sadberk Koç’un adını taşır.

Sadberk Hanım’ın hayatı boyunca topladığı geleneksel elişlerinden oluşan ilk koleksiyonla açılan müze, değerli taşlarla bezenmiş süs eşyaları ve 16. ve 18. yüzyıllara ait giysi ve kumaşlar gibi etnografik eserlerle genişlemiştir.

1983 yılında, ünlü koleksiyoner Hüseyin Kocabaş’ın koleksiyonunun da alınmasıyla, küçük bir arkeoloji müzesi haline de gelen müze, 1988 yılında “Europa Nostra” ödülünü almıştır.

ADRES :  Büyükdere Piyasa Cad. No: 27- 29, 34453 Sarıyer , İstanbul – TÜRKİYE

TELEFON :  (0212) 242 38 13 

ÇALIŞMA SAATLERİ : 10 : 00 – 17 : 00 

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR GÜNLERİ ARASINDA  

TATİL GÜNLERİ : ÇARŞAMBA , DİNİ BAYRAMLARIN 1. GÜNÜ. 

ZİYARET ÜCRETİ : 

Tam bilet: 10 TL

İndirimli bilet: 7 TL (Müzekart+ ve Museum Pass sahipleri)

Öğrenci bilet: 3 TL (Öğretmen)

Koç Ailesi üyelerine, kokartlı rehberlere ve ICOM kartı sahiplerine müze girişi ücretsizdir.

WEB SİTESİ : www.sadberkhanimmuzesi.org.tr

arkaplan_kurumsal

Sakıp Sabancı Müzesi ( İstanbul , TÜRKİYE )

10. ) SAKIP SABANCI MÜZESİ : Zengin bir hat ve resim koleksiyonunu bünyesinde barındıran ve düzenlediği geçici sergilerle birçok ünlü sanatçının eserlerine ev sahipliği yapan bir sanat müzesidir. 2002 yılında ziyarete açılan müze, İstanbul’da Boğaziçi’nin en eski yerleşimlerinden Emirgan’da bulunan Atlı Köşk’te hizmet vermektedir.

“Picasso İstanbul’da” ve “Heykelin Büyük Ustası Rodin İstanbul’da” sergileriyle son yıllarda uluslararası alanda dikkat çekmeyi başarmıştır. Bu ve benzeri sergiler, Müze Müdürü Nazan Ölçer’e etkinlik dalında İstanbul Turizm ödülünü kazandırmıştır.

KOLEKSİYON 

Atlı Köşk’ün üst katında sergilenen ve Osmanlı hat sanatının önemli eserlerinden oluşan Osmanlı Hat Koleksiyonunda nadir el yazması Kuran-ı Kerimler de yer almaktadır. Ayrıca kıtalar, murakkaalar, levhalar, hilyeler, ferman, berat ve menşurlar ile hattat aletlerinin yer aldığı koleksiyondan seçilen 96 eser, 2008 yılında İspanya’nın Madrid kentindeki Real Academia de Bellas Artes de San Fernando’da sergilendi. Koleksiyon 4 Nisan-15 Haziran 2008 tarihleri arasında, Sevilla’da, Real Alcázar Sarayı’nda sergilendi.

Müzenin resim koleksiyonunda ise erken dönem Türk resminin örnekleri ile Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde İstanbul’da çalışmış Fausto Zonaro ve Ivan Ayvazovski gibi yabancı sanatçıların eserlerinden oluşmaktadır. Koleksiyonda eserleri bulunan yerel sanatçılar arasında Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid, Fikret Mualla ve İbrahim Çallı gibi isimler bulunmaktadır.

Sabancı Ailesinin köşkte yaşadığı dönemde kullandığı Atlı Köşk’ün giriş katındaki üç oda, 18-19. yüzyıl dekoratif sanat eserleri ve mobilyaları barındırmaktadır. Müze bahçesinde ise Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden arkeolojik ve taş eserler sergilenmektedir.

ADRES :  Sakıp Sabancı Müzesi Sakıp Sabancı Caddesi, 42 Emirgan 34467 İstanbul – TÜRKİYE

TELEFON : +90 212 277 22 00

ÇALIŞMA SAATLERİ : SALI,PERŞEMBE,CUMA,CUMARTESİ,PAZAR 10:00 – 18 : 00 ÇARŞAMBA 10 : 00 – 20 : 00

ÇALIŞMA GÜNLERİ : SALI – PAZAR GÜNLERİ ARASINDA  

TATİL GÜNLERİ : PAZARTESİ, DİNİ BAYRAMLARIN İLK GÜNÜ VE 1 OCAK’TA KAPALIDIR.

ZİYARET ÜCRETİ : 

Tam Bilet : 20 TL
Grup Bileti (en az 10 kişi) : 15 TL
İndirimli Bilet : 10 TL (öğretmenler, öğrenciler)
Çarşamba günleri ücretsizdir.

ÜCRETSİZ GİRİŞ 

1.) 14 yaş ve altı çocuklar ile bir refakatçi

2.) Engelliler ve bir refakatçi

3.) 60 yaş üzeri ziyaretçiler

4.) Sabancı Üniversitesi akademik ve idari personeli

5.) ICOM Kart sahipleri

6.) Basın mensupları

7.) MMKD kart sahipleri

WEB SİTESİ : www.sakipsabancimuzesi.org

nefissanatlarhapishanesi SÖZLÜĞÜ 

Grand_Post_Office,_Sirkeci,_İstanbul_(13080334314)

Vedat Tek’in Yapıtlarından Büyük Postane ( İstanbul , TÜRKİYE ) 

1.) I. ULUSAL MİMARLIK AKIMI : Birinci Ulusal Mimarlık Akımı veya Neoklasik Türk Üslubu veya Milli Mimari Rönesansı ağırlıklı olarak 1908 ile 1930 yılları arasında yaygın olan bir mimari üsluptur. Her ne kadar Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamış bir üslup olsa da esas etkisini Türkiye Cumhuriyeti döneminde göstermiştir.

Mimar Kemaleddin ve Vedat Tek’in öncülüğünü yaptığı ve ilk aşamada Neoklasik Türk Üslubu ya da Milli Mimari Rönesansı denilen ama sonraları Birinci Ulusal Mimarlık Akımı adı verilen bu mimari üslup bir Türk milli tarzını yaratmayı hedeflemiştir. Bunu yaparken her ne kadar milliyetçi olma hedefi güdülmüşse de, klasik Osmanlı yapılarında yer alan mimari öğeleri ve süslemeleri sıklıkla kullanılmıştır. Bu akımın etkisi sadece kamu binaları ile sınırlı kalmıştır.Bu akıma Osmanlı Canlandırmacılığı veya Yeni Osmanlıcılık ismi de takılmıştır.

Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın en önemli temsilcileri başta Mimar Kemaleddin ve Vedat Tek olmak üzere Arif Hikmet Koyunoğlu ile İtalyan asıllı bir mimar olan Giulio Mongeri’dir. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı en önemli örnekleri arasında Mimar Kemaleddin’in İstanbul’da inşa edilen Kemer Hatun Camisi, Lâleli Tayyare apartmanlarını (bugünkü Merit Antik Oteli) ve Ankara’daki Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları merkez binası verilebilir. Mimar Kemaleddin Bey tarafından tasarlanan ve 1926 ile 1927 yıllarından inşa edilen Vakıf Apartmanı Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi’nin önemli eserlerindendir. Yapı halen Devlet Tiyatroları’na hizmet vermektedir.Mimar Vedat’ın en önemli yapıtları arasında ise İstanbul Sirkeci’de yer alan Büyük Postane ve Haydarpaşa Vapur İskelesi yer alır. Arif Hikmet Koyunoğlu’nun önemli tasarımları arasında Ankara’da inşa edilmiş Devlet Resim ve Heykel Müzesi (1927-1930) ve Etnoğrafya Müzesi (1925-1928) yer almaktadır. Giulio Mongeri’nin Ankara inşa edilmiş Birinci Ulusal Mimarlık Akımı örnekleri arasında Ulus’ta yer alan Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Binası (1926) ile Osmanlı Bankası (1926) ve İş Bankası (1928) binaları yer almaktadır.Ayrıca Beşiktaş İskelesi ve Kuzguncuk İskelesi’nin mimarı olan Ali Talat Bey de dönemin önemli temsilcilerindendir.

Bu akıma yönelik en yaygın eleştirilerin başında teknolojiye ayak uyduramaması; seçmeci ve biçimsel bir akım olması gösterilir.

mimar-kemaleddin

MİMAR KEMALEDDİN

2. ) MİMAR KEMALEDDİN ( AHMED KEMALEDDİN ) :  20. yüzyılın başlarındaki çalışmalarıyla tanınan ve Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın önde gelen isimlerinden olan Türk mimar. ( DOĞUM : 1870 ; Acıbadem, Kadıköy, İstanbul – ÖLÜM : 13 Temmuz 1927; Ulus, Ankara )

1908’de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla bu meslek dallarının Türkiye’deki ilk meslek odasını kuran Mimar Kemaleddin, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Evkaf Nezareti İnsaat ve Tamirat Müdürü olarak çalışmalarına devam etti. “Şark Demiryolları Şirketi” adına dört tren istasyonu tasarladı. Bu şirket için ilk olarak Filibe Garı’nı tasarlayan mimar bu yapıda gösterdiği başarı nedeniyle, Selanik ve Edirne Garlarını tasarlamakla görevlendirilmiş, Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılmış, Edirne Garı ise genel olarak 1914’e kadar bitirilmiştir. Edirne de yapımına 1908 yılında başlanan Ticaret Lisesini tasarladı. Okul binası 1910 yılında Terakki Kız Mektebi adı ile öğrenime başlamıştır. Mimarın tasarladığı diğer istasyon olan Sofya Garı’nın II. Meşrutiyet’ten önce gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak hizmet veren Edirne Garı’nın kesin tasarım yılı saptanamamışsa da, tasarımının II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında tamamlandığı, inşaata Balkan Savaşı’ndan önce 1911-1912’de veya savaştan ve Edirne’nin geri alınmasından sonra 1913’de başlandığı, yapının 1914’de savaş nedeniyle yarım kaldığı, ancak Cumhuriyet’ten sonra, 1930’da işletmeye açılabildiği bilinmektedir.

Tarihi yapıların restorasyonu ve yeni yapıların tasarımıyla ilgilendigi bu dönemde, Osmanlı mimarisinin ilkelerini inceledi ve kendi mimari üslubunu şekillendirdi ve ulusal mimari konusundaki düşüncelerini geliştirdi.

1910’ların başından ölümüne kadar yoğun bir tempoda çalışarak, hem Türkiye’de, yoğunluklu olarak da İstanbul’da, hem de yurtdışında eserler verdi ve mimari çalışmalarında bulundu. Mescid-i Aksa’nın restorasyonu çalışmaları için bir süre için Kudüs’te kaldı ve Türkiye’ye dönüşünde yeni başkent Ankara’da kurulan yeni yapılar üzerinde yoğunlaştı.

Eserleri ve Çalışmalarından Bazıları : 

1.) Tayyare Apartmanları, Laleli

2.) Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Müdürlüğü binası inşaatı

3.) Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası inşaatı

4.) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi kütüphanesi

5.) Filibe Gar Binası

vedat_tek2B

Mimar Vedat Tek

3. ) MEHMET VEDAT TEK : 20. yüzyılın başlarındaki çalışmalarıyla tanınmakta ve Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın Mimar Kemalettin Bey ile birlikte en önde gelen iki isminden biridir. ( DOĞUM : 1873, İstanbul –  ÖLÜM : 1942, İstanbul)

Türkiye’nin formel eğitim görmüş ilk Türk mimarı olarak tanınır.Sirkeci Büyük Postane’den Ankara’da İkinci Meclis binası ve Ankara Palas’a; Kastamonu Hükümet Konağı’ndan Haydarpaşa Vapur İskelesi’ne kadar Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarının pek çok önemli yapısına imza atmıtır. Sanayi Nefise Mektebi’nin ilk Türk hocalarından biridir.

Bazı Eserleri : 

1.) İzmit Saat Kulesi

2.) Posta ve Telgraf Nezareti Binası (Postahane-i Amire, Büyük Postane) Sirkeci , İstanbul

3.) Haydarpaşa Vapur İskelesi, 1915, Haydarpaşa, Kadıköy, İstanbul

4.) Ankara Palas, 1924, Ulus, Ankara

Arif_Hikmet_Koyunoğlu1

Arif Hikmet Koyunoğlu

4. ) ARİF HİKMET KOYUNOĞLU :  Türk mimar ve fotoğraf sanatçısı.Cumhuriyetin ilk dönem mimarlarından olan Koyunoğlu’nun en önemli yapıtları Ankara’daki Etnografya Müzesi, bugün müze olarak kullanılan Türk Ocağı Binası, Bursa’daki Tayyare Kültür Merkezi’dir. ( DOĞUM : 1888 İstanbul – ÖLÜM : 1982 İstanbul )

1908-1914 yıllarında Sanayi-i Nefise Mektebi’nde eğitim gördü. Giulio Mongeri ve Alexandre Vallaury’nin öğrencisi oldu. İstanbul Beyoğlu’ndaki Saint Antoine Kilisesi’nin yapımında Mongeri ile birlikte çalıştı. I. Dünya Savaşı yıllarındaki askerliği döneminde Erzurum’da İttihat ve Terakki Kulübü Binasını inşa etti. Askerlik sonrası döndüğü İstanbul işgal altındaydı, mimarlık yapma olanağı yoktu. Bunun üzerine fotoğrafçılığa yöneldi. Foto muhabirliğinin yanı sıra Cağaloğlu’nda bir fotoğrafhane açtı. İşgal güçlerinin baskısı üzerine 1922’de Ankara’ya kaçan Koyunoğlu, bir süre Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nde mimar olarak çalıştıktan sonra kendi bürosunu açarak özel yapıların mimarlığını yaptı, İstanbul’daki İleri Gazetesi için foto muhabirliği yapmayı da sürdürdü.

Koyunoğlu’nın Ankara’daki en önemli yapıtları Etnografya Müzesi ve Türk Ocağı Binası’dır. Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Sarayı Apartmanı) binası, Adliye Binası, Büyük Otel, Celal Bayar Evi, Mithat Alam evi (İsrail Büyükelçiliği ikemetgâhı), Hariciye Vekaleti (günümüzde Kültür Bakanlığı binası), Maarif Vekâleti binaları Ankara’daki yapıtlarındandır.

Açılan uluslararası yarışmada birincilik alması üzerine 1930-1934 yılları arasında Bursa’da Tayyare Cemiyeti Tiyatro ve Sineması’nı inşa eden Koyunoğlu, bu yapıyı tamamladıktan İstanbul’a yerleşti, eski yaptıların onarımı ve ev-apartman inşaatları ile uğraştı, dönemin ileri gelenlerinin evlerini yaptı. 1981 yılında kendisine Atatürk Sanat Armağanı verilen sanatçı 1982 yılında hayatını kaybetti.

GuilioMongeri

Guilio Mongeri

5. ) GUİLİO MONGERİ : Levanten kökenli Türk vatandaşı mimar.Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın önemli temsilcilerindendir. ( DOĞUM : 1875 İstanbul – ÖLÜM : 1953 ) 

Giulio Mongeri’nin başta İstanbul olmak üzere Ankara ve Bursa’da 1900 ile 1930’lu yıllar arası inşa edilmiş projeleri bulunmaktadır. Osmanlı mimarisi, Selçuklu mimarisi ve İslam mimarisi ile özellikle ilgilenen mimar, bu yöndeki yönelimini Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ile özdeşleştirilen birçok yapı ile göstermiştir.

Yaşamına ilişkin bilgiler sınırlıdır. Milano’da mimarlık eğitimi gördüğü, 1897 yılında mezun olduktan sonra Türkiye’ye döndüğü, fotoğraf sanatına da hakimiyetiyle dönemi için belge niteliği taşıyan fotoğraflar çektiği bilinmektedir.İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi’nde görev aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’den ayrıldı; ancak savaş sonrasında bu okuldaki görevine döndü ve 1930’a değin Cumhuriyet’in ilk kuşak mimarlarının yetişmesine katkıda bulundu. Bu arada Kemalettin Bey, Vedat Tek ve Arif Hikmet Koyunoğlu ile birlikte Ankara’da Birinci Ulusal Mimarlık Akımına uygun yapılar gerçekleştirdi.

Bazı Eserleri : 

1.)  St. Antuan Katolik Kilisesi, Beyoğlu, İstanbul

2.)  Karaköy Palas, Karaköy, İstanbul

3.) Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın kaidesi, Taksim Meydanı, İstanbul

18837832

6. ) ALİ TALAT BEY : Türk mimar. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ile özdeşleştirilen birçok projesi vardır. ( DOĞUM : 1869, Tokat – ÖLÜM : 1922 )

Tasarladığı önemli eserlerin başında Beşiktaş İskelesi (1913), Üsküdar İskelesi (1906- yıkıldı), Kuzguncuk İskelesi gelmektedir.

800px-Portrait_Caliph_Abdulmecid_II

ABDÜLMECİD EFENDİ

7. ) ABDÜLMECİD EFENDİ ( ABDÜLMECİD OSMANOĞLU ) : Son İslam halifesi, ressam, müzisyen. Osmanlı hanedanı hukukuna göre II. Abdülmecid olarak isimlendirilir.

Osmanlı hanedanının tek ressam üyesidir ve döneminin Türk ressamları arasında yer almıştır.

Resim ve müzik sanatları ile çok yakından ilgiliydi. Türk resim sanatının öncü isimleri arasında yer aldı.1909’da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin fahri başkanlığını yaptı. Yurtiçinde ve yurtdışındaki çeşitli sergilere tablolarını gönderdiği bilinen Abdülmecid Efendi’nin eserlerinden birisi Paris’teki büyük yıllık sergide sergilenmiş; Haremde BeethovenHaremde Goethe, Yavuz Sultan Selim adlı tabloları 1917’de Viyana’daki Türk ressamlar sergisinde sergilendi. Özellikle portre alanında başarılı idi. En önemli portrelerinden biri devrinin ünlü şairi Abdülhak Hamit Tarhan’ın portresidir.Kızı Dürrüşehvar Sultan’ın, oğlu Ömer Faruk Efendi’nin portreleri en bilinen eserlerindendir. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin gazete çıkarma girişimleri, Galatasaray sergileri, Şişli Atölyesi’nin kurulması, Viyana sergisi, Avni Lifij’in Paris’te burslu okutulması onun desteklediği sanatsal olaylardandır.Resim kadar müziğe de büyük ilgi duyan Abdülmecid, ilk müzik derslerini Feleksu Kalfa’dan aldıktan sonra Macar piyanist Géza de Hegyei ve keman virtüözü Carl Berger ile çalıştı. Ünlü besteci Franz Liszt’in öğrencisi olan Hegyei’ye kendi yaptığı Lizst tablosunu; Carl Berger’e ise, kendi ürünü bir beste olan Elegie’yi armağan ettiği bilinir.Keman, piyano, viyolonsel ve klavsen çalan Abdülmecid’in üzerinde eski Türkçe harflerle adının yazılı olduğu 1911 yapımı değerli piyanosu Dolmabahçe Sarayı’nda 48 numaralı odada saklanmaktadır.Çok sayıda bestesi olduğu bilinir ancak eserlerinin pek azına ulaşılabilmiştir.

 Bazı Eserleri : 

1.) Cami Kapısı İsimli Tablosu, 1920, Sakıp Sabancı Müzesi.

2.) Haremde Goethe İsimli Tablosu , Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi

3. ) Haremde Beethoven İsimli Tablosu, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi

otoportre

Şeker Ahmet Paşa Otoportre

8. ) ŞEKER AHMET PAŞA :  Osmanlı ressamı, asker ve bürokrat. Asıl adı Ahmet Ali’dir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Figüratif resim, ya Enderun’da yetişen, ya da tekke ve dergah gibi dinsel öğretilerin kuram ve uygulamasının gerçekleştirildiği kurumsal yapılardaki nakkaşların elinde belirli bir seviyeye gelmişti. Tanzimat’ın ilanıyla birlikte gündeme gelen yenileşme, Osmanlı seçkinlerinden halka uzanan bir harekettir. 19.yüzyılın özelikle ikinci yarısında yetişen ressamların çoğunlukla askerlerden çıkması ve paşa ressamlar olarak adlandırılması bu nedene dayanmaktadır. Topçu Kara Okulu gibi öğretim kurumlarının açılması ve hendese-i tersimiyye, resm-i hatii gibi resim sayılabilcek bilgilerin verilmesi, yetenekli gençlerin yabancı ülkelere – özellikle Fransa’ya -gönderilmesi bu sonuca neden açmıştır. Böylece batılı resim anlayışı sanatımıza girmiştir (Zahir Güvemli tarafından yazılmıştır. 1975).

Şeker Ahmet Paşa, çağdaş Türk resim sanatı’nın temel taşlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Peyzaj temasına yaptığı dünya çapındaki üslup katkısı, sanatçının mekân derinliği ve atmosfer ilişkilerini yorumlayan duyarlığının ürünü olarak görünür. Şeker Ahmet Paşa’nın düzen anlayışına mal olan lirizm, özgün bir şema geometrisiyle dengelenmektedir.

Şeker Ahmet Paşa’nın yaşadığı yıllarda siyasal ve sosyal açıdan pek çok olay gerçekleşmiş olmasına karşın, Paşa’nın eserlerinde bu tür olayların ele alınmadığı gözlenebilmektedir. Bu, onun bir gözlemci olarak bakışlarını doğaya çevirmiş, yaşadığı topluma kapalı, yalnız iç dünyasında yaşayan bir sanatçı olduğunu ve bu tavrını yaşamı boyunca koruduğunu göstermektedir ( Zahir Güvemli, 1975).

Paris’te bulunduğu yıllarda, tabiatta, açık havada yapılan resmi savunan Barbizon ressamlardan etkilenmiştir. 1870’de Roma’ya gitmiş, 1871 yılında İstanbul’a dönmüştür. Bir yandan askerî kariyerini sürdürürken, diğer yandan resim yapmıştır. 27 Nisan 1873’te Sultanahmet’te açtığı sergi, Türk resim sanatında bir sanatçının kendi adına açtığı ilk resim sergisi olarak literatüre geçmiştir.

Natürmort çalışmaları ile ünlüdür. Resimlerinin önemli bir bölümü İstanbul ve Ankara Resim Heykel Müzeleri ile, Sakıp Sabancı Müzesi ve bazı özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Bazı Eserleri : 

1.) Karpuz Dilimli ve Üzümlü Natürmort

2.) Ağaçlar Arasında Karaca

3.) Manolya ve Meyveler

0093150001

9. ) ZAHİR GÜVEMLİ : Türk yazar. Edirne Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1936 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Edebiyat öğretmenliği ve Akbank’ta sanat danışmanlığı yapan Zahir Güvemli, edebiyat ve güzel sanat dallarıyla ilgili yazılarıyla tanındı.

Yapıtları : 

1.) Yahya Kemal (1958)

2.) Türk Romanları (1954)

3.) Başlangıcından Bugüne Türk ve Dünya Sanat Tarihi (1960)

4.) Sinema Tarihi (1960)

5.) Büyük Ressamlar ve Heykeltıraşlar (1964)

6.) Acı Aşklar(1972)

7. ) Resim Sanatı ve Türk Resmi (1987)

8. ) Sabancı Resim Koleksiyonu (1987)

fikret

Fikret Mualla

10. ) FİKRET MUALLA :  Türk ressam. Çalkantılı ve bohem yaşam tarzı nedeniyle sadece sanatı değil, yaşamı da resim tarihine adeta bir mitoloji olarak geçmiştir.  ( DOĞUM : 1903, Kadıköy, İstanbul – ÖLÜM : 20 Temmuz 1967, Reillanne, Fransa ) 

Fikret Mualla mutlu olabilmek ve her şeyi unutmak için resim yapmıştı. Bu nedenle sanat dünyasındaki çeşitli akımlardan etkilenmedi, resimlerini yaparken sezgilerini kullandı, kendi tarzını yarattı. Eserlerine kendi hislerini aktardı. Coşku dolu resimler yaptı. Huysuz, uzlaşmasız kişiliğini ve mutsuz yaşamını resimlerine yansıtmadı, yaşama sevinci dolu resimler yaptı.

Şehirleri resmetmeyi seven Mualla, resimlerine İstanbul ve Paris’in insanlarını, sokaklarını, kafelerini, sirkleri, genelevleri, balıkçıları resimlerine taşımıştır. Renklerle oynamayı seven sanatçının, Henri Matisse’in renk kullanımından çok etkilendiği bilinir.

Resimlerini genellikle renkli fon kâğıtları üzerine guaj boya ile yaptı. Suluboya ve pastel malzemelerini resimlerinde sıkça kullandı. Paris sanat ortamında tanınması biraz zaman alan Fikret Mualla’nın eserlerini Picasso’nun övdüğü, hatta bir resmini satın aldığı, kendi çalışmalarından birini de ona hediye ettiği ve Fikret Muala’nın da Picasso’nun verdiği tabloyu bir rakı parasına sattığı bilinir.

Fikret Mualla’nın başlıca eserleri arasında Oturan Adamlar, Kafe, Marsilya’da Fransız İşçileri Bir Kahvede, Haliç ve Süleymaniye, Paris’te Bir Sokak, Baloncu ve Balıkçı sayılabilir.

Ölümünden sonra Paris’te açık artırmaya çıkarılan resimleri de Türk devleti tarafından satın alınmış ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde bir Fikret Mualla Salonu oluşturulmuştur. 1976’da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen 118 resmi ile Ankara’da adına bir sergi düzenlendi. Yapıtlarının çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Günümüzde Paris’te Fikret Mualla Dostları Derneği adında bir dernek vardır, Bu dernek, Fikret Mualla’nın tablolarının orijinalliğini araştırmak ve ressamı tanıtmak sorumluluğunu yüklenmiştir.

Sevket_Dağ

ŞEVKET DAĞ

11. ) ŞEVKET DAĞ : Türk ressam ve siyasetçi.( DOĞUM : 1876, İstanbul – ÖLÜM : 1944, İstanbul ) 

Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi’nden 1897 yılında Osman Hamdi Bey ve Alexandre Vallaury‘nin öğrencisi olarak mezun oldu.

Şevket Dağ, “Enteriyör” resim türünü kapsamlı olarak işleyen ilk sanatçıdır.1916 yılından itibaren her yıl düzenlenen “Galatasaray Sergileri” ile 1939 yılında gerçekleşen ilk “Devlet Resim Heykel Sergisi”ne katılan ve “Enteriyör” (iç mekân) resim türü ile uğraş içinde olan Şevket Dağ Cumhuriyet sonrasında yaşanan “Modernleşme” hareketine tepki duysa da, 1920’lerden sonra “izlenimci” (Empresyonist) bir palete doğru değişim göstererek, 14 Kuşağı (Çallı Kuşağı)’nın sanatçıları Feyhaman Duran, Hikmet Onat, İbrahim Çallı ve Sami Yetik arasında yer aldı.

Zaman zaman eleştirilere de maruz kalan sanatçının resimlerine en keskin eleştiriyi, dönemin genç kuşak ressamlarından cumhuriyet sonrası “Modern Resim” anlayışını savunan Eşref Üren’den aldı: “Şevket Dağ Türkiye’de öteden beri ev içi ressamı olarak tanınır. Fakat Fransız’ların bu alanda eserler vermiş Bonnard, Edouard Vuillard (1868-1940)’ından ne kadar uzak. Enteriyör’ler havasız ve içindeki figürler eğreti.”Bu eleştiri ile ilgili, Darülmuallimin’de Şevket Dağ’ın öğrenciliğini yapan Malik Aksel “Sanat Hayatı” adlı kitabında onun ağzından “Kuşak çatışmasının yansımasıdır” der.

5.dönem Konya ve 6. ve 7. dönem Siirt milletvekilliği de yapan sanatçı, 23 Mayıs 1944 yılında İstanbul’da vefat etti.

98

Şefik Bursalı

12. ) ŞEFİK BURSALI :  Türk ressam.

1903 yılında Bursa’da doğdu. O zamanki adı Sanayi-i Nefise Mektebi olan İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde İbrahim Çallı Atölyesinde öğrenim gördü. Okulu, birincilikle bitirdi. 1923’ten itibaren Galatasaray ve Akademi sergilerine Bursa manzaraları ile katıldı. Bir süre Avrupa’daki sanat merkezlerinde resim çalıştı. Yurda döndükten sonra İzmir, Konya ve İstanbul’da resim öğretmenliği yaptı; 1936’dan itibaren Ankara Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyesi oldu.1987’de Mimar Sinan Üniversitesi tarafından kendisine profesörlük unvanı verildi. 20 Nisan 1990’da hayatını kaybetti.

Tablolarında genellikle Konya, Bursa ve İstanbul’un tarihi ve turistik görünümlerini ele alan ressam, doğduğu kent Bursa’yı ölümsüzleştirmeyi başarmıştır. Konya’da öğretmenlik yaptığı dönemin etkisi ile yaptığı Selçuk, Mevleana temalı resimleriyle ün kazanmıştır. Eserleri Atatürk’ün isteği üzerine 1937-1938 yıllarında Sovyetler Birliği ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde sergilenmiştir.

Ankara’da yaşamış oldugu ev ressamın vasiyeti üzerine Kültür Bakanlığı tarafından Şefik Bursalı Müzesi olarak düzenlenmiştir. Bu müze-ev, resim alanında ilk özel müzedir.

Bursa’da yaşadığı sokağa ve bir sanat galerisine adı verilmiştir. Ayrıca yine Bursa’daki Kültürpark’ta büstü bulunur.

2000 yılından bu yana her yıl Kültür Bakanlığı tarafından ressamın adına resim yarışması düzenlenmektedir.

ibrahim-calli

İbrahim Çallı

13. ) İBRAHİM ÇALLI :  Türk ressam.

İbrahim Çallı resmin her alanında çalıştı. Fırçasını natürmort, manzara, nü ve portrelerde ustalıkla kullandı.Resimde yağlıboyayı tercih etti. Suluboyalı, karakalemli resimleri pek nadirdir. Bunları sanat için değil, kendi zevki için yapardı.

Rüştiyeyi doğum yeri olan Çal’da, Mülki İdadisini ise İzmir’de bitirdikten sonra, ailesi tarafından askeri okula girmek üzere İstanbul’a gönderildi. Ancak; o, çocukluğunun tutkusu olan resim çalışmalarına yönelerek, o dönemde konaklamak için kaldığı handa konaklayan ve resim dersi alan Vefa İdadisi öğrencilerinin arasına katılarak resim dersleri almaya başladı. Parasını çaldırıp maddi sıkıntı içine girince arzuhalcilik ve daha sonra adliyede kâtiplik gibi farklı işlerde çalıştı. Ermeni asıllı bir ressamla tanıştı ve ondan resim dersleri aldı. Ressam Roben Efendi’den de resim dersleri alan Çallı, Şeker Ahmet Paşa’nın oğlu İzzet Bey’le tanıştı. İzzet Bey’in aracılığı ile Şeker Ahmet Paşa’nın önerisi üzerine 1906 yılında şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. Altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılan değişikliklerle birlikte, toplumun tüm kesimlerinde hemen hemen her alanda siyasal, sanatsal ve düşünsel yönden haklar verilince; Ressam Ruhi’nin önerisiyle çoğunluğu Sanayi-i Nefise Mektebi mezunu Sami Yetik, Şevket Dağ, Hikmet Onat, Agah Bey, Mehmet Ruhi Arel, Ahmet Ziya Akbulut, Halil Paşa, Hüseyin Zekai Paşa, Nazmi Ziya Güran, Hüseyin Avni Lifij, Feyhaman Duran, Mehmet Ali Laga ve Müfide Kadri gibi genç ressamlardan oluşan ve Türk ressamlarının ilk örgütü olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin üyesi oldu.

1910 yılında Maarif Vekaleti’nin açmış olduğu burs sınavını birinci olarak Çıplak Adam ve Harekat Ordusunun Muhafız Alayı’ndan Maksut Çavuş adlı çalışmalarıyla kazandı ve Fransa’ya gönderildi. 1910 ile 1914 yılları arası Paris’te Fernand Cormon’un atölyesinde öğrenimini sürdürdü.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda döndü. Vallaury’nin yardımcısı olarak Sanayi-i Nefise Mektebi’ne atanan sanatçı, müttefik ülkelere Türk toplumunun değişen yüzünü sanat yoluyla aktarmak amacıyla gerçekleştirilen “Şişli Atölyesi” etkinlikleri kapsamında ürettiği çalışmalarının Viyana ve İstanbul sergilerinin 1917 yılında altı eseriyle katıldığı İstanbul sergisinde “Sanayi-i Nefise Madalyası” kazandı. 1914 Kuşağı onun adıyla “Çallı kuşağı” olarak anıldı.

Çallı’nın, iyi sanatçı olmanın yanı sıra iyi bir öğretmen olduğunu da yetiştirdiği öğrencilerden anlamak olasıdır. Şeref Akdik,Refik Epikman, Saim Özeren, Elif Naci, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu yetiştirdiği öğrenciler arasında gösterilebilir.

1947 yılında, 65 yaşında akademiden emekliliğe sevk edilen Çallı, üzüntüsünü her vesilede ifade etmişti. Aynı yıl Her Hafta dergisinde yayımlanan röportajda “En verimli zamanımda çocuklarımdan ayrılmış olduğum için sahi müteessirim” diyordu. Heykeltraş İhsan Bey emekliliğe sevk edildiğinde akademi heyeti ve müdürüyle birlikte harekete geçip görev süresini üç yıl uzattıklarını hatırlattıktan sonra, öğrencilerinin böyle bir fırsat için kendisine destek vermemesinden yakınıyordu. Aynı röportajda, Çallı’nın emekliye sevk edilmesinde akademinin resim bölümü başkanı Leopold Levy’ye yönelttiği eleştirilerin etkili olduğu iddialarına da yer verilmişti.

22 Mayıs 1960 yılında mide kanaması sonucu İstanbul’da yaşamını yitiren Çallı’yla Son Buluşmayı Hasan Âli Yücel, ölümünden sekiz gün sonra, 30 Mayıs 1960’ta kaleme aldığı “Dostum Çallı” yazısında, şöyle anlatıyor:

“Onu son defa Taksim civarında görmüştüm. O şakacı Çallı, benimle uzun bir seyahate çıkacakmış gibi içli içli konuştu. Sesi, kederli bir inilti kadar ihtiyar ve bitkin, titriyordu. Ayrılırken öpüştük, aksi yönlere yürüdük. Garip iç dürtüsüyle arkama döndüm, ne göreyim, o da bana bakıyordu. Birbirimizi bir kere daha selamladık.”

Yaklaşık 1 yıl sonra Hasan Ali Yücel’de hayatını kaybetti.

14 Aralık 2014 tarihinde İstanbul’da düzenlenen müzayede de Çallı’ya ait 1913 tarihli Avluda oturanlar eseri 2 milyon 460 bin liraya satılmıştır. Bu eser bu tarihe kadar satılan en yüksek tutarlı Çallı tablosu oldu.

Bazı Eserleri : 

1. ) Defli Kadın

2. ) Hatay’ın Anavatana Hasreti

3. ) Osman Hamdi Bey

4. ) Çayır ve Evler

5. ) Dürrüsaf Hanım Portresi

abidin-dino

Abidin Dino

14. ) ABİDİN DİNO : Türk ressam, karikatürist, yazar, film yönetmeni.                           ( DOĞUM : 23 Mart 1913, İstanbul – ÖLÜM :  7 Aralık 1993, Paris, Fransa ) 

Çok yönlü bir kültür adamı olan Abidin Dino, çağdaş Türk resminin öncülerindendir. Türk resim tarihinde D Grubu ve Yeniler Grubu adlarıyla anılan sanat topluluklarının öncülerinden olmuştur. Türkiye’nin yanı sıra Fransa, Cezayir, ABD gibi ülkelerde sergiler açmış; yurtdışında Fransa Plastik Sanatlar Birliği Onur Başkanlığı, New York Dünya Sanat Sergisi Danışmanlığı gibi görevler üstlenmiştir. Sol görüşlü bir aydın olan Dino, siyasi düşünceleri nedeniyle bir süre Türkiye’de sürgünde yaşamış 1952’den itibaren Paris’te hayatını sürdürmüştür.

İlk çizimleri Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930’lu yılların başında yayımlandı. Bu yıllarda Nazım Hikmet’in Sesini Kaybeden Şehir (1931) ve Bir Ölü Evi (1932) adlı kitaplarına kapak desenleri de çizdi ve kendini çok genç yaşta “ressam” olarak kabul ettirdi. Halkın Dostu Gazetesi’nde yayımlanan Atatürk’ü konu alan, çizgilerle süslü röportajı ile Atatürk’ün de beğenisini kazandı.

1933 yılında “D Grubu” adlı sanat grubunun kurucuları arasında yer aldı. Bu grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamak, düşünce yanı ağır basan resimler yaparak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getirmekti.

fca0fcc2f25edc992c14b959d25d7a03

Hüseyin Zekai Paşa

15. ) HÜSEYİN ZEKAİ PAŞA :  Osmanlı dönemi Türk ressam, Asker ressam.Türkiye’de batılı anlayışta çalışan ilk ressamlardan biri.

İlköğrenimini tamamladıktan sonra Kuleli Askeri İdadisi’ne girdi. Aralarında Hoca Ali Rıza’nın da bulunduğu birkaç öğrenci arkadaşıyla birlikte özel bir resim atölyesi kurulması için okul yönetimine başvurdu. Bu atölyede Osman Nuri Paşa ve Süleyman Seyyid’in öğrencisi oldu. Mezun olduktan sonra Mekteb-i Harbiye’ye girdi. Orada öğrenciyken yaptığı, Boğaziçi’ndeki donanma gecelerinden birini canlandıran resmi, Abdülhamid tarafından beğenilince, 1883 yılında mezun olduktan sonra teğmen rütbesiyle Şeker Ahmet Paşa’nın yanına hünkâr yaverliğine getirildi. Bu yıllarda Askeri İnşaat Komisyonu başkanlığı görevini üstlendi, Alman imparatoru II. Wilhelm’in Suriye gezisi sırasında, eski yapıtlar uzmanı olarak ona eşlik etti. Şeker Ahmed Paşa’nın ölümü üzerine 1906’da saray ressamlığına ve yabancı konuklar teşrifatçılığına getirildi. Bu günkü Askeri Müze’nin kuruluş çalışmalarına katıldı. 1908’de 1. TugayKomutanlığından emekli olduktan sonra ölümüne değin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Sanayi-i Nefise Encümeni üyeliğini sürdürdü. Hüseyin Zekâi Paşa, Avrupa’da resim öğrenimi görmemesine karşın, orada öğrenim görmüş ressamların yapıtlarını yakından incelemek suretiyle batılı bir anlayışta çalıştı. İlk dönem resimleri, fotoğrafik denebilecek bir gerçekçilikteydi. “Yıldız Sarayı Bahçesinden Peyzaj”(Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi) gibi bu yıllarda gerçekleştirdiği yapıtları, ince boya hamuru ve duru renkleriyle 19. yüzyıl manzara geleneğine bağlıydı.

1910’dan sonra katıldığı Galatasaray sergileri, Hüseyin Zekâi Paşa’nın Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’yle ilişki kurmasını sağladı. Bu tarihten sonra fotoğrafik gerçekçi anlatım yerine, daha kalın firça vuruşlarının egemen olduğu izlenimci bir anlayışa yöneldi. Bugün Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunan “Cami”, “Ayasofya Camisi Hünkâr Mahfili” gibi en önemli yapıtlarını gerçekçi ve izlenimci anlayışları özümseyerek oluşturdu. Duyarlı bir anlatımla ele aldığı bu resimlerinde izlenimci renk anlayışını kompozisyonun bütünselliğini yok etmeyen bir ayrıntı işçiliğiyle birleştirdi. Manzara türünün yanı sıra portre ve figürler de yaptı. Yapıtlarından örnekler İstanbul, İzmir ve Ankara Devlet Resim ve Heykel müzeleriyle Dolmabahçe ve Topkapı saraylarında bulunmaktadır.

Hüseyin Zekai Paşa, saray çevresi dışında Üsküdar Doğancılar’da bulunan ve bugün yeri tespit edilemeyen konağında, dönemin sanatçılarıyla toplantılar yaptığı sıralarda İstanbul’u ziyarete gelen yabancı sanatçılarıdan biri olan Paul Signac’ı burada ağırladı.. Bu konağı ziyaret edenlerden Sami Yetik, burada edindiği izlenimlerini şöyle aktarmaktadır: Zekai Paşa, eski Türk eserlerine ve nefis eşyaya son derece meraklı bir ressamdı. Türk eşyalarıyla süslü atölyesi, kendilerini ziyaret ettiğim gün bana o zamana kadar görmediğim bir müzede bulunuyorum hissini vermişti. Eski nakş sanatımızın ve eşyalarımızın hayranı olan üstat, atalarımızın güzel sanatlara karşı beslediği sevgiyi oymalar, yazılar, tezhibler ve birçok güzel sanat eserleri taşıyarak bana birer birer anlatmış, bu konuda bilgilenmemi sağlamıştı. der.

Hüseyin Zekai Paşa’nın ressamlığının ve koleksiyonerliğinin yanı sıra yazarlık yönünün de olduğu bilinmektedir.

Seurat_Paul_Signac

Paul Signac

16. ) PAUL SİGNAC :  Fransız neo-empresyonist ressam. Georges Seurat ile beraber puantilist (noktacı) stili geliştirmiştir. ( DOĞUM : 11 Kasım 1863 , Paris , FRANSA – ÖLÜM : 15 Ağustos 1935 , Paris, FRANSA ) 

Signac, 11 Kasım 1863’te Paris’te Jules ve Heloise Signac çiftinin tek çocuğu olarak doğdu. Babası varlıklı bir eyer yapımcısıydı. 16 yaşında babasını kaybeden Signac, mimarlık eğitimini yarıda bırakarak resim kariyerine başladı. Hayatı boyunca Avrupa kıyılarını gezecek ve pek çok manzara resmi çizecekti.

1880-84 arasında yaptığı ilk resimlerinde Claude Monet ve Armand Guillaumin gibi empresyonist ressamların etkileri görülüyordu. 1884’te Paris’te Georges Seurat ile tanıştı. Seurat’nın sistematik çalışma metodundan ve renk bilgisinden çok etkilendi. Seurat’nın etkisiyle, empresyonizme özgü kısa fırça darbelerini bıraktı ve yan yana konmuş pek çok ufak renk noktasıyla resim yapmaya başladı. Bu noktalar az sayıda temel renkten seçiliyordu, ama bilinçli olarak seçilen ve yan yana getirilen temel renk noktalarıyla her tür ara renk oluşturulabiliyordu. Signac böylece puantilist stili benimsemiş oldu.

Her yaz Paris’ten ayrılıp çok sevdiği Güney Fransa kıyılarına resim yapmaya gidiyordu. 1889’da Arles’a gitti ve arkadaşı Vincent van Gogh’u ziyaret etti. 1890’da bir İtalya gezisine çıkarak Cenova, Floransa ve Napoli’yi gezdi. 1891’de Seurat’nın ölümü üzerine neo-empresyonistlerin lideri oldu. 1892’de ressam dostu Camille Pissarro’nun bir akrabası olan Berthe Roblès ile evlendi. Signac çiftinin 1893’te San Tropez’de satın aldığı ev, Signac ve pek çok ressam dostu için sevilen bir tatil ve çalışma mekânı olacaktı.

1890’larda, ufak bir yelkenli gemiyle uzak kıyılara gitmeye başladı. Kuzeyde Hollanda kıyılarına, güneyde ise İstanbul’a kadar geldi. Gittiği her limandan, çabukça çizilmiş renkli suluboya resimleriyle dönüyor, stüdyosunda bu resimleri puantilist yöntem ile büyük kanvaslara aktarıyordu. 1900’dan itibaren stilini değiştirdi ve ufak renk noktaları yerine nispeten büyük karelerden oluşan mozaik resimler yapmaya başladı.

1908 yılında, kurulmasında aktif rol oynadığı Paris Bağımsız Sanatçılar Topluluğu’nun başkanı oldu. Ölene kadar sürdürdüğü bu görevi sırasında, fovizm ve kübizm gibi tartışmalı avangart akımları destekledi, Henri Matisse ve André Derain gibi genç sanatçılara hem destek, hem ilham kaynağı oldu. (Matisse’den bir tablo satın alan ilk kişi Signac’tır.)

Signac resimde değişik teknikler denemekten hoşlanıyordu. Suluboya ve yağlıboya resimlerinin yanı sıra pek çok oyma baskı ve taş baskı eseri vardır. Ayrıca puantilist stili mürekkepli kalemle de denemiştir. Sanat teorisi üzerine pek çok yazı yazmıştır. 1899 tarihli Eugène Delacroix’dan Neo-Empresyonizme adlı kitabı ve Johan Barthold Jongkind üzerine yazdığı 1927 tarihli kitap bunlardan bazılarıdır.

Signac, 15 Ağustos 1935’te Paris’te septisemiden öldü. Naaşı yakıldıktan sonra Père-Lachaise mezarlığına gömüldü.

Georges_Seurat_1888

17. ) GEORGE SEURAT : Fransız akademik resim geleneğine bağlı Ard İzlenimci ve Noktacı (Pointillist) ressam. ( DOĞUM : 2 Aralık 1859, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 29 Mart 1891 Paris , FRANSA )

Resim kuramını renklerin bölünmesine ve optik karışıma dayandıran yeni izlenimciliğin kurucularından olan Georges Seurat yedi yıl içinde olağanüstü yapıtlar ortaya koymayı başardı. Kurumsal ve plastik araştırmalara büyük ilgi duyan Seuret, 1876‘dan başlayarak Chevreul‘un bulduğu renklerin eş zamanlı karşıtlığı yasalarını ve Delacroix kuramlarını inceledi.

Seurat, izlenimciliğin kurallarına tepki duyanlardandı. Seurat gibi ard izlenimciliğin temsilcileri olan sanatçılar da sanat yaşamlarına İzlenimcilikle başlamışlardır. Ancak bu akımın kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kişiselliklerini katmak istiyorlardı.

Seurat, öğrencilik yıllarının başlangıcında resme ilgi duymuş ve ilk derslerini; Justin Lequien adında Roma Ödülü’nde ikincilik kazanmış bir heykeltıraşın yönetimindeki belediye resim okuluna devam ederek almıştır. Bu öğrenciliği sırasında uzun süreli bir arkadaşlık geliştireceği ressam Aman- Jean ile tanışmış ve kısa bir süre sonra Paris’te ortak bir atölye açmışlardır. Aman- Jean ile birlikte 1887- 1888 yılında Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’na (École Nationale Supérieure Des Beaux-Arts de Paris) kayıt olarak Henri Lehmann’ın derslerine katılmışlardır. Seurat, akademik resim geleneğine bağlı kalmış, müzelerde eski ustaların eserleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar, onun olgunluk dönemine ait eserleri üzerinde etkili olacaktır.

1879’da izlenimcilerin dördüncü sergisinden çok etkilendi. Bağımsız olarak çalıştı. İyi bir desenci olduğunu ortaya koyan yapıtlar verdi.

1891 Bağımsızlar salonunun açılışından sonra Seurat, iltihaplı anjinden yaşamını yitirdi. Anlaşmazlıklar sonucu uzaklaştığı yeni izlenimciler grubu sanatçının ölümünden büyük üzüntü duydu.

Georges Seurat, Zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi. Paul Signac (1863 – 1935) ile birlikte Pointilism akımınında gelişimini sağladı. Resimlerini küçük noktalar kullanarak mozaik gibi boyadı. Renklerin beynimizde kaynaşacaklarını savunuyordu. Bu tarza sonradan noktacılık dendi. Tüm hatlar kaldırılmış ve düzeni korumak için resim basitleştirilmişti

Noktalama tekniğinin öncüsü Seurat , noktaların beynimizde birleşip bütünlük oluşturacağını savunuyordu. Buna rağmen hacimsellik hissi alınamamaktadır.

Michel_Eugène_Chevreul

Michel – Eugene Chevruel

18. ) MİCHEL – EUGENE CHEVRUEL : Fransız kimyager.Yağ asitleri üzerine çalışmalarıyla sanat ve bilim alanlarına yol göstermiştir. Margarin’i keşfetmiş, hayvansal yağlar ve tuzdan yapılan sabun’un ilk şeklini tasarlamıştır. 102 yıl yaşayan Chevreul Gerontolojiye öncülük etmiştir.

Aynı ismi taşıyan babası Michel 18. yüzyıl tıbbının önde gelen uzmanlarındandı. Michel Eugène Angers’ta Fransız ihtilalive terörün ortasında büyüdü. 1793 yılında iki genç kızın idamına tanık oldu. Çocuklugundan birçok kanlı hatıra kaldı ve politikadan rahatsızlık duymasına sebep oldu. Özel bir eğitimden sonra eskiden üniversite olan Ecole Centrale’ye gitti.1799’da Angers’ta dört yıl yunanca, italyanca, botanik, mineral bilim, matematik, fizik ve kimya çalıştı. 1803’te bu çalışmalarının ardından kariyer seçme vakti gelmişti. Tıbba ilgi duymadı ve kimyayı seçti. Sonrasında Angerstan ayrılıp Paris’e Fransız doktor Antoine-Laurent de Lavoisier’in yanına gitti. 1794te ünlü Lavoisier National Museum Of Natural History’de (Ulusal Doğa Tarihi Müzesi) öğretmen oldu. Müze 1626’da “Jardin Royal Des Plantes Medicinales” olarak kuruldu. Lavoisier’in asistanı Nicolas-Louis Vauquelin 1804’te Chevreul’u kendi laboratuvarına aldı.Yağları,proteinleri ve şekerleri ayrıştıran ilk kimyager olan Vauquelin Chevreul’u organik bileşikler ve doğal ürünlerin renk prensipler üzerine çalışmalarıyla tanıttı.Chevreul 1811’e kadar Vauquelin’in küçük laboratuvarında çalıştı ve organik boyalardan yağların bileşiklerini ayırdı. 1810’da 24 yaşındayken Chevreul, müzede doğabilimci olarak ilk pozisyonuna yerleşti.Kimya alanında Chevreul’un ünü lipidlerin yapısı ve özellikleriyle ilgili buluşları sayesinde arttı daha sonra kitabı “Recherches Chimiques Sur Les Corps Gras D’origine Animale” Paris’te 1823’te basıldı. Yağ asitlerini ve birçok kimyasal türü (oleik, butirik, kaproik ve kaprik asit, stearik asit, kolestrol ve gliserin) ayrıştıran ilk kişidir. Bu keşifler mum sektörüne çok büyük katkılar sağlamıştır. Kimyanın birçok alanı bu zamanda keşfedilmiştir buna ek olarak Avrupa ve Amerika’daki kimyagerler Chevreul’un keşifleri üzerinde çalışılmıştır.

1825’te Chevreul ve JL Gay-Lussac stearik asit mumlarının patentini aldı ve Chevreul Society For The Advancement Of Industry’den 12,ooo altınlık ödül kazandı. 1821’den 1840’a kadar Chevreul Ecole Polytechnique’te kimya seminerleri veerdi. 1824te hayatının 61 yılını geçirdiği Royale des Gobelins boya fabrikasına atandı. Kimya boyaları ve fizik alanında renk ve renk efektleri alanında cok önemli buluşlar yaptı ve bu buluşlar hakkında olan “Leçons de chimie appliquée à la teinture” (1828-1831) ve “De la loi du contraste simultane des couleurs et de l’assortiment des objets colores” isimli çalışmaları 1839da basıldı ve 1958de Londrada “the laws of conrast of colors” ismiyle basıldı. 97 yaşında Chevreul 1883’ta fabrikayı bıraktı ve profesör olarak devam etti.1839 da Académie des Sciences’ın başkanı seçildi. 1864te Chevreul müzenin yöneticisi oldu ve bu pozisyonunu 93 yaşına kadar (1879) korudu. Chevreul toprak bilim alanında da çalışmalar yaptı ve 1832 ziraat akademisine seçildi (Academy Of Agriculture) ve 1889daki ölümüne kadar bu akademinin başkanı oldu.

Félix_Nadar_1820-1910_portraits_Eugène_Delacroix

Eugene Delacroix

19. ) EUGENE DELACROİX ( Ferdinand Victor Eugène Delacroix (Öjen Dölakrua) ) : 

Fransa’nın en önemli Romantik ressamlarından birisidir. Ressamın ifadesi güçlü fırça darbeleri ve renklerin optik etkileri üzerine çalışmaları Empresyonistleri, egzotik olana tutkusu da Sembolistleri etkilemiştir. Fransız şair Baudelaire, onu “Rönesans’ın son büyük ressamı ve modern dönemin ilk büyük ressamı” olarak tanımlar.

Ressamlığının yanı sıra iyi bir taş basma sanatçısı da olan Delacroix, William Shakespeare’in, İskoç yazar Sir Walter Scott’un ve Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe’nin eserlerinin taş baskılarını yapmıştır.

Michelangelo ve Rubens gibi eski dönem sanatçılarının ruhunu eserleriyle yeniden hayata geçirse de, tarz olarak onların yapıtlarından çok farklı işler ortaya koymuştur. Fransız şair Baudelaire, ressamın bireyci romantik anlayışını şöyle tanımlar: “Delacroix tutkuya tutkuyla bağlıdır, ama tutkuyu mümkün olabilecek en soğukkanlı şekilde resmetmiştir.” Delacroix, Fransız ressam Théodore Géricault’un sanat anlayışının takipçisidir ve İngiliz şair Byron’dan çok etkilenmiştir.

1830 yılında yaptığı Halka Yol Gösteren Özgürlük adlı yağlı boya tablosu,Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Hayatı ve Diğer Etkenler : 

Paris yakınlarında dünyaya geldi. Annesi, ünlü mobilyacı Oeben ve Riesener‘in soyundan gelmiştir. Babası devlet adamı Charles Delacroix’tir. Ancak, asıl babasının, C.Delacroix’in aile dostu olan diplomat Talleyland oldugu da iddia edilmektedir. E. Delacroix, fiziksel görünüm ve karakter olarak Talleyland’a benzemektedir. Ressamlık yaşamı boyunca Talleyland onu koruyup kollamıştır.

Resim öğrenimine 18 yaşında, Güzel Sanatlar Ulusal Okulu’nda başlamıştır. Bu okulda Pierre-Narcisse Guérin’den neo-klasik stilde resim eğitimi almıştır. Bu yıllar boyunca Shakespeare, Byron, Scott gibi yazarların eserlerini okumuştur. Öğrenciliğinde karikatür çalışmaları da yapmıştır. Bir kilisede sipariş üzerine resim yapmakta iken sıtmaya yakalanmıştır. İlk çalışmalarında Rönesans ressamı Raphael’in etkileri görülse de giderek daha serbest bir tarzı benimsemiş, bir süre Flemenk ressam Peter Paul Rubens’in sitilinden etkilenmiştir. Daha sonra, okul yıllarında tanışarak arkadaş olduğu Fransız romantik ressam Théodore Géricault’tan etkilenmeye başlamıştır. Gericault’tan etkilenerek ortaya koyduğu ilk büyük çalışması -Dante’nin Kayığı-, Paris’te 1822 yılında sergilenmiş, gerek halk gerekse resim otoriteleri tarafından alayla karşılanmıştır. Yine de bu çalışma devlet tarafından satın alınarak Lüksemburg Galerisi’ne yerleştirilmiştir. Delacroix, hayatı boyunca eserlerinin önce olumsuz bir tepki ile karşılandığını, sonra bazı güçlü ve aydın çevrelerce şiddetle savunulup desteklendiğini görmüştür.

Dante’nin Kayığı’ndan iki sene sonra yaptığı “Sakız Adası’nda Katliam (1824)” adlı tablosu ile çok ün sağlamıştır. Bu tabloda, Sakız Adası’nda Türkler’in katliamdan geçirdiği hasta ve ölmek üzere olan Yunan sivil insanlar betimlenmektedir. O dönemde Fransızlar arasında Türkler’e karşı bağımsızlık mücadelesi veren Yunalılar için sempati beslemek çok yaygındı. Yeni romantik dönemin ileri gelen ressamı olarak Delacroix, Fransızlar’ın bu temaya çok ilgi göstereceklerini hemen kavradı ve tahmin ettiği gibi, Sakız Adası’nda Katliam, derhal devlet tarafından satın alındı. Ancak resim, her ne kadar bir katliamı betimlemek için yapıldıysa da, kılıcından kan damlayan barbar askerlerin olmayışı, daha çok acı çeken insanların gösterilmesi, katliam resminden çok doğal felaket resmi izlenimi vermesine yol açmaktadır. Resme güzellik ve enerji katan asıl unsurun at üstündeki bir Türk askerinin olduğunu söyleyerek, resmin Yunanlara sempatiden çok kahraman Türk askerine hayranlık ifade ettiğini iddia edenler de olmuştur. Resimde, ölü annesinin göğsünden süt emmeye çalışan bir bebek figürünün olması, o dönemin bazı eleştirmenlerce ayıplanmıştır. Delacroix, Yunanların bağımsızlık mücadelesini destekleyen bir resim daha yapmış, Türk Güçleri’inin 1825’te Yunan kasabası Missolonghi’yi ele geçirişlerini betimlemiştir. “Yunanistan’daki Missolonghi Harabeleri” adlı bu resimde, göğsü çıplak Yunan bir kadının, korkunç bir manzaraya bakarak ellerini yalvaran bir ifadeyle iki yana açışı resmedilmiştir. Kadın, Yunanistan’ı sembolize etmektedir ve görmekte olduğu manzara, intihar etmiş Yunalılar’ın görüntüsüdür. Yunanlar, toprakların Türklerin eline geçtiğini görmektense kendilerini öldürmeyi tercih etmişlerdir. Delacroix’in bu temaya özel bir önem vermesi, yalnızca Yunalılar’a duyduğu sempatiden değildir. Çok sevdiği şair Lord Byron, o topraklarda ölmüştür. Soylu bir amaç için ölme temasının resmedildiği bu resimlerle Delacroix,daha sonra yapacağı ve onun en ünlü eseri olan “Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830)” tablosuna hazırlanmıştır.

İngiliz ressam John Constable’dan etkilenen Delacroix, 1825’te İngiltere’ye gitmiştir. İngiltere’de sanat galerilerini gezen ve İngiliz kültürünü tanıyan ressam, Thomas Lawrence ve Richard Bonington gibi dönemin ünlü ressamları ile buluşmuş ve İngiltere izlenimlerini resimlerine yansıtmıştır. 1827-1832 arasında pek çok eser üretmiş, daha çok tarih temalı resimler yapmıştır. Lord Byron’ın bir şiirinden etkilenerek “Sardanapalus’un Ölümü (1827-1828)” adlı tabloyu yapmıştır. Ayrıca, Goethe’nin Faust adlı eseri için 17 taş baskısını bu dönemde üretmiştir. 1830’daki Fransız devrim hareketinin etkisiyle, “Halka Yol Gösteren Özgürlük” adlı eserini ortaya çıkarmıştır.

Fransızlar Cezayir’i işgal ettiğinde, diplomatik bir görevle Yemen’e gönderilmiş, bu vesileyle İspanya ve Kuzey Afrika’ya seyahat etmiştir. Bu gezilerindeki asıl amaç sanatını geliştirmek değil, Paris’in uygar yaşamından kaçarak ilkel yaşamları görmektir. Fakat Fas’ın güneyinde bir kent olan Tanca’da yerel gelenekleri ve pek çok oryantal nesneyi detaylı bir biçimde betimleyen çok sayıda çizim yapmıştır. Bu çizimlerde asla gerçeği bire bir göstermeye çalışmayıp kendi hayal gücünü de çizimlere katmıştır. Daha sonra, Kuzey Afrika’daki yaşamı betimleyen 100 kadar resim yaparak, pek çok oryantal temayı Fransız resim sanatına kazandırmıştır. Kuzey Afrika’daki insanlardan ve kıyafetlerinden çok etkilenmiş ve yaptığı resimlerde bu etkilenmeyi yansıtmıştır. Kuzey Afrika insanının duruşu ve tutumunun, görsel olarak, klasik Yunan ve Roma insanlarının duruşu ve tutumu ile örtüşmekte olduğunu düşünmüştür. Cezayirli Müslüman kadınların resmini gizlice yaptığı olsa da (örneğin: “Cezayirli Kadınlar (1834)”), ülkede müslüman kadınların örtünmesi kuralından ötürü genellikle kadınları resmetmekte çok zorlanmıştır. Yahudi kadınları çizmek daha az problemli olduğundan, “Yahudi Düğünü (1837-1841)” adlı bir eser vererek Yahudi kadınları resme aktarmıştır. Resimlerinde hayvan figürlerine de romantik bir tutkuyla yer vermiştir. “Aslan Avı” adlı bir eser vermiştir. 1854-1861 arasında bu resmin farklı versiyonlarını yaratmıştır. Aslana, hem bir av hem de bir avcı olarak ilgi göstermiştir. Ayrıca at resimleri çizmeyi tutkuyla sevmiştir. Afrika’nın parlak güneşi altında resim yapan Delacroix, ışığın renklerle ilişkisini ve renklerin birbiri ile ilişkisini yorumlamak üzere yeni bir yöntem geliştirmiştir: «püsküllemek» veya tonların bölünmesi. Doğrudan doğruya tuvale geçirecek yerde renkleri önceden karıştırmış, böylelikle orijinal nüanslar yaratma imkânı kazanmıştır. Daha sonra izlenimciler, bu yöntemden esinlenmişlerdir.

1833-1861 arasında Paris’te pek çok duvar süslemesi yapmış, sağlıksız koşullarda çalışmaktan ötürü hastalanarak 1863 yılında, 65 yaşında iken vefat etmiştir. Yaşadığı ev müzeye dönüştürülmüştür. Ancak eserlerinin pek çoğu Louvre’da sergilenmekte olduğundan, kendi müzesi pek zengin değildir. Delacroix Paris’te, Père Lachaise’de gömülüdür.

Etkilediği Ünlü Sanatçılar : 

Empresyonist sanatçıları çok etkilemiştir. Renoir ve Manet, onun resimlerini kopyalamışlardır. Degas, Delacroix’in yaptığı Baron Schwiter portresini alarak özel koleksiyonuna katmıştır. Modern sanatçı Pablo Picasso da, Delacroix’in eserlerini yorumlamış, onun Cezayili Kadınlar adlı eseri üzerinde çalışmalar yapmıştır.

Portre Çalışmaları : 

Ressam Baron Schwiter’in ve keman ustası Nicolò Paganini’nin portrelerini yapmıştır. Ayrıca besteci Frédéric Chopin ile yazar George Sand’in bir arada portrelerini yapmıştır. Bu resim, ressamın ölümünden sonra ikiye ayrılmış ve her bir bireyi gösteren parçalar ayrı ayrı saklanmıştır.

Delacroix ve Halil Şerif Paşa : 

“Bir Müslüman tarafından toplanan ilk koleksiyon” unvanına sahip olan Halil Şerif Paşa, Delacroix’in altı tablosuna sahip olmuştur. Görev yaptığı Fransa’dan yurda dönerken çıplak resimleri İstanbul’a getirmemesi emrini alınca, bugünün değeriyle milyar dolarları bulan tabloları, sadece 638 bin franga elinden çıkarmıştır. Eskiden Halil Şerif Paşa’ya ait olan Delacroix resimleri ve şu anda bulundukları yerler şunlardır: “Liege Başpiskoposunun Katli” (Paris Louvre Müzesi), “Cezayirli Kadınlar” (Paris Louvre Müzesi), “Tasso Deliler Hastanesinde, ” (Zürih’teki özel Bührle koleksiyonu),“Tom O’Shanter’i Cadılar Kovalarken” (Nottingham Castle Müzesi) ve “Savaş Talimi Yapan Arap Süvariler” (Montpellier Fabre Müzesi)

x1

Halil Paşa

20. ) HALİL PAŞA : Türk ressam.Türk resminin Asker Ressamlar kuşağından tanınmış bir ressamdır. Portreleri, İstanbul ve Kahire peyzajları ile tanınır. (DOĞUM : 1857, İstanbul –  ÖLÜM : 1939, İstanbul )

Halil Paşa’nın eserleri iki devreye ayrılarak incelenir. Sekiz yıl kaldığı Pariste ünlü oryantalist ressam JeanLeon Gerome nin Atölyesinde çalıştı.İzlenimci ışık ve renk çözümlemelerine özgün bir ayırım kazandıran Halil Paşa bu yönde uğraş veren resim sanatçılarına örnek oluşturmuştur.Paris’teki eğitimi sırasında etkilendiği klasik ve realist tarzın etkisindeki eserleri ve yurda döndüğünde yaptığı empresyonizm etkisindeki eserleri. Sanatçı, ilk devre resimlerinden olan “Eldivenli Kadın (Madam X)” adlı tablosu ile Paris’te bir bronz madalya kazandı.

Yurda döndüğünde boğaz kıyılarını resimledi. Yalıların ve kayıkların durgun sulara vuran gölgelerini empresyonist bir anlayışla resmetti. Halil Paşa, Türk resminde ışık sorunu üzerinde çalışan ilk sanatçıydı.

Hoca_ali_rıza_otoportre_1909

Hoca Ali Rıza Otoportre

21. ) HOCA ALİ RIZA : Türk ressam.Türk Resim Sanat Tarihi’nin çok önemli bir peyzaj ressamıdır. Asker Ressam Kuşağı’nın bir üyesi olan Hoca Ali Rıza,1914 Kuşağı ressamlarının hocası olmuştur. ( DOĞUM : 1858 , Üsküdar , İstanbul – ÖLÜM: 1930 Üsküdar, İstanbul ) 

Üsküdar‘da doğan, hayatı boyunca Üsküdar’da yaşayan ressam; Üsküdar ve Karacaahmet’in sessiz köşelerini, kıyı kahvelerini ve güneşli kayalıklarını resmetti; Üsküdarlı Hoca Ali Rıza olarak tanındı. Saray bahçelerinden çıkıp bir empresyonist gibi kırlarda ve sahillerde resim yapan ilk Türk ressamıdır. Karakalem ile suluboya tekniğindeki yetkinliği ve hızlı çalışma temposuyla binlerce eser üretmiştir. Eserlerinin sayısının beş bin kadar resmi olduğu tahmin edilir.Sanatçı, 1909-1912 arasında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nde başkanlık yapmıştır.

3ca4dae7f020313fd859ab09af10fca9

Hikmet Onat

22. ) HİKMET ONAT : Türk ressam.Empresyonist akımın Türkiye’deki devamcılarından olan Hikmet Onat, Türk resim tarihinin büyük ustalarındandır. Bir asra yaklaşan yaşamında ancak bir kere sergi açabildi. ( DOĞUM : 1882 , İstanbul –  ÖLÜM : 13 Mart 1977, İstanbul ) 

İlk öğreniminden sonra, Heybeliada Deniz Harp Okulu’nu 1903 yılında bitirdi. Bir süre güverte subayı olarak görev yaptı. Ruhi Arel ile birlikte Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nde resim derslerine devam etti. Bahriye fotoğrafçısı Ali Sami Bey’in yanında çalıştı. Bahriye’den ayrılarak 1905 yılında İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi). 1908’de Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve Güzel Sanatlar Birliği’nin kurucuları arasında yer alarak sergilerine katıldı. Mezuniyetinden sonra,1910 yılında açılan Avrupa sınavlarını kazandı, burslu olarak Paris’e gitti. Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde Fernand CormonAtölyesi’nde dört yıl çalıştı. I. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine yurda döndü ve Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) resim öğretmenliği görevine başladı. Müdür Halil Ethem’in isteği üzerine Sanayi-i Nefise Mektebi’ne geçti. Varnia Zarzecki’nin yerine hazırlık sınıfı hocalığına, ardından da atölye şefliğine atandı.

1914-1918 yılları arasında, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın desteklediği Şişli Atölyesi’nde diğer 1914 kuşağı sanatçıları gibi savaş ve asker konularında resimler yaptı.

1922 yılında Güzel Sanatlar Cemiyeti’ne kurucu üye olarak katıldı. 1939 yılında Halkevleri aracılığıyla düzenlenen “Yurt Gezileri””nde Bursa’ya gitti.

Yapıtları Devlet Resim ve Heykel Sergileri’nde yer aldı. 1973 ve 1974 yıllarında üst üste çalışmaları ödüle değer görüldü. İlk ve son sergisini ölümünden birkaç ay önce açan sanatçı, 13 Mart 1977’de İstanbulda öldü.

fba00407961cb70bbcb9abc13f546dbb

Namık İsmail

23. ) NAMIK İSMAİL :  Türk ressam. ( DOĞUM : 1890, Samsun –  ÖLÜM: 30 Ağustos 1935 , İstanbul ) 

Namık İsmail, 1890 yılında Samsun’da dünyaya gelmiştir. Hattat İsmail Zühtü Bey’in oğludur. Babasının hattat olmasından dolayı küçük yaşlardan itibaren sanata ilgi duymuştur. İlköğrenimine Kabataş’taki Şemsülmekâtip Okulu’nda başlamış, daha sonra Beşiktaş’ta Hamidiye Mektebi’ne gitmiştir. Ortaöğrenimini St. Pulcherie, St. Benoit ve Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) yapmıştır. Hamidiye Mektebi’ndeki resim öğretmeni Arslanyan Efendi olmuştur. Bu dönemde daha çok, sahile demirlemiş vapurların resimlerini yaptığı görülür. St. Benoit’daki resim öğretmeni Andres gözetiminde füzen ve karakalem ile kartpostallardan çalışmalar yapmıştır. Galatasaray Lisesi’nde ise Şevket Bey’den ders almış, ayrıca okul müdürü olan Tevfik Fikret’in açtığı atölyelerde çalışmalarını sürdürmüştür. Burada son sınıfa geldiğinde Arapça sınavını veremediği için ailesi tarafından resim öğrenimi için Paris’e gönderilmiştir. Namık İsmail, 1911 yılında Paris’e gidince Julian Akademi’sine devam etmiş, kısa bir süre sonra İbrahim Çallı’nın yönlendirmesiyle 1912 yılında Cormon atölyesine geçmiştir. Burada çalışmalarına iki yıl boyunca devam etmiştir.

Namık İsmail fırçasıyla, Türk resmine henüz girmiş olan “figür”ü üstün bir anlatım biçimine ulaştırmıştır. Güçlü figür anlayışını, sağlam bir anatomi bilgisi üzerine oturtmayı başarabilmiştir. Figürleri çoğu zaman yarım ya da dörtte üç portre türündedir. Portrelerinde modelin kişisel benzerliklerinin ötesinde, psikolojik durumlarını da yansıtmıştır. Bunu sanatçının fırça vuruşları da desteklemiştir. Portrelerinde, belirgin bir arka plan yerine nötr bir fon kullanmasıyla da dikkatleri portre üzerinde toplamayı başarmıştır. Sanatçının portrelerinde gerçekçi bir yaklaşım olmasına karşın, çıplak figürlerinde yüzü okumak olanaksızdır. Daha büyük boyutlu nülerinde ise daha denetimli fırça vuruşlarına rastlanır. Modeli en zor pozlarda dahi doğal bir duruşta, düzgün renk alanlarına ve ayrıntı işçiliğine kaçmadan ince fırça vuruşlarıyla resmetmiştir. Portrelerinde görülen dinginlik, figürlerinde gerilim duygusuyla yer değiştirmiştir. Portrelerinde, yer yer düzgün renk alanlarına ve detay işçiliğini anımsatmayan ince fırça vuruşlarına da rastlanmaktadır.

Gençlik yıllarında edebiyatla ilgilenen, İtalyan Rönesansı’nın dehalarından Michelangelo’nun yaşamı ve sanatıyla ilgili bir biyografi çalışması da yapan sanatçı, 30 Ağustos 1935’te bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Vasili_Vereshchagin,_1902

Vasili Vereşçagin

24. ) VASİLİ VEREŞÇAGİN : Savaş resimleriyle ünlü Rus ressam. ( DOĞUM : 26 Ekim 1842 , Çerepovets,RUSYA –  ÖLÜM : 13 Nisan 1904, Port Arthur , ÇİN )

Petersburg Akademisi’nde başladığı resim öğrenimine, Paris’te Jean-Léon Gérôme’un atölyesinde devam etti. Avrupa’nın birçok kentini gezdi. Resimlerinde Rus ordusuyla birlikte gittiği Kafkasya, Kırım, Tuna boyları ve Türkistan gibi yerlerde gördüklerini betimledi. En ünlü savaş resimlerinden bazısının konusunu, kendisinin de yaralandığı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Balkanlar’da yaşadığı olaylardan aldı. Suriye ve Filistin’de de resim yaptı. 1885-1903 arasında kendi ülkesinde gezilere çıktı.ABD’ye ve Japonya’ya gitti. Rus-Japon Savaşı’nda Amiral S. O. Makarov’un sancak gemisinde bulunduğu sırada öldü.

Vereşçagin’in 1812’de Napoléon’un Rusya’yı işgal etmesini konu alan resimleri çok tutulmuş ve sayısız tıpkıbasımı yapılmıştı. 1874’te Sen Petersburg’da düzenlenen bir sergi, yapıtlarının savaş karşıtı eğiliminden dolayı sert tartışmalara yol açtı. Kafataslarından yapılmış bir piramidi gösteren “Savaşın Tanrılaştırılması” (1871, Tretyakov Galerisi, Moskova) adlı yapıtı o dönemdeki savaş karşıtı ve insancıl akımlar tarafından kullanıldı.

Yoğun resim dili ve kullandığı çiğ renkler, neredeyse fotoğrafa yaklaşan bir dakiklikten dolayı şiirsel bir niteliğe bürünür. Vereşçagin’in resimlerinin çoğu Tretyakov Galerisi’nde ve Petersburg’daki Rus Sanatı Devlet Müzesi’nde bulunmaktadır.

3346ec83875a5cae3b7074b78e414e25

Fausto Zonaro

25. ) FAUSTO ZONARO : İtalyan ressam.II. Abdülhamid döneminde saray ressamı olarak Osmanlı sarayına hizmet vermiş oryantalist bir ressamdır. Tarih, savaş, deniz, manzara ve portrenin yanı sıra özellikle Türk ressamı olarak tanınır.

Saray Ressamlığı ve İstanbul’dan Ayrılış ;

Fausto Zonaro’nun saray ressamlığına getirilişi kimi kaynaklara göre 1896 yılında Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsü’nden Geçişi adlı tabloyu saraya sunması üzerine gerçekleşmiştir. Eseri beğenen padişahın kendisini Mecidiye Nişanı ile ödüllendirdiği ve onaRessam-ı Hazret-i Şehriyari” yani “Saray Ressamlığı” unvanı verildiği düşünülür. Kimi kaynaklarda ise Abdülhamid’in özel yaveri olan Celal Esad’ın tavsiyesi ile saraydan resim siparişleri almış ve ardından saray ressamlığına getirilmiştir.

1897’de tamamladığı Hücum adlı resmin Sultan tarafından beğenilmesi üzerinekendisine Akaretler Sıra Evleri’nde bir bina tahsis edildi. Sanatçının yaşadığı ve içinde atölyesini kurduğu bu ev, bir sanat merkezi işlevi kazandı.Sonraki yıllarda ünlü Türk ressamları arasında yer alacak Celal Esad, Hoca Ali Rıza, Şehzade Abdülmecid, Celile Hikmet ve Mihri Müşfik Hanım gibi isimler atölyesinde ondan ders aldılar.

Zonaro, 1901 ve 1902’de İstanbul Salonu Sergilerine toplam 57 tablo gönderdi. 1905 yılında II. Abdülhamid, ressamdan İstanbul’un Fethi’ni tasvir eden tablolar yapmasını istedi. Zonaro’nun bu tabloları da çok beğenildi ve maaşına zam yapıldı.Fausto Zonaro saray ressamı olarak sanat yaşamına devam ederken eşi Elisa, İstanbul manzaralarını fotoğraflayıp değerli bir arşiv oluşturmuş; ayrıca harem kadınlarının fotoğraflarını çekerek sarayın resmi portrecisi ünvanını almıştır.

1907 yılının eylül ayında II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 31. yıldönümü dolayısıyla ve sultan iradesiyle İstanbul’da düzenlenen sergiye de katılan Zonaro, Gün Doğarken Balıkçılar, Kayıkta, Odalık, Ney Çalan Derviş, Arzuhalciller, Rufai Dervişleri,Doğuluların Ahengi adlı tablolarıyla büyük ün kazandı. İstanbul’da yaşadığı dönemde Avrupa’daki sergilere de sık katıldı.

31 Mart Ayaklanması’ndan sonra II. Abdülhamid devrildi ve Abdülhamid’in kadroları tasfiye edilmeye başlandı. Zonaro’ya da Ekim 1909’da saray ressamlığı unvanının kaldırıldığı bildirildi. Zonaro, 20 Mart 1910’da ailesiyle birlikte İstanbul’u terk etmek zorunda kaldı.

İtalya’da Yeni Başlangıç ; 

Sanatçı, İstanbul’dan ayrıldıktan sonra İtalya’nın Sanremo kentine yerleşti ve İstanbul’u betimleyen resimler yapmayı sürdürdü.Ülkesinde artık ünlü bir kişiydi. 1911’de Roma’da açtığı sergiyi Ana Kraliçe ve İtalya Kralı III. Vittorio Emanuele gezdi. Sanatçının 1912’de Sanremo Kumarhanesi’nde açtığı sergiyi daha sonra Nice, Montecarlo, Rapallo, Cenova, Milano, Como ve Monza’da düzenlenen sergiler izledi. Resimleri sanatçı yaşarken büyük bir hayran kitlesi tarafından izlendi, dolayısıyla İtalya’ya dönmesinden 10 yıl sonra, 1920’de eşinden ayrıldı ve kızıyla yaşamaya başladı.

Kaleme aldığı hatıralarını 1924 yılında basılmaya hazır hale getirdi ancak kitap basılmadı, yıllarca aile arşivinde kaldı. Söz konusu kitap 2008 yılında Türkiye’deAbdülhamid’in Hükümdarlığında Yirmi Yıl/Fausto Zonaro’nun Hatıraları ve Eserleri adıyla yayımlandı.

1929 yılında 75 yaşında Sanremo’da hayatını kaybetti.

Bazı Eserleri : 

1. ) Ertuğrul Süvari Alayı, Fausto Zonaro’yu saray ressamlığına yükselten tablo. Dolmabahçe Sarayı’ndadır.

2. ) Hücum isimli tablosu, Dolmabahçe Sarayı koleksiyonundadır.

3. ) 10 Muharrem isimli eseri, İstanbul Modern’de sergileniyor.

4. ) İstanbul’un Fethi isimli tablosu, Fatih Sultan Mehmet donanmaya emir veriyor.Dolmabahçe Sarayı koleksiyonundadır.

55ea97bff018fbb8f88a136a

Emel Korutürk

26. ) EMEL KORUTÜRK : Türk ressam ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi idi.

1915 yılında doğdu. Babası, sanatsever kişiliği ile tanınan siyasetçi Selah Cimcoz, annesi eski Bahriye Nazırı Moralı Müşir İbrahim Paşa’nın torunu Hasene Hanım’dır. Ailenin dördüncü çocuğu olan Emel Cimcoz’un çocukluğu İstanbul’un Moda semtinde geçti. Babası Malta sürgününde iken Dame de Sion’de başladığı lise eğitimini Lozan’da tamamladı, yurda döndükten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi; İbrahim Çallı atölyesinde çalıştı. Akademiyi 1936’da bitirdi.

Deniz subayı Fahri Korutürk ile 1 Mart 1944 günü evlendi. Osman, Selâh ve Ayşe adında üç çocukları oldu. Eşinin Donanma Komutanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Moskova’da büyükelçilik görevlerinin ardından emekliye ayrılmışken 1973’te Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine 1973-1980 yılları arasında “First Lady” oldu. Eşi ile beraber Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin kurulmasına önayak oldu. “Gazi’ye Şükran” adlı tablosu Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenmektedir, çeşitli müzelerde başka tabloları bulunur. Özel sanat galerilerinin açılmasını teşvik etmiş, ilk kez Çankaya Köşkü’nde sanatçılara resepsiyon verilmesini sağlamıştır. Yaşamının son yıllarını İstanbul’da Moda’da geçiren Emel Korutürk burada, 11 Mart 2013’te 98 yaşında vefat etmiş, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Esrefuren

Eşref Üren

27. ) EŞREF ÜREN :  Türk ressam, yazar. ( DOĞUM : 1897 , Nişantaşı , İsanbul – ÖLÜM :1984 Ankara, TÜRKİYE )

1897 yılında İstanbul’da doğan Eşref Üren, Bursa Ziraat Mektebi’ni bitirdikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiş ve akademide önce İbrahim Çallı, sonra Hikmet Onat atölyelerindeki derslere katılmıştır. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Paris’te Andre Lhote ve Othon Griesz’in atölyelerinde resim çalışmalarına devam etmiştir. Paris dönüşünde Erzurum ve Sivas’ta resim öğretmenliği yapmıştır. 1934-1944 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin yurt gezileri programı çerçevesinde Doğu Anadolu’da görev almıştır. 1939 yılında D Grubu’na katılmıştır. 1940’lı yıllardan sonra Ankara’ya yerleşerek Cebeci ve Kurtuluş semtlerinin resimlerini çizmiştir. 1955’te lise öğretmenliğinden emekli olduktan sonra Ankara Maarif Koleji’nde resim dersleri vermeyi sürdürmüştür. 1964’teki Devlet Resim ve Heykel Yarışması’nda birincilik ödülü kazanan Eşref Üren’e, 1981’de Devlet Sanatçısı unvanı verilmiştir.

Yapıtları Venedik Bienali’nde, Paris’te UNESCO’da, San Francisco ve Atina’da sergilenen Üren, Paris’te kaldığı yıllarda Cezanne’ın yapımcı eğiliminden etkilenmiştir. Portre ve natürmort alanında çalışmaları olsa da, daha çok kent dokusunu yansıttığı manzara resimleriyle tanınmıştır. Eşref Üren, Türkiye’de ve yurt dışında birçok kişisel sergi açmış ve ödüller kazanmıştır.

Genellikle açık hava ressamı olarak tanınan Eşref Üren, çeşitli yayınlarda çıkan yazıları ve halkla kurduğu güçlü iletişim sayesinde sanat konuları üzerinde düşünmeye özendirme çabalarında bulundu. 1960’lı yılların sonunda “lirik soyutlamalar” içeren çalışmalara yönelmesine rağmen, yaşamı boyunca “doğa sanatçısı” olarak tanınmıştır. Duygulu, şiirsel peyzaj resminin ustaları arasında görülen ressam; esnek, yumuşak ve uyumlu çizgi ve renk uygulayıcısıdır.

1984 yılında kaybettiğimiz Eşref Üren’in en tanınmış eserleri arasında Ankara’da Kış, Gençlik Parkı,Beynam Ormanları, Karadeniz Kadınları ve Paris sayılabilir.

22turanerol

Turan Erol

28. ) TURAN EROL : Türk Ressam, Öğretim Üyesi. ( DOĞUM : 1927 , Milas , MUĞLA – )

1944 yılında yetenek sınavını kazanarak girdiği şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü Bedri Rahmi Eyüpoğlu Atölyesi’nden mezun olarak; 1951 yılında bitirdi.

Türkiye’nin değişik illerinde Sekiz yıl orta dereceli okullarda Resim ve Sanat Tarihi öğretmenliği yaptı.

1960 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Güzel sanatlar Genel Müdürlüğü’nde görevli iken Fransız Hükümeti’nin bursu ile gittiği Paris’te üç yıl resimle ilgili araçtırma ve incelemelerde bulundu. Louvre Müzesi’inde Francisco Goya’nın Marquise dela Solana adlı tablosunu kopya etti. Paris’ten 1964 yılında dönüşünden, 1973 yılına kadar Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

“Türk Resminde İnsan ve Hayvan Figürü” adlı tezi ile 1974 yılında Doktora’sını tamamladı. Doçent’lik ünvanını ise 1978’de “Günümüz Türk Resminin Oluşum Süreci ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu” adlı tezi ile aldı. Bir yıl süre ile Kültür Bakanlığı Plastik Sanatlar Kurulu Başkanlığını yaptı. 1980’de Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü ressam Adnan Varınca ile paylaştı.

1983 yılından itibaren dört yıl Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim üyeliği yapan sanatçı,1987 yılında Profesör olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi’ne atandı. Turan Erol 1990 yılında emekli olana kadar bu fakültede görev yaptı.

Çalışmaları arasında Yaşar Kemal’in yapıtı olan Demirciler Çarşısı Cinayeti kitap kapağı da bulunan ve 1991’de Devlet Sanatçısı ünvanını da alan sanatçı On’lar Grubu kurucu üyesi olup; halen Ankara ve Bodrum’daki atölyelerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Arif-Kaptan-187x300

Arif Kaptan

29. ) ARİF KAPTAN : Türk ressam. (DOĞUM : 1906 , İstanbul – ÖLÜM : 1979, İStanbul TÜRKİYE)

1924’te Deniz Harp Okulu’nu makine mühendisi olarak bitiren Arif Kaptan o yıllarda Galatasaray Lisesi’nde düzenlenen Güzel Sanatlar Birliği gele­neksel sergüerinden birini, bir raslantı sonucu izleyip de etkilenince, res­sam olmaya karar verdi. Sami Yetik ve Ruhi Arel, ona bu yolda ilk uyarı­lan yaptılar, ilk önerilerde bulundu­lar. Doğadan resim çizerek başladığı yeni mesleğini, Ali Çelebi ve özellikle Nazmi Ziya yanmda resim çalışarak geliştirdi. Güzel Sanatlar Akademisi’ ne bir süre dışardan devam ederek, Nazmi Ziya’nın atölyesinde izlenimci resmin inceliklerini öğrendi. Nazmi Ziya ona, doğanın koynunda yatan sa­yısız gizleri öğrenebilmek için, doğa karşısında uzun süre çalışmak gerek­tiği yolunda bügiler verdi. Böylece Heybeliada Deniz Harp Okulu’ndaki öğrencüik yıllarında Ruhi Bey’den al­mış olduğu ilk derslerini, bu yeni bil­gilerin ışığında geliştirdi. Bir ara İb­rahim Çallı’nın yanında çalıştı. 1933’te kurulan D Grubu’na katıldı, bu grubun ortak sergilerine resim ver­di. 1935’te Güzel Sanatlar Akademi­si salonlarında düzenlediği ilk kişisel sergisiyle dikkati çekti. Askerlik mes­leğinden bütünüyle ayrılarak kendini resim çalışmalarına verdi. 1939’da düzenlenen I. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde üçüncülük ödülünü kazan­dı. 1940’ta düzenlenen yurt gezilerine katılarak Kastamonu’ya gönderil­di, buradan yaptığı resimlerini ertesi yılın devlet sergisinde gösterdi. 1947’de Paris’e gitti. İki yıl kadar Andre Lhote’un atölyesinde sanat eği­timi gördü. O zamana kadar kendi de­yimiyle “tabiat karşısında duygulu peyzajlar yapan” Arif Kaptan, Paris’ te gördüğü bu eğitimin de etkisiyle ye­ni bir figüratif anlayışa yöneldi. 1957’de oğlu Haşan Kaptan’la birlik­te Paris’e ikinci kez gitti. Orada kal­dığı beş yıl sürekli çalıştı. Dev­let sergilerine düzenli olarak katılan sanatçı, 1955’teki 17. sergide ikinci­lik ödülünü aldı, ayrıca Çanaklı Armağanı’nı kazandı. Başlıca yapıtları An­kara ve İstanbul Resim ve Heykel Mü­zelerinde, Ankara Milli Kütüphane koleksiyonunda, özel ve resmi kolek­siyonlarda bulunmaktadır.

Sanat Görüşü : 

Arif Kaptan’ın Paris döneminden ön­ce yaptığı resimler, hocaları Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı etkilerinin yönlendirdiği izlenimci bir anlayışa bağ­lıdır. Doğanın serbest bir palet ve duy­gulu bir renkçilikle yorumlandığı bu resimlerinde, öncü bir ustanın peşin­den gitmenin içten sezgileri egemen­dir. Bir yandan da Cezaime ve Utrillo etkileri ağır basar. 1947-1949 yılları arasını kapsayan Andre Lhote atölye­si çalışmaları, Arif Kaptan’da çizgi­ye ve konstrüksiyona yönelme çaba­larını yoğunlaştırmıştır.

1955’lerden sonra bu çabaların, soyut araştırma­larla biraz daha geliştiğini görürüz. 1955 sonrası resimlerinde Arif Kap­tan, soyutlama çabalarını daha ileri bir noktaya götürür, buruşturulmuş kâğıt üstüne pastel ve suluboya uygu­ladığı resimleri kadar, dikey doğrular­la oluşturduğu yağlıboya çalışmala­rında da doğayı anımsatmayan salt soyut bir anlayışı benimser. Bu tür re­simleri için şöyle der: “Ben içimi sar­mış soyut bir tabiata bakıyorum. Ora­dan hareket ediyorum, daima görül­memiş, keşfedilmemiş bir armoniye varmak istiyorum. Şimdiki resimle­rimden de çılgınca tabiatı sevdiğim zamanlardaki gibi aynı zevki alıyo­rum, aynı heyecanı duyuyorum.”

Bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi Arif Kaptan, soyutu, yaşamdan kopuk bir biçimler düzenlemesi olarak gör­müyor, tersine, yaşamla bu soyut bi­rleşimler arasında bağlantılar kura­cak yoğun bir duyarlığı amaçlıyordu.İlk çalışmalarının doğaya açık bir çiz­gi üstünde gelişmiş olması, sonraki so­yut dönemi için de bir tür soyut doğa imgesini ön plana çıkarmış ve bu yol da kararlı, bilinçli bir yol izlemesini kolaylaştırmıştır.

orhan-peker1

Orhan Peker

30. ) ORHAN PEKER : Türk ressam. ( DOĞUM : 1927 , Trabzon – ÖLÜM : 28 Mayıs 1978 İstanbul, TÜRKİYE ) 

İlkokulu doğduğu şehir olan Trabzon’da tamamlayan Peker lise öğrenimine İstanbul’daki Avusturya Lisesi’nde devam etti. 1946 – 1951 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahmi atölyesinde ve Fransa’da resim öğrenimi gördü. 1947 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Onlar Grubu’nda yer aldı.

Resimleri ilk kez 1951 yılında açılan Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde sergilendi. Ressam, ilk kişisel sergisini ise 1953 yılında açtı. 1955 senesinde tercümanlığını yaptığı İstanbul Şehir Tiyatroları yönetmeni Max Meincke ile birlikte Viyana ve Paris’i ziyaret etti. 1956 yılında Oskar Kokoschka’nın düzenlediği Yaz Akademisi’ne katılan Peker’in aynı dönemde Almanya’da taşbaskı eserleri sergilendi. Ressam 1957 yılında Türkiye’ye döndü ve 1959 yılında Ankara’ya yerleşerek Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda çalışmaya başladı.

1965 yılında düzenlenen Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birincilik kazanmasının ardından Madrid’e giderek şehirdeki sanat ortamını gözlemlendi. Aynı günlerde İspanyol ressam El Greco’nun portrelerinden birini kopyaladı. 1966 yılında Türkiye’de yılın ressamı seçildi. Peker, TRT’nin düzenlediği resim yarışmasında Aşık Veysel portresiyle başarı ödülü, Bayındırlık Bakanlığı’nın açtığı yarışmada Ragıp Buluş’la birlikte hazırladığı projeyle birincilik ödülü de kazanmıştır. Ressam ayrıca, Almanya’daki Türk çocukları için hazırlanan Ağaca Takılan Uçurtma (1974), Metin Eloğlu’na ait Rüzgar Ekmek ve Çetin Öner’e ait Gülibik isimli kitapları da resimledi.

Avrupa çeşitli şehirlerinde sergiler açan Peker, ölümünden kısa bir süre önce İstanbul’a yerleşti. Son kişisel sergisini Bedri Rahmi Galerisi’nde açtı ve güvercin temalı eserlerini sergiledi.

28 Mayıs 1978 tarihinde İstanbul’da ölen Peker’in mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı’ndadır.

Sanat Felsefesi : 

Orhan Peker’in aktif olduğu dönemde Türk resim sanatında kompozisyon figüratif ve soyut olmak üzere başlıca iki alana yayılmıştı. Adnan Çoker, Nejat Devrim,Ömer Uluç gibi ressamlar soyut alanda öne çıkarken Orhan Peker, Cihat Burak, Nedim Günsür, Yüksel Arslan, Neşet Günal gibi isimler figüratif alana yönelmişlerdi.

Peker, özellikle 1960’dan sonra figüratif çalışmalarına ağırlık verdi. Bu çalışmalarında Oskar Kokoschka’nın ekspresyonist etkilerine de rastlanabilir.

Refik_Epikman_

Refik Epikman

31. ) REFİK EPİKMAN :  Türk ressam. ( DOĞUM : 1902 , İstanbul – ÖLÜM : 17 Mayıs 1974, Ankara, TÜRKİYE ) 

Davutpaşa İdadisi’nden sonra 1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. 1924 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa sınavını kazanarak öğrenimine devam etmek üzere Paris’e gitti. Paris’te Julian Akademisi’nde Paul-Albert Laurents atölyesinde çalıştı.1928 yılında öğrenimini tamamlayıp yurda döndüğünde İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne öğretmen olarak atandı. 15 Nisan 1929 tarihinde kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer alır.

Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliğinde, Refik Epikman’ın dışında, Cevat Dereli, Şeref Akdik, Mahmut Cüda, Nurullah Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi gibi ressam ve heykeltıraş Muhittin Sebati ile Ratip Aşir Acudoğlu gibi kurucu üyelerden oluşmaktadır. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında kurumsallaşmasının belirgin bir kanıtı olan, sanatçı birliği olarak kurulmuştur. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında “Müstakiller” hareketi, Avrupa’da sanat alanında hızla ortaya çıkan değişimleri Türkiye’ye getirmeleri, bir başka değişle Müstakiller hareketinin, Türkiye Cumhuriyeti’nde eser veren sanatçıların ortak anlayış çerçevesinde bir araya gelerek “grup” kavramının ortaya çıkmasına neden olmaları bakımından önemlidir.

1931 yılında askerlik nedeniyle akademideki göreviden ayrılan sanatçı, askerde olduğu dönemde akademiye egemen olan, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti üyelerinin engellemeleri nedeniyle, 1933 yılında askerlik görevinden döndüğünde, yeniden akademiye kabul edilmedi. Bunun üzerine Ankara Atatürk Lisesi’nde resim öğretmeni olarak göreve başladı, 1939 yılında ise Ankara Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü Resim-iş bölümüne atölye hocası olarak atandı.

1966 yılına kadar bu görevde kalan Refik Epikman, emekli olduktan sonra Halkevlerinde Güzel Sanatlar kolu başkanlığına getirildi. Resim uygulamalarının dışında çeşitli yayın organlarında yazdığı yazılar ile sanat olgusu adına önemli etkinlikler gerçekleştirdi. Sanat üzerine yazı ve kitaplarıyla, Türkiye’de sanat yayımcılığının emekleme aşamasının yaşandığı bir dönemde, önemli hizmetlerde bulundu. 1944’te düzenlenen 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde üçüncülük ödülünü, 1974’te 35. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde ise şeref ödülüne layık görüldükten 1 gün sonra 17 Mayıs 1974 tarihinde ölmüştür.

Çalışmalarını karma sergilerde sergileyen; ancak kişisel sergi açmayan sanatçı, ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının toplantı salonuna açılan odalarına Cumhuriyet’in ilanını konu alan büyük boyutlu resimler yaptı.

Sanat Görüşü : 

Epikmanın çalışmalarını resimsel dil açısından, dışavurumcu konstrüktif – kübist etkili ve soyut eğilimler olmak üzere iki grupta toplamak mümkün. Her iki grupta da konu seçiminde çeşitlilik hakimdir.

Epikman yurt dışına çıkmadan önce Akademi’de Çallı’nın yanında çalıştı.Bu sürede izlenimci akımın etkisi altında yetişti. Ancak Fransa’daki eğitiminden sonra yurda döndüğünde izlenimcilik anlayışından tamamen uzaklaşarak konstrüktif bir temelden hareket ederek resim yapmaya başladı, süreç içerisinde kübist anlayışın yansımalarını çalışmalarına dahil etti. Bu dönem resimlerinde kullandığı renk ve ışık, izlenimci resim anlayışından tamamen farklı özelliklere sahiptir. Bu özellikleri yansıtan en önemli eseri 1928 yılında yaptığı “Bar” adlı resmidir.

”Bar”resiminde komposizyon içerisinde yer alan figürlerin kübist -kontrüktivist bir anlayışla biçimlendiği görülmektedir. Komposizyonda etkili olan ışık, loş bir ortamı betimleyecek niteliktedir.Komposizyonun merkezinde yer alan dans eden çift, belirgin bir hareket etkisini yansıtmaktadır. Bu hareket etkisi, figürler üstüne düşen parlak ışık ve devinimin gereği biçim bozma çabasıyla desteklenmektedir. Resmin solunda yer alan kırmızı giysili figür, komposizyonun temasını oluşturan bar ortamda dans eden çiftlerin çoğulluğunu vurgulamak adına tamamlayıcı ögedir. Bu figür aynı zamanda yaşanılan mekanın, resim çerçevesinin sınırlarıyla sınırlı olmadığını göstermektedir.Ayrıca resim yüzeyinde kullanılan kırmızı ve sarı renklerin nitelikleri expresif bir tavrın varlığını da göstermektedir.

1950’lerden itibaren başlayan soyut eğilimler Refik (Fazıl) Epikman’ın resimlerinde 1960’lı yıllardan sonra etkisini göstermeye başlar. 1966 yılında yapmış olduğu “Statik Düzen” adlı eseri soyut anlayışın egemen olduğu önemli bir örnektir. Bu tarihlerde “Soyut Komposizyon” adı altında yaptığı resimlerinde tuval yüzeyine dağılan geometrik kuruluşları ve lekesel değerler ile görsel ve duygusal çağrışımları ortaya koymaktadır.

“Statik Düzen” adlı çalışmasından sonra ki bir tarihte yapmış olduğu “Vizyon III” adlı çalışmasında komposizyona hakim olan erkek figürü ile komposizyonda yer alan diğer unsurlar arasında varolan oransızlık, yeni eğilimin yanısıması olarak karşımıza çıkmaktadır.Bunun yanında soyut anlayışla yapmış olduğu diğer resimlerinden farklı olarak biçime bağlı kalmasına rağmen kübist bir tavrın egemen olduğu gözlemlenmektedir.

Ar, Ülkü, Güzel Sanatlar Dergisi gibi dönemin yayın organlarında sergi eleştirileri, sanat olayları ve sanat akımları ile ilgili yazılar da yazan sanatçı, Halkevi yayınları arasında çıkan 1944 yılında yazdığı 13-17. yüzyıllar arası “Klasik Ressamlar” , 1946 yılında yazdığı 17.,18. ve 19. Yüzyıl Dünya Sanatı adlı kitaplar sanat tarihi araştırmalarının ürünleridir.

3)osman zeki oral(1925-2012)

Osman Zeki Oral

32. ) OSMAN ZEKİ ORAL : Türk ressam. ( DOĞUM : 1925 ,Ereğli – ÖLÜM : 4 Mayıs 2012 Ankara , TÜRKİYE ) 

1950 yılında İGDSA Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden mezun oldu. Uzun yıllar Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi ‘ni yönetti.

1966’da Tahran Uluslararası İki yılda bir Sergisi’nde onur ödülü,

1973’te 34. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde Alaplı, Taşbaşı adlı yapıtıyla başarı ödülü,

1973’te 50. Yıl Resim ve Heykel Sergisi’nde başarı ödülü,

1985’te 46.Devlet Resim ve Heykel Sergisi’n­de Ereğli-Bozhane Önü adlı yapıtıy­la başarı ödülü kazanan Osman Zeki Oral’ın başlıca resimleri, İstanbul ve Ankara Resim ve Heykel Müzelerin­de, Ankara’daki Milli Kütüphane ko­leksiyonunda, ayrıca özel ve resmi başka koleksiyonlarda bulun­maktadır.

Sanat Görüşü : 

Osman Zeki Oral’ın, genellikle Kara­deniz yöresinin manzaralarını konu alan büyük boyutlu tabloları, aynı dö­nemde Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden yetişmiş öteki ressamlarda da ağır basan yöresellik anlayışına bağ­lıdır. Dış çizgileri kesin hatlarla sınır­lanan, içleri saf, katışıksız ve uçuk tonlarla doldurulan yöresel görünüm­ler, herhangi bir çağdaş akım yada eğilimi izlemek yerine, kendi duyarlığının, doğa sevgisinin, yaşanmış anı­larının kaynaklarını araştırmaya, yansıtmaya yönelik bir çabanın ürünleridir.

BRDH ‘nin kurucu üyeleri arasında yer alan ressam 4 Mayıs 2012 tarihinde Ankara ‘da 87 yaşında öldü.

adnan-ötüken

Adnan Cahit Ötüken

33. ) ADNAN CAHİT ÖTÜKEN : Eğitimci, yazar, Türk kütüphaneciliğinin öncülerinden, Türk Milli Kütüphanesi’nin kurucularındandır. ( DOĞUM : 1911 , Manastır – ÖLÜM : 2 Mart 1972 , İstanbul , TÜRKİYE ) 

seref_akdik_self_portrait

Şeref Akdik

34. ) ŞEREF AKDİK :  Türk ressam ve hattat.

İlk ve orta öğrenimini Fatih’te tamamladı. 1915 yılında girdiği Sanayi-i Nefise Mektebi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’nde Warnia Zarzecki, Ömer Adil ve İbrahim Çallı ile çalıştı. Akademi’de öğrenci iken; 1916’da Türk Ressamlar Sergisi’ne, ardından da 1921’den başlayarak Galatasaray Sergileri’ne katılmaya başladı. 1924 yılında mezuniyetinden sonra Gazi Osman Paşa Lisesi’nde bir yıl öğretmenlik yaptı.

Yurtdışına gitmek için, Avrupa sınavlarına katıldı. Sınavı başaranlar arasında kendisiyle birlikte Muhittin Sebati,Mahmut Cuda, Cevat Dereli, ile Refik Epikman da vardı. 1925 yılında Paris’e gitti. 1926’da Julian Akademisi’ndeAlbert Laurens ile çalıştı. 1928’de İstanbul’a döndü. Kısa bir süre Sivas Lisesi’nde ve daha sonra Ankara Öğretmen Okulu’nda (Gazi Terbiye Mektebi) resim öğretmenliği yaptı. 1929’da Ankara Erkek Lisesi’de öğretmenlik yaparken aynı yıl, Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliğinin kurucuları arasında yer aldı. Ankara Musiki Muallim Mektebi öğretmenliğine 1930 yılında atandı.

1932’de Ankara Halkevi’nde ilk kişisel sergisini açan sanatçı, Aynı yılın sonunda İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nda, 1933’te Kadıköy Erkek Lisesi’nde ve 1934’te Haydarpaşa Lisesi’nde resim öğretmenliği yaptı.

1940 yılında Halkevleri “Yurt Gezisi” programı kapsamında 3. Yurt Gezisi’ne katıldı ve Mersin’e gitti. 1948’de İstanbul Öğretmen Okulu’na ve 1951’de de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne atandı.

1956’da “Vilayet Tabloları” sergisine “Kütahya Kalesi” adlı yapıtıyla katıldı. 1957’de İstanbul Belediyesi Beyoğlu Şehir Galerisi’nde Retrospektif sergi açtı.

Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1964 yılında emekli olan sanatçı. 1972’de İstanbul’da öldü. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

4-bedri-rahmi-karadut

Bedri Rahmi Eyüboğlu

35. ) BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU : Türk ressam, yazar ve şairdir. ( DOĞUM : 1911 Görele, Giresun – ÖLÜM : 21 Eylül 1975 , İstanbul , TÜRKİYE ) 

Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayıp Paris’te sürdürdüğü resim öğreniminin ardından yurda dönmüş ve yaşamı boyunca Güzel Sanatlar Akademisinde ders vermiştir. Yazma, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı’nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı. En ünlü şiiri, Karadut adlı aşk şiiridir.

Milletvekili Mehmet Rahmi Eyüboğlu’nun oğlu, Türk aydınlanmasının öncülerinden Sabahattin Eyüboğlu ve ilk kadın mimarlardan Mualla Eyüboğlu’nun kardeşi, ressam Eren Eyüboğlu’nun eşidir.

Yaşam Serüveni : 

1911 yılında babasının kaymakam olarak görev yapmakta olduğu Giresun’un Görele ilçesinde dünyaya geldi. Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım çiftinin beş çocuğundan ikincisi idi. Babası, Maçkalı Eyüboğlu ailesindendi. Asıl adı Ali Bedrettin iken zamanla Ali unutuldu ve ismi önce Bedir’e, sonra Bedri’ye dönüştü.Çocukluğu Anadolu’nun değişik yerlerinde geçti. Havza, Kütahya, Ankara, Artvin’de bulunduktan sonra babasının TBMM II. döneminde Trabzon milletvekili seçilmesi üzerine ailesi 1925’te Trabzon’a yerleşti. Trabzon Lisesi’nde öğrenim gördü. 1927’de okuluna resim öğretmeni olarak atanan ve yedi ay görev yapan ünlü ressamZeki Kocamemi, yeteneğini keşfetti ve onda resme ilgi uyandırdı. Bir öğrenim bursu ile Fransa’ya gitmiş olan ağabeyi Sabahattin’in gönderdiği resim kitapları, ilgisinin devamını sağladı. Edebiyata da ilgi duyan Bedri Rahmi, ilk şiirlerini de lise yıllarında iken yazdı.

1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. Edebiyata ilgisini de sürdürerek Ahmet Haşim’den estetik ve mitoloji dersleri aldı. 1931’de diplomasını almadan, kendisiyle bursunu paylaşan ağabeyi ile beraber Fransa’ya gitti. Dijon ve Lyon’da Fransızcasını geliştirmek için çalıştı. Bu arada Gauguin ve El Greco gibi beğendiği ustaların resimlerini bulundukları müzelerden kopya etti. Van Gogh, Gauguin, Cezanne onu mesleğine bağlayan ustalar oldu. 1932 yılında, Paris´te bir ay kadar André Lhote Atölyesi´nde çalıştı; ilerde yaşamını birleştireceği Ernestine Letoni ile tanıştı. Matisse, Brague ve Chagal’ın resimlerini, Türk kilimlerini, minyatürlerini inceledi. 1933 yılında yaptığı Yavuzlu, Gülcemalli resimleri ses getirdi; o yıl Londra´ya gitti; yıl sonunda Türkiye´ye geri döndü.

Bedri Rahmi, yurda döndükten sonra 1934 yılında, Yeni Adam Dergisi’nde ressam olarak çalışmaya başladı.Aynı dönemde şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başlamıştı. Akademi diploma yarışmasında “Yol İnşaatı” konulu resmi ile üçüncü olan Bedri Rahmi, bu sonuçtan memnun kalmayarak yeniden yarışmaya hazırlanmak için mezun olmayı istemedi. 27 Aralık 1934 tarihinde 30 resim ile D Grubu Sergisi´ne katıldı. Bazı resimlerini de Ernestine’in resimleri ile beraber sergilenmeleri için Romanya’ya yollamıştı. Böylece ilk kişisel sergisi 1 Ocak 1935 tarihinde Bükreş´te Hasefler Galeri´sinde kendi katılımı olmadan açıldı. Bir firmada çevirmenlik yapmak için geçici bir süre gittiği Çerkeş’te çocukluğunun manzaralarını yeniden keşfetti. Tan Gazetesi’nde yazmaya başladığı yazıları Çerkeş’ten döndükten sonra yoğunlaştrdı. Artık İstanbul’a yerleşen ve “Eren” adını alan Ernestine Letoni ile 16 Nisan 1936 tarihinde evlendi. Tekel Genel Müdürlüğü´nde işe girdi. Vitrin düzenleyici olarak göreve başladı ve Sipahi Ocağı sigarasının kapağındaki “Koşan Mızraklı Atlar” figürünü tasarladı. Güzel Sanatlar Akademisi´nin 1936 yılında diploma yarışmasında “Hamam” adlı çalışması ile birinci olarak diplomasını aldı.

Sovyetler Birliği´ne götürülen ve Cumhuriyet devrinin ilk yurtdışı sergisi olan Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katıldı.

1937 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü başkanı olan Fransız ressam Leopold Levy´in kendisine asistan olarak seçtiği birkaç genç ressamdan biri Bedri Rahmi oldu, böylece uzun yıllar sürecek akademik kariyeri başladı. Akademi Başkanı Burhan Toprak o yıllarda Türk ressamları hakkında kitaplar hazırlatıyordu. Bedri Rahmi, eski öğretmeni Nazmi Ziya Güran üzerine bir inceleme kitabı hazırlayıp kitap haline getirdi.

Bedri Rahmi, CHP Yurt Gezisi programı kapsamında Eylül 1938´de Edirne´ye gitti. Dönemin en önemli sanat atılımlarından olan bu gezi programını çok benimsemişti. Edirne’de insan figürü olmayan doğa resimleri çizdi., yöresel motifleri resmetti. 1 Kasım 1938 tarihinde çıkan Ses Dergisi yazarları arasında yer aldı. Resimlerini, desenlerini ve deneme yazılarını bu dergide yayımladı. 1939 ta Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde “Figür” adlı yapıtı ile üçüncülüğü Arif Kaptan ile paylaştı. 9 Kasım 1939 tarihinde, askerlik görevini yapmak üzere yedek subay okuluna alındı. Aynı yıl oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu dünyaya geldi.

1941’de askerlik görevini tamamladıktan sonra ilk şiir kitabını “Yaradana Mektuplar” yayımlandı. Geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullandığı gibi şiirlerinde de halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı.

1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen Bedri Rahmi, Paris’te İnsan Müzesi’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi ve eserlerinde bu görüşü yansıttı. 1942 yılında, CHP´nin yurtiçi gezileri programına ikinci kez katılarak Çorum´a ve oradan İskilip’e gitti, İskilip’te iki hafta kaldı. Bu İskilip gezisi, onun resim anlayışını etkiledi ve değiştirdi. Resimlerinde yoğun olarak halay çekenler, han avluları, çocuk emziren kadınlar, saz çalan aşıklar temalarını işlemeye başladı. 31 Ekim 1942 tarihinde Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde ikincilik ödülünü kazandı.

Zamanla duvar resimlerine yönelen sanatçı 1943 yılında, Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi. Mimari ile diğer güzel sanatlar yapıtlarının bir arada kullanılmasının güzel sonuçlar doğuracağına, mimar-sanatçı işbirliğinin gerekliliğine inanıyordu ve hayatı boyunca bunu savundu. 1945-1947yılları arasında “Mari´nin Portresi”, “Alis I”, “Alis II” gibi önemli portre dizisini oluşturdu. Portrelerini kâğıt, bazen de tahta üzerine yapıyordu. 1946 yılında, Ankara Büyük Tiyatro´nun (operanın) girişindeki kapıların üstüne ikinci duvar çalışmasını yaptı (“Kız kaçırma” konulu bir fresk). 1946 yılı Kasım ayında UNESCO´nun Paris´te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ilgi çekti.

Bedri Rahmi, asistan olarak akademik hayatına başladığı günlerden beri öğretmenlik görevini çok önemsemiş, usta-çırak ilişkisinin önemine inanmıştı. Bu düşünceyle 1947 yılında, genç sanatçılardan oluşan “10´lar Grubu”nun kurulmasına öncülük etti. Grubun üye sayısı bir yıl içinde otuzu geçti. Bedri Rahmi, kendisini tümüyle resme vermesi konusundaki telkinlere rağmen şiir yazmayı da hiç bırakmadı ve 1948 yılının Ağustos ayında ikinci şiir kitabı “Karadut” yayımlandı.

Eren Eyüboğlu ile birlikte 1947 yılında D Grubu’ndan ayrılmış olan sanatçı, o yıl portrelerini sergilediği bir sergi açtı; 1950 yılında ise Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi´nde 150 resimden oluşan “Retrospektif” sergisi düzenledi ve büyük ilgi gördü. Serginin ardından birkaç aylığına Paris’teki eşinin yanına gitti. 1933’ten beri ilk defa yurtdışına çıkan Bedri Rahmi, müzeleri gezdi ve İnsan Müzesi´nden çok etkilendi. Başörtüsü veya kilimin hem güzel, hem işe yarar olması gibi sanat eserlerinin bir iş görmesi gerektiği düşüncesi sanat anlayışını şekillendirdi. “Güzel yararlı olmalıdır” düşüncesinden hareketle “Yazmacılık” geleneğine yeni bir yorum getirdi. Eşi ile birlikte 1950’de yurda döndükten sonra İstanbul’da Maya Sanat Galerisi’nde sergi açtı. Aynı yıl, Kariye Camii düzenlemesini yaptı ve Bizans mozaikleriyle ilgilenmeye başladı. 1951 yılında, “Küçük Sahne”yi süsledi. ve ilk “Yazma Sergisi”ni açtı. 1953 yılında Yazmaları ve özgün baskıları Philadelphia Print Club da sergilendi. 14 Eylül´de Time dergisi iki renkli sayfa ayırdı. 1954 yılında Bedri Rahmi “Türk Tepsisi” adlı motifi ile Steuben Glass adlı bir firmanın tertiplediği yarışmada ödül kazandı ve motif kristale oyularak teşhir edildi.

Yazı yazma tutkusunu ise 1951’de Yeni Sabah gazetesindeki yazılarıyla sürdüren Bedri Rahmi, yazarlığını bu gazetede sürdüremeyince Cumhuriyet gazetesine geçti ve 1952- 1958 yıllarında düzenli olarak yazdı. 1953’te üçüncü şiir kitabı “Tuz”, 1956’da ilk düzyazı kitabı “Canım Anadolu”, 1957’de “Üçü birden”adlı kitabını yayınladı yayımlandı.

1953-1960 arasında resim alanına çalışmalarını büyük boyutlu mozaiklerle sürdürdü. 1954-1957 yılları arasında Hilton ve Divan otellerinde ve KLM İstanbul merkezindeki panoları yaptı. 1957 yılında Tokyo özgün baskı Bienaline katıldı. 1958 yılında 1958 Brüksel Expo’sundaki Türk Pavyonu için yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1959 yılında, Paris´te Nato merkezine 50 metrekarelik bir pano hazırladı.

Bedri Rahmi, 1961’de aldığı Rockfeller Bursu ile iki yıl için eşi ile birlikte ABD’ye giderek çalışmalarını yurtdışında sürdürme fırsatı buldu. Bu dönemde zengin renklerle soyut biçimlere yöneldi. Görülmedik, bilinmedik renkler bulabilmek için denemeler yaptı, plastik tutkal – plastik boyalar – kum – talaş ve buruşturulmuş Japon kağıdı kullandı. ‘Amerika Dönemi´’nin sanatına başka bir boyut kazandırdığına ifade etti. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley´de iki yıl misafir profesörlük yaptı. 1961 Ağustos´ta Unicef çocuklar yararına “Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın” motifi Amerika´da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında New York Modern Sanat Müzesi “Zincir” adlı resmini satın aldı.

miro-biyografi-artmanik

Joan Miro

36. ) JOAN MİRO :  Katalan ressam ve heykeltıraş. ( DOĞUM : 20 Nisan 1893 , Barcelona , İSPANYA – ÖLÜM : 25 Aralık 1983 , Palma de Mallorca , İSPANYA ) 

Joan Miró Ferra, 1893’te İspanya, Barselona’da dünyaya geldi. 14 yaşında Barselona’da La Lonja’s Escuela Superior de Artes Industriales y Bellas Artes (Güzel Sanatlar ve Endüstriyel Sanatlar Okulu)’na katıldı. 3 yıllık sanat eğitimi sonrasında, burada memur olarak göreve başladı. Daha sonra sanat çalışmalarına devam edebilmek için bu görevi bıraktı ve 1912-1915 yılları arasında Barselona’daki Francesc Galí’s Escola d’Art isimli sanat okuluna devam etti. Galeri sahibi olan José Dalmau’nun teşvikiyle ilk sergisini Barselona’da 1918 yılında açtı.

1920 yılında Paris gezisi sırasında Pablo Picasso ile tanıştı. Bundan sonra Miro zamanının yarısını Paris’te geçirmeye başladı ve burada tanıştığı Max Jacob, Pierre Reverdy, ve Tristan Tzara ile Dada hareketine katıldı. Paris’teki ilk sergisi 1925’te Galeri Pierre’de büyük bir sürrealist hareket olarak yankı buldu.

1936’da iç savaş sebebiyle İspanya’yı terk etmek zorunda kaldı, 1941’de geri döndü. Aynı yıl New York, The Museum of Modern Arts’da ilk büyük retrospektif sergisini açtı. Miro, Josep Lloerns y Artigas’la birlikte seramik çalışmalarına başladı bununla beraber baskı alanına da ilgi gösterdi. 1954-1958 yılları arasını bu iki konuya konsantre olarak geçirdi. 1954’deki Venedik Bienali’nde grafik dalında büyük ödüle layık görüldü ve çalışması bir sonraki yıl Kassel’de yapılan ilk Documanta Fuar’ına dahil edildi. 1958’de Paris UNESCO Binası’ndaki eseri ile Uluslararası Guggenheim Ödülünü aldı. Sonraki yıl tekrar resim yapmaya başladı, 1960 yılında heykeltıraşlığa başladı. Miro’nun retrospektifleri, Paris, Musée National d’Art Moderne ve Grand Palais’de yer aldı.

Miro, 25 Aralık 1983’te İspanya’nın Palma de Mallorca şehrinde hayata gözlerini kapadı.

G504BUR24

Burhan Doğançay

37. ) BURHAN DOĞANÇAY :  Türk fotoğrafçı ve ressam. ( DOĞUM : 11 Eylül 1929 , İstanbul , TÜRKİYE – ÖLÜM : 16 Ocak 2013, İstanbul , TÜRKİYE ) 

Burhan Doğançay, 11 Eylül 1929 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. İlk sanat eğitimini, ressam babası Adil Doğançay ve diğer bir ressam Arif Kaptan’dan almıştır. 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra; 1950 ile 1955 yılları arasında Fransa’daki Académie de la Grande Chaumière’de sanat kurslarına katılmış ve 1953 yılında Paris Üniversitesi’nde iktisat konusunda doktora yapmıştır.

Bu dönemde, resim çalışmalarına devam etmiş ve eserlerini birkaç karma sergide sunmuştur. Daha sonra; 1970’li yıllarda fotoğrafçılığa başlamış ve dünya çapındaki bütün şehir duvarlarını çekmeye girişmiştir.

Kasım 2009’da, yaptığı tablolardan Mavi Senfoni, Yıldız Holding yöneticisi Murat Ülker tarafından 2,2 milyon TL’ye alınmıştır.

Ayrıca; Doğançay, gençlik yıllarında Gençlerbirliği’nde futbol oynamıştır.

Burhan Doğançay İstanbul’da tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde hayatını kaybetti. 84 yaşında olan Burhan Doğançay, 18 Ocak Cuma günü Teşvikiye Camii’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından kendi vasiyeti üzerine 19 Ocak Cumartesi günü Bodrum Turgutreis’te bulunan Karabağ Mezarlığı’nda defnedildi.

0138-007.jpg

Adil Doğançay

38. ) ADİL DOĞANÇAY : Türk ressam. ( DOĞUM : 1900, İstanbul – ÖLÜM : 1990, İstanbul , TÜRKİYE ) 

1900 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Tüccar Ali Bey’dir. Eyüp Rüştiyesi’nde okurken, Şerif Renkgörür’den ve Harita Mühendislik Mektebi’nde okurken, Diyarbakırlı Tahsin Bey’den resim dersi aldı. 1920 yılında bu okulu bitirdi ve İstiklal Savaşı’na katıldı. Çoğu zaman tabiattan konular çalıştı. Önceleri detaya inerek, realist eserler verdi. Daha sonraları, empresyonist bir anlayışa yöneldi. 1990 yılında vefat etti.

HAN TUMERTEKIN

Han Tümertekin

39. ) HAN TÜMERTEKİN : Türk mimar. ( DOĞUM : 1958, İstanbul, TÜRKİYE ) 

Mimari etkinliğini 1986 yılında İstanbul’da kurduğu Mimarlar ve Han Tümertekin Proje Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. çerçevesinde yürütmektedir. Tümertekin, Türkiye başta olmak üzere, Hollanda, Japonya, Kanada, Birleşik Krallık ve Fransa’da projeler gerçekleştirmiştir. Mimarlık öğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tamamlayan Tümertekin, İstanbul Üniversitesi’nde tarihsel koruma konusunda çalışmalar yapmıştır. Mesleki çalışmalarına ek olarak 1992 yılından bu yana mimarlık öğrenimine de katkıda bulunan Tümertekin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Yüksek Lisans programının kurucu ve yürütücülerindendir. Harvard Graduate School of Design, Ecole Spéciale d’Architecture-Paris ve Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne’da konuk öğretim üyeliği yapmaktadır. Ulusal ve uluslararası pek çok jüride görev alan Tümertekin verdiği konferanslar ve yönettiği workshop’ lar ile uluslararası mimarlık etkinliklerinde yer almaktadır. Domus, Abitare, Architectura Viva, d’Architecture,World Atlas of Contemporary Architecture’, ‘Atlas of 21st Century World Architecture’ gibi yayınlar Tümertekin’in çalışmalarına yer vermiştir. Ayrıca seçilmiş projeleri Harvard University Press tarafından bir monografi olarak yayınlanmıştır. 1998 ve 2000 yıllarında Ulusal Mimarlık Ödülü’ne (Türkiye) layık görülen Tümertekin’in çeşitli ulusal ve uluslararası ödülleri vardır. Mies van der Rohe ödüllerinde SM Evi sergilenen Tümertekin, ‘B2 Evi’ ile 2004 Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazanmıştır. ‘2007 Ağa Han Mimarlık Ödülü jürisinde de yer alan Tümertekin, 2008 yılından bu yana Ağa Han Mimarlık Ödülleri Yönetim Kurulu üyesidir.

Ağa Han jürisinin B2 evi için görüşleri şöyle: “Yepyeni, benzeri görülmemiş bir yaratım ama bir yandan da, yer aldığı ortamdan koparılması olanaksız bir parça. Çevresindeki yapılar ve yer şekilleriyle birlikte geçmişten gelen bir ev; kendine en yaraşan giysilere bürünmüş, gururla bekliyor kendi çağının gelmesini. Yapı olabildiğince az sayıda eleman kullanılarak gerçekleştirilmiş, ama gene de derin bir saygı uyandırıyor. Mimarlık mesleğinin tüm bilgisinin, tüm zenginliğinin seferber olup kendisini ortaya çıkardığını biliyor. Mimarının birey olarak beslediği istekleri, mimarının yaşadığı özlemleri, o en benzersiz yanını yaşam alanına taşıdığını gayet iyi biliyor.”

indir

Süleyman Seyyid

40. ) SÜLEYMAN SEYYİD : Türk ressam. ( DOĞUM : 1842 , İstanbul – ÖLÜM : 1913 , İstanbul ) 

Türk resim sanatının ilk kuşak ressamları arasındadır. Askeri okullarda toplam 36 yıl resim dersi vermiş; çok sayıda natürmort ve konularını güzellik kaynağı olarak gördüğü Üsküdar’dan seçtiği manzara resimleri yapmıştır.

Aivazovsky_portrait_by_Tyranov

İvan Ayvazovski

41. ) İVAN AYVAZOVSKİ : Eserlerinin yarıdan fazlasının konusu deniz manzaraları olan Ermeni asıllı Rus ressam. ( DOĞUM : 29 Temmuz 1917, Feodosya, Rus İmparatorluğu – ÖLÜM : 5 Mayıs 1900, Feodosya,Rus İmparatorluğu ) 

Kırım’da bir Karadeniz liman şehri olan Feodosiya’da Ayvazyan soyadını taşıyan yoksul bir Ermeni ailesinde dünyaya geldi. Simferopol Lisesi’nde iken resim yeteneğinden ötürü 16 yaşında Çar I. Nikolay’ın emriyle St. Petersburg Akademisi’ne alındı. 1836’da akademiden mezun olduktan sonra devlet tarafından Avrupa’ya gönderildi. Yıllar süren seyahatleri sırasında birçok ülkede sergileri açıldı, çağın en yetenekli Rus ressamı olarak ün kazandı.

1844’te Rusya’ya dönüşünde Rus Donanması’nın resmi ressamlığı görevine atandı. Bu görevi dolayısıyla yaşamı boyunca çok sayıda deniz ve gemi resmi yaptı.

1845’te geldiği İstanbul’da Sultan Abdülmecit tarafından Beylerbeyi Sarayı’nda kabul edildi. 1845-1890 arasında İstanbul’a toplam dört ziyaret yaptı. 1874’teki ziyaretinde Mimarbaşı Sarkis Balyan’ın Kuruçeşme Adası üzerinde bulunan ikametgâhında bir ay kadar misafir olarak Sultan Abdülaziz’in Dolmabahçe Sarayı için sipariş ettiği tabloları hazırladı. 1890’daki son ziyaretinde Sultan II. Abdülhamid’in huzuruna kabul edilerek padişaha iki tablosunu hediye etti.

Beşbinin üzerinde eseri olan Ayvazovski’nin tablolarının büyük bir kısmı St. Petersburg, Moskova ve Erivan devlet müzelerinde sergilenmektedir. 30 kadar eseri Türkiye’de Dolmabahçe Sarayı, Deniz Müzesi, Askeri Müze, Fener Rum Patrikhanesi ve İstanbul Kumkapı Ermeni Patrikhanesi’nin koleksiyonlarında bulunmaktadır.

1953+Josep Llorens Artigas

Josep Llorens i Artigas

42. ) JOSEP LlORENS i ARTİGAS : Joan Miró ile olan işbirliğiyle tanınan bir İspanyol seramik sanatçı. Bir Avrupa sanat formu olarak seramiğin yeniden canlandırılmasında önemli bir rolü vardır.

Josep Llorens Artigas’ın eserleri, Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia’da olmak üzere birçok galeri ve müze’de sergilendi. Sanatçının bir çok eseri, 2017 yılında Christie’nin King Street’teki ‘Post Savaş Sonrası ve Çağdaş Sanat Akşam Müzayedesinde’ satılan ‘Vazo’ da dahil olmak üzere, açık artırmada 960.902 dolara satıldı.

Max_Jacob_736647406

Max Jacob

43. ) MAX JACOB : Fransız yazar. ( DOĞUM : 1876 Bretagne Quimpre, Fransa – 5 Mart 1944, Drancy Toplama Kampı , )

Bretagne’da doğmuş bir Yahudi çocu­ğu olan Max Jacob, öğrenimini yarı­da bırakarak bir süre resimle ilgilen­di. Montmartre’da, dostluk kurduğu Picasso, Andre Salmon gibi ressamlar ve Apollinaire gibi yazarlarla birlikte başı boş bir yaşam sürdü. Edebiya­ta, çocuklara yönelik bir öykü kitabı yazarak başladı (Histoire du roi Kaboul leret du marmiton Gauvain [Kral Kaboul I ve Aşçı Yamağı Gauvain’in Öyküsü]). Ardından, dostu Picasso’nun ofortlarla resimlediği mistik bir roman olan Oeuvres burlesques et mystiques de frere Matorel mort au couvent de Barcelone [Barselona Ma­nastırında Ölen Rahip Matorel’in Mis­tik ve Bürlesk Yapıtları, 1911) ile le Siege de jerusalem (Kudüs Kuşatma­sı, 1912) adlı dramı yayımladı. Bu ya­pıtlarında gerçeküstücülüğün öncüsü olarak belirdi. Diğer kitaplardan bir süre önce yazma­ya başladığı şiir derlemesi Cornet â des’yi (Zar Hokkası) de 1917’de ya­yımladı.

pablo-picasso

Pablo Picasso

44. ) PABLO PİCASSO : İspanyol ressam ve heykeltıraş. 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerindendir. Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini atmıştır. ( DOĞUM : 25 Ekim 1881, Malaga, İSPANYA – ÖLÜM : 8 Nisan 1973, Mougins, FRANSA )

Picasso 25 Ekim 1881’de Malaga, İspanya’da doğdu. Babası bir ressam ve resim öğretmeniydi. Küçük yaşta resim yapmaya babası tarafından yönlendirildi. Resim yeteneği kısa sürede keşfedildi. 1895’te Güzel Sanatlar Okulu’na girdi. 1901 yılından itibaren anne soyadı olan Picasso’yu kullanmaya başladı. Eserleri İspanyol bir dergi olan Juventut’ta yayınlandı.

1900’de ilk kez Paris’e gitti. Dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Montmartre semtinde bir süre para içinde yaşadı. Picasso yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların, sirk palyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi ‘Mavi Dönem’ olarak tanımlanır.

Picasso, Georges Braque ile kübizmin temellerini atmış sayılmaktadır. 1907’den 1914’e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki üç boyutlu bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir.

I. Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma’da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova’yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris)

20’li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes à la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris). Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flûtes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris).

Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı’na göre, toplam resim, 100,000 baskı, 34,000 kitap resmi ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim üretmiştir.

Bir genelevdeki beş hayat kadınını gösteren ve Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Avignonlu Kadınlar, Fransa’da 1907 yazında çizilmiştir

En tanınmış eseri Alman hava kuvvetlerinin Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resim 1937’de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid’de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, “Bu resmi siz mi yaptınız” diye soran bir Alman generaline, “Hayır, siz yaptınız” cevabını vermiştir. Bu resim Picasso’nun savaşa ve Guernica’nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti anlatmaktadır. Resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti yansıtmaktadır.

Ayrıca 1911 yılında Leonardo Da Vinci’ye ait Mona Lisa eserini, bu eserin doğduğu şehir, Floransa’ya kaçırmakla suçlandı.

2d71fc96ec1714224aec0c4a6f2de06c

Andre Salmon

45. ) ANDRE SALMON :  Fransız şair, sanat eleştirmeni ve yazar.Guillaume Apollinaire ve Maurice Raynal ile Kübizm’in ilk savunucularından biriydi . ( DOĞUM : 4 Mart 1881, Paris – ÖLÜM : 12 Mart 1969,Sanary- sur – Mer , FRANSA ) 

Edebiyat hayatına Plume dergisinde şiirler yazarak atıldı; Vers et Prose dergisinin yazı işlerini yönetti.

apollinaire-1

Guillaume Apollinaire

46. ) GUİLLAUME APOLLİNAİRE : İtalyan asıllı Fransız şair, yazar ve sanat eleştirmeni. ( DOĞUM : 26 Ağustos 1880, Roma, İTALYA – ÖLÜM : 9 Kasım 1918, Paris, FRANSA ) 

Gerçek adı Wilhelm Albert Włodzimierz Apolinary Kostrowicki olan Apollinaire Polonyalı bir anne ile İtalyan bir babanın oğludur. 1880 yılında Roma’da doğdu. Monako’daki Collège Saint-Charles’da Fransızca öğrenim gördü.1902’de Paris’e yerleşti, Cannes ve Nice’de çeşitli okullara eğitimine devam etti. Edebiyat ve resim çevrelerinde sık sık görünmeye başladı.

1903’te Le Festin d’Esope adlı dergiyi kurdu.Fransa’da Pablo Picasso, André Derain, Marie Laurencin ile tanıştı. Daha sonra Almanya Rhineland’e giderek, bir süre öğretmenlik yaptı. Bu yıllarda şiirleri Fransız modern şiirleri arasındaydı.1911 yılında Pablo Picasso ve Georges Braque ile birlikte Kubist Oda 41’in düzenlenmesine yardım etti. Böylelikle resim eleştirmenliğine ağırlık verdi. İlerleyen yıllarda edebiyata özellikle şiirlere bir resim akımı olan kübizmi oturttu. Kübizme duyduğu ilgi ile birlikte sürrealizm benimsedi.

Apollinaire’in Tiresias’ın Memeleri adlı oyunu tanımlamak için kullandığı sürrealist dram ifadesi sürrealizm akımının isminin esin kaynağı oldu.

İlk inceleme yazılarını ve şiirlerini çeşitli ressamların gravürleriyle birlikte yayınladı. 1913’te geçmiş 15 yılın şiir seçkisi olan Alcools’u yayınladı.Daha sonra kübist ressamların resimlerini analiz ettiği Kübist Ressamlar adlı eseriyle kübizmden ayrılıp,kuramlarını ve öncülüğünü kendisinin yaptığı Orphizmi benimsedi.

1911 yılında Mona Lisa tablosunu çaldığı şüphesiyle bir hafta gözaltında tutuldu, suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakıldı. Apollinaire, I. Dünya Savaşı’nda ağır yaralandı ve 1918’de Paris’te gripten öldü.

Arkadaşı Henri Hertz aşağıdaki konuşmanın ona ait olduğunu söylemiştir.

Açılın ey mezarlar! Müzelerdeki ölüler, saraylarda şatolarda ,manastırlarda paravanların altındaki cesetler! İşte gelmiş geçmiş bütün zamanların anahtarlarını taşıyan efsanevi bekçi. En sağlam kilidi bile zorlayıp açıyor ve sizi bugünün dünyasına,paranın soylu kıldığı teknisyenlerin,hamalların arasına karışmaya çağırıyor. Şovalyenin zırhları kadar güzel olan otomobillerinde kendinizi evinizdeymiş gibi hissetmenizi, uluslararası yataklı vagonlarda yerinizi almanızı,ayrıcalıklardan hala gurur duyabilen insanlarla kaynaşmanızı istiyor sizden. Ama uygarlık fazla süre tanımayacak onlara.

521-jean-cocteau

Jean Cocteau

47. ) JEAN COCTEAU :  Fransız film yönetmeni. ( DOĞUM : 5 Temmuz 1889, Maisons-Laffitte, Yvelines, FRANSA – ÖLÜM : 11 Ekim 1963,  Milly-la-Forêt, FRANSA ) 

1889 yılında Maisons-Laffitte, Yvelines’te doğan Cocteau gençlik yıllarında şiir ve yazına ilgi duydu. Dönemin sürrealist, dadacı ve kübist öncü sanatçılarıyla arkadaşlıklar kurdu, şiirler, piyesler, romanlar ve şarkı sözleri yazdı. Garip özel yaşamıyla dikkat çekmiş, çeşitli erkekler ve kadınlarla egzantirik ilişkiler yaşamıştır. Bir dönem uyuşturucu da kullanmıştır. Cocteau’nun filmleri yoğun sanatsal ve fikri altyapıları ile fark yaratır. Cocteau modern sanat ve sinema dünyasına çok büyük katkılarda bulunmuştur.

11 Ekim günü Édith Piaf’ın öldüğü açıklandıktan kısa bir süre (aynı gün içinde) çok sevgili dostu Jean Cocteau da hayata veda etti. Cocteau’nun Piaf’ın acısına dayanamadığı için kalp krizi geçirdiği söylenir.

indir 34

Maurice Rynal

48. ) MAURİCE RYNAL : Fransız sanat eleştirmeni. ( DOĞUM : 1884, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 18 Eylül 1954, Paris, FRANSA ) 

Guillaume Apollinaire  ile Kübizm’in ilk savunucularından biriydi.

6c1b1f1f2b7a38a7191e6feee2f09339

Andre Derain

49. ) ANDRE DERAİN : Fransız ressam ve heykeltıraş. ( DOĞUM : 10 Haziran 1880, Chatou,Yvelines,FRANSA – ÖLÜM : 8 Eylül 1954, Garches, Hauts – de- Seine , FRANSA ) 

Henri Matisse ile birlikte Fovizm’in kurucularından biridir.

Derain 1880’de Paris’in hemen dışındaki Chatou, Yvelines, Île-de-France’ta doğdu. 1898’de Académie Camillo’da mühendislik eğitimi alırken Eugène Carrière’in resim derslerine katıldı ve burada Matisse ile tanıştı. 1900’de tanıştığı Maurice de Vlaminck ile aynı stüdyoyu paylaşmaya başladı ve ilk peyzajlarını çizdi. Fransız ordusunda silah altına alındığı 1901 ile 1904 yılları arasında çalışmalarına ara verdi. Terhisinin ardından Matisse, Derain’in anne ve babasını, ressamın mühendislik eğitimini bırakmasına izin vermeleri için ikna etti. Böylece tüm zamanını resim yapmaya ayırabilen Derain Académie Julian’a katıldı.

Derain ve Matisse 1905 yazı boyunca Akdeniz kıyısındaki bir kasaba olan Collioure’da birlikte çalıştılar ve aynı yılın sonlarında oldukça yenilikçi tablolarını Salon d’Automne’da sergilediler. Tablolar, çok parlak ve doğal olmayan renkleri sebebiyle eleştirmen Louis Vauxcelles tarafından alaycı biçimde les Fauves (vahşi hayvanlar) olarak adlandırıldı ve böylece Fovizm hareketi başlamış oldu. Mart 1906’da ünlü sanat simsarı Ambroise Vollard Derain’i şehir hakkında bir dizi tablo yapması için Londra’ya gönderdi. 29’u halen varolan bu 30 tabloda Derain Londra’yı, daha önce Whistler veya Monet gibi ressamların yaptıklarıdan oldukça değişik bir şekilde resmetti. Cesur renkler ve kompozisyonlar kullanan ressam Thames’ın ve Tower Bridge’in birçok resmini çizdi. Bazı Thames resimlerinde noktacılık tekniklerini kullanmıştı ancak noktalar çok büyük olduğundan divisionism tekniğine yaklaşıyordu ve böylece hareket eden suyun üzerindeki güneş ışığının yarattığı renk dağılımı etkili biçimde gösterilebiliyordu.

1907’de sanat simsarı Daniel-Henry Kahnweiler, Derain’in tüm stüdyosunu satın alarak ressama maddi istikrar sağladı. Derain taş heykelciliği üzerine denemeler yaptı. Arkadaşı Pablo Picasso ve diğer önemli ressamlara yakın olabilmek için Montmartre’a taşındı. Buraya taşındıktan sonra ressam, Fovizm’in parlak renklerinden uzaklaşarak daha mat renkler kullanmaya, eserlerinde Kübizm ve Paul Cézanne etkileri göstermeye başladı.Gertrude Stein’a göre Derain, Afrika heykelciliğini Kübistlerden daha önce keşfetmiş ve esinlenmişti.Derain, Guillaume Apollinaire’in 1909’da yayımlanan L’enchanteur pourrissant eseri için primitif tarzda tahtabaskılar hazırladı.

Eserlerini 1909’da Münih’teki Neue Künstlervereinigung’da,1912’de Der Blaue Reiter’de ve 1913’te New York’taki Armory Show’da sergiledi. 1912’de Max Jacob’un şiir derlemesi için illüstrasyonlar yaptı.

Yeni Klasizme Doğru

Bu dönemde Derain’in eserleri, Eski Ustalar üzerine yaptığı incelemeleri gitgide daha fazla yansıtmaya başladı. Eserlerde rengin rolü azalırken formlar keskinleşti; öyle ki 1911-1914 yılları arası ressamın gotik dönemi olarak adlandırıldı. Ressamın 1914’te I. Dünya Savaşı için askere gitti ve 1919’da terhis olana dek çok az resim çizdi. Ancak 1916’da André Breton’un ilk kitabı Mont de Piete için bir set illüstrasyon hazırladı.

Savaşın ardından Derain yenilenen klasizm akımının lideri oldu. Fovizm’in vahşiliği uzun yıllar geride kalmıştı ve ressam artık geleneğin koruyucusu olarak saygı görüyordu.1919’da Ballets Russes’in lideri Diaghilev için La Boutique fantasque balesini tasarladı.Başarılı olan bu denemenin ardından ressam birçok bale tasarımı yarattı. 1920’ler, Derain’in başarısının doruğunda olduğu dönemdi. 1928’de Carnegie Ödülü’nü kazandı ve Fransa dışında, Londra, Berlin, Frankfurt,Düsseldorf, New York ve Cincinnati gibi birçok yerde sergiler açtı.

II. Dünya Savaşı’nda Fransa’nın Almanlar tarafından işgali sırasında Derain genelde Paris’te yaşadı ve Almanlardan ilgi gördü çünkü Fransız kültürünün prestijini temsil ediyordu. 1941’de Almanya’ya resmî bir ziyaret yapması için gelen teklifi kabul etti, başka Fransız sanatçılarla birlikte Nazi heykeltıraş Arno Breker’in Berlin’deki bir sergisine katıldı.Derain’in bu ziyareti Nazi propagandasında doğal olarak oldukça fazla yer bulmuştu. Savaşın sona ermesinin ardından ressam iş birlikçi olarak görülmeye başladı ve daha önceki birçok destekçisi tarafından dışlandı.

Ölümünden bir sene önce, tam olarak iyileşemeyen bir göz iltihabına yakalandı. 1954’te bir aracın çarpması sonucu Garches, Hauts-de-Seine’de yaşamını yitirdi.

Marie_Laurencin_1949

Maria Laurencin

50. ) MARİE LAURENCİN :  Fransız ressam ve baskı yapımcısı. ( DOĞUM : 31 Ekim 1883, Paris. FRANSA – ÖLÜM : 8 Haziran 1956, Paris, FRANSA ) 

Laurencin’in çalışmaları arasında tablolar, suluboya, çizimler ve baskılar yer alıyor. Sonia Delaunay , Marie Vorobieff ve Franciska Clausen’la birlikte birkaç kadın kübist ressamdan biri olarak bilinir. Çalışmalarında Kübist ressam Pablo Picasso ve yakın arkadaşı Georges Braque’ın etkisini gösterirken soyutlamaya benzersiz bir yaklaşım geliştirdi ; bu yaklaşım çoğunlukla kadın ve kadın portre gruplarının temsil edilmesine odaklandı. Çalışmalarında, pastel renkler ve eğrisel formları kullanarak kadınsı estetiğin peşinde kübist normların sınırları dışındadır. Laurencin, kadınsılık temalarını ve ölümüne kadar kadınsı temsil biçimleri olarak gördüğü konuları keşfetmeye devam etti. Yapıtları resim, suluboya, çizim ve baskılardan oluşuyor.

1983’te, Laurencin’in doğumunun yüzüncü yıldönümünde, Musée Marie Laurencin, Nagano Bölgesi , Japonya’da açıldı.Müze, eserlerinin 500’ünden fazlasına  ev sahipliği yapıyor.

Sonia_Delaunay,_1914,_Prismes_électriques,_oil_on_canvas,_250_x_250_cm,_Musée_National_d'Art_Moderne

Sonia Delaunay Tarafından Resmedilen ” ELECTRIQUES Prismes ” İsimli Eser

51. ) ORPHİSM : Orphism (Simultanism) Orfizm veya Orfik Kübizm, 1912 yılında Fransız şair Guillaume Apollinaire tarafından ortaya atılan bir terimdir. Fovizmden etkilenmiş saf soyutlama ve parlak renklere odaklanmış  bir Kübizm alt dalıdır. Orphizm, Kübizm’den doğan 20’nci yüzyıl sanat akımıdır (koyu renkleri ve kontrastları kullanmayı sürdüren, fakat Kübizm’den daha yumuşak bir stilde). Kübizm’den Soyut sanata geçişte anahtar olarak algılanan bu hareket, František Kupka, Robert Delaunay ve Kübizm monokrom aşamasında renk kullanımını yeniden hizmette Sonia Delaunay tarafından öncülük edilmiştir. 

Delaunay’ın resimlerinde, Picasso ve Brague kübizminin aşıldığı, şiirli ve müzikli bir anlatıma varıldığı açıklanmıştır. Bu sanatçı ve akımın özelliği; İzlenimcilerin saf renklerine bağlı olup, Seurat’ın yaratıcılığını da beğenirdi. O, saf anlatımın, simültane kontrastlar üzerine kurulması gerektiğine ve bunun, renklerin dinamizmini ve varlığını anlatmak için biricik olanak olduğuna inanıyordu.

Önemli Sanatçıları; 

1. ) Robert Delaunay, (1885 – 1941)

2. ) Sonia Delaunay, (1885 – 1979)

3. ) Frantisek Kupka, (1871 – 1957)

4. ) August Macke, (1887 – 1914)

5. ) Leopold Survage, (1879 – 1968)

220px-Robert_Delaunay

Robert Delaunay

52. ) ROBERT DELAUNAY : Eşi Sonia Delaunay ve diğer sanatçılar tarafından güçlü renkler ve geometrik şekiller kullanıldığı belirtilen Orfizm sanat hareketini canlandıran Fransız sanatçı.  ( DOĞUM : 12 Nİsan 1885, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 25 Ekim 1941, Montpellier, FRANSA ) 

Daha sonraki eserleri Paul Klee’yi anımsatan soyut eserlerdi. Onun en öenmli özelliği  renkleri cesur kullanımı ve hem derinlik hem de ton ile deneysel bir teknik kullanması.

portr6-delau

Sonia Delaunay

53. ) SONİA DELAUNAY : Ukrayna doğumlu Fransız sanatçı. ( DOĞUM :  14 Kasım 1885, Hradyzk, UKRAYNA – ÖLÜM : 5 Aralık 1979, Paris, FRANSA ) 

Çalışma hayatının çoğunu Paris’te geçirmiş ve kocası Robert Delaunay ve diğer sanatçılar  ile Orphism sanat hareketini başlatmışlardır.  Çalışmaları resim, tekstil tasarımı ve sahne seti tasarımına kadar uzanıyor. 1964 yılında Louvre’da retrospektif bir sergide bulunan ilk yaşayan kadın sanatçıydı. 

Modern tasarımdaki çalışmaları , geometrik soyutlama, mobilya, kumaş, duvar kaplamaları ve giysilerin bütünleştirilmesi kavramlarını içeriyordu.

6ef4be7da0d03c2f31d66cdc4f5a5aca

Frantisek Kupka

54. ) FRANTİSEK KUPKA : Soyut resmin öncü­sü Çek asıllı Fransız ressam. (DOĞUM: 23 Eylül 1871, Opocno, Bohemya – ÖLÜM:  24 Haziran 1957, Puteaux, Fransa), Olgunluk dönemi yapıtlarıyla 20. yüzyılda salt soyut resmin yerleşmesine büyük katkıda bulun­muştur.

Prag ve Viyana akademileriyle Paris’teki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda öğrenim gördü. 1895’te Paris’e yerleşti. 1908-11 ara­sında fovizm ile Fransız ressam Seurat’nın geliştirdiği noktacılık tekniğini denedi. Seu­rat’nın karşıt renkler kuramının etkisiyle renklerin estetik değerlerini araştırmaya yöneldi. Benzer bir çalışma yapan Robert Delaunay eğrisel çizgilerden oluşan salt soyutlamanın ilk temsilcileri oldular. Aynı yıl 1912’de şair ve sanat eleştirmeni Guillaume Apollinaire bu eğilime “müzikal” renk lirizminin sanatı anlamına gelen orfizm adını verdi. Kup­ka soyut renklerin tıpkı müzik gibi çok derin duygular uyandırabileceğine duyduğu inancı “Kırmızı ve Mavi Füg” (1912, Nârodni Galerie, Prag) gibi resimlerinde ortaya koymuştur.

279f6a7009

August Macke

55. ) AUGUST MACKE :  Alman ressam. ( DOĞUM : 3 Ocak 1887, Meschede, ALMANYA – ÖLÜM : 26 Eylül 1914, Champagne ) 

Doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı dışavurumculuk (ekspresyonizm) akımının önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Henüz 27 yaşındayken Alman Ordusu saflarında savaşırken hayatını kaybetti.

aadf3a86-1e67-4b3c-91a8-d819a6702f8c

Leopold Survage

56. ) LEOPOLD SURVAGE : Fransız-Rus kökenli Danimarkalı ressam. ( DOĞUM : 31 Temmuz 1879, Lappeenranta, – ÖLÜM : 31 Ekim 1968, Paris, FRANSA ) 

Çalışma hayatının çoğunu Paris’te geçirmiş ve Robert Delaunay ve diğer sanatçılar  ile Orphism sanat hareketini başlatmışlardır. 

48775678_136879821318

Marie Vorobieff

57. ) MARİE VOROBİEFF :  Rus doğumlu Kübist ressam. ( DOĞUM : 14 Şubat 1892, RUSYA – ÖLÜM : 4 Mayıs 1984, Büyük Londra, İNGİLTERE ) 

Kübizmin unsurlarını (“Boyutsalcılık” olarak adlandırılır. ) pointillizm ile ikna edici bir biçimde birleştirmesi ve – resimlerin düzenlenmesinde Altın Oran’ın kullanılması yoluyla – uluslararası bir üne sahiptir.

Marie Vorobieff, hayatının büyük bir bölümünü yurt dışında yaşasa da – Fransa’da kübist bir ressam ve İngiltere’de olgun yılları olarak biçimlendirdiği yıllar – genellikle “Rus ressamı” olarak anılır. 

$renkler5

58. ) MONOKROM ( MONOCHROME ) : Resim, çizim, tasarım ve fotoğrafların tek renkten oluştuğunu ifade eden bir sözcüktür. Eski Yunancadaki μονόχρωμος kelimesinden gelmektedir.

Sadece gri tonlardan oluşan bir cisim veya resim de monochromatic, gri tonlamalı veya siyah beyaz olarak adlandırılabilir.

004-andre-breton-theredlist

Andre Breton

59. ) ANDRE BRETON : Fransız yazar, şair, ve gerçeküstücü kuramcı, Gerçeküstücülüğün babası olarak tanınır.

1924 yılında yayınlanan Gerçeküstücü Manifesto’su ile psikolojik çözümlemeler içeren otonom yazı tekniğini edebiyat dünyasına tanıtmıştır.

Normandiya`da doğdu, tıp ve psikiyatri okudu. Genç yaşlarda Alfred Jarry’nin yaşamına ve eserlerine ilgi duydu, bu eserler onda temel oluşturdu I. Dünya Savaşı sırasında bir nöroloji koğuşunda çalıştı. Burada antisosyal davranışlarıyla geleneksel sanat anlayışlarına karşı çıkan Jacques Vaché ile tanıştı. Onların düşüncelerinden etkilendi. Sanatın bir aptallık olduğunu savunan Jacques Vaché savaştan döndüğünde girdiği bunalımların etkisinden çıkamayarak 24 yaşında intihar etti. Vaché`nin savaş sırasında Breton ve başkalarına yazdığı mektuplar Savaş Mektupları adı altında 1919`da yayınlandı. Bu kitap üzerine Breton`un yazdığı dört adet deneme bulunmaktadır.

1919 yılında Louis Aragon ve Philippe Soupault ile birlikte Edebiyat (Littérature) adlı dergiyi kurdu . Bu yıllarda Dadaist Tristan Tzara ile bağlantıya geçti. 1924 yılında Gerçeküstücü Araştırma Bürosunu`nun kurucu öncülerinden oldu.

Manyetik Çayırlar (Les Champs Magnétiques) kitabı ile otomatik yazı tekniği`ni pratiğe döktü. 1924 yılında Gerçeküstücü Manifesto`yu yazdı ve Gerçeküstü Devrim dergisinin editörü oldu. Etrafında — Philippe Soupault, Louis Aragon, Paul Éluard, René Crevel, Michel Leiris, Benjamin Peret, Antonin Artaud ve Robert Desnos gibi genç yazarlardan bir topluluk oluşması zaman almadı.

Arthur Rimbaud`nun özgür sanat anlayışını ve Karl Marx`ın politik düşüncelerini birleştirmek için sabırsızlanan Breton 1927`de Fransız Komünist Partisi`ne katıldı. 1933`te partiden atıldı. Bu süre içerisinde geçimini kendi sanat galerisinde sattığı tablolarla sağladı.

Breton`un öncülüğünde gerçeküstücülük tüm Avrupa`da ses getiren bir sanat anlayışı oldu ve döneminin tüm sanat dallarını etkiledi. Bu dönemin ürünü olan eserlerde insanın algısının kökenleri ve insanın etrafındaki olaylara bakış açısı sorgulandı.

1938 yılında Fransız hükümetinden aldığı kültürel komisyon ile Meksika`ya gitti. Bu Breton`a Troçki ile tanışma fırsatı sağladı ve beraber Devrimci, Özgür Bir Sanat İçin (Pour un art révolutionnaire indépendent) adlı manifestoyu yazdılar. Manifesto Breton ve Diego Rivera`nın isimleriyle yayınlandı ve o dönemlerde imkânsız gibi gözüken sanatta tam özgürlük çağrısı yapıldı.

Fransız hükümetinin çalışmalarından memnun olmayan Breton 1941`de Amerika Birleşik Devletleri`ne ve Karayip`e sığındı. Burada yazar Aimé Césaire ile tanıştı. Césaire’in Memleket`e Dönüş Defteri (Cahier d’un retour au pays natal) adlı kitabının 1947 baskısının özsözünü yazdı. Breton Paris`e 1946`de geri döndü ve Fransız sömürgeciliğine karşı 121`in Manifestosu`nu yazdı. Bu manifestoda Cezayir Kurtuluş Savaşı`nı ele aldı ve ölene kadar bu konuda çalışmalarını sürdürdü. 1961-1965 yılları arasında ikinci bir gerçeküstücü grubun öncüsü olarak çeşitli sergi ve incelemelerde bulundu. 1959 yılında İspanya`da Gerçeküstücülüğe Saygı adlı bir sergi düzenledi. Bu sergide Salvador Dalí, Joan Miró, Enrique Tábara ve Eugenio Granell gibi ünlü sanatçıların eserlerine yer verildi.

Kitapları arasında durum öyküleri olan Nadja (1928) ve Çılgın Aşk (L`Amour Fou) (1937) bulunmaktadır.

Breton üç kere evlendi;

  • İlk eşi Simone Kahn.
  • İkinci eşi Jacqueline Lamba.
  • Üçüncü ve son eşi Elisa Claro.

André Breton 1966`da, 70 yaşındayken öldü. Mezarı Paris’deki Batignolles Mezarlığı’ndadır.

Alfred_Jarry

Alfred Jarry

60. ) ALFRED JARRY : Fransız oyun yazarı, romancı, şair, avangard, gerçek üstücü ve saçma tiyatrosunun kurucusudur.

Daha 15 yaşındayken, örnek olarak öğretmenlerinden birini alarak yazdığı Ubu Roi (1888, Kral Übü ya da Übü) adlı oyunu, önce kukla oyunu olarak Les Polonais adı altında oynanmış; daha sonra 1896′ da Lugnê-Poe tarafından sahnelenmiş, sahne tasarımı ise P. Bonnard ile Toulouse-Lautrec tarafından gerçekleştirilmiştir.

Jarry, “insanlığın başına geçmiş olan burjuvazinin evrensel budalalığını, açgözlülüğünü, utanmazlığını ve canavarlığını” taşlayan kanlı canlı dev bir kukla boyutuyla Rabelais’in Gargantua’sına benzeyen ( ağzını her açtığında söze “merde-bok” diye başlayan ) Übü oyunlarıyla, grotesk tiyatro ile kara gülmece oyunlarının “babası” olarak avangard tiyatro üstüne geniş etkiler bırakmış; Dadacılık ile Artaud’un ‘vahşet tiyatrosu’ nu etkilemiş; “istisna yasaları”nı inceleyen ve evreni buna göre açıklayan “olanaksız çözümler bilimi” olarak adlandırdığı “patafizik kuramı”yla saçma tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakmıştır.

Jacques-Vache 

Jaques Vache

61. ) JACQUES VACHE : Fransız yazar. ( DOĞUM : 7 Eylül 1895, Lorient, FRANSA – ÖLÜM : 6 Ocak 1919, Nantes , FRANSA ) 

Portrait_Aragon

Louis Aragon

62. ) LOUİS ARAGON :  Siyasal eylemci ve komünist şair, romancı ve deneme yazarı. ( DOĞUM : 3 Ekim 1897, Paris, FRANSA – 24 Aralık 1982, Paris, FRANSA ) 

Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri olarak bilinir. Özellikle, Türkçeye Mutlu Aşk Yoktur adıyla çevrilen şiiriyle tanınır.

Önceleri, Dada akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan André Breton ve Philippe Soupault ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm’in kurucularından biri oldu. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı.

Aragon’un ünü, öte yandan, II. Dünya Savaşı’nda gizli karşı koyma hareketiyle daha bir büyümüştür. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilmektedir. Charles d’Orléans’dan, Victor Hugo’ya değin uzayan bir şiir çizgisini sürdürür gibidir. Aragon, Açık yazan ozanlardandır, birçok şiirleri bu yüzden şarkı haline getirilmiştir. Aragon romancı olarak da ün yapmıştır, çağdaş romanında önemli bir yer tutar. Birkaç çevirisi de vardır. 24 Aralık 1982’de Paris’te ölmüştür.

AVT_Philippe-Soupault_1089

Philippe Soupault

63. ) PHİLİPPE SOUPAULT : Fransız yazar ve şair, romancı, eleştirmen ve siyasi eylemci.

Dadaizm’de aktifti ve daha sonra Sürrealist hareketi André Breton’la kurdu. Soupault, periyodik Littérature’yı, 1919’da Paris’teki yazarlar Breton ve Louis Aragon’la birlikte başlattı ve birçok kişi için Sürrealizmi atmosferini başlattı. Otomatik yazının ilk kitabı olan Les champs magnétiques (1920), Soupault ve Breton’un ortak yazarlığıydı.

1927’de Soupault, eşi Marie-Louise’nin yardımıyla William Blake’in Masumiyet ve Deneyim Şarkılarını Fransızca’ya çevirdi. Ertesi yıl, Soupault, şairin edebiyatta Sürrealist hareketi öngören bir “dahi” olduğunu savunan Blake üzerine bir monograf hazırladı. Radyo Tunus’u Vichy yanlısı rejim tarafından tutuklandığında 1937’den 1940’a kadar yönetti. Cezayir’e başarıyla kaçtı.

II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından hapsi tutulan Soupault, Swarthmore Koleji’nde öğretim görevlisi olarak ABD’ye gitti ancak Ekim 1945’te Fransa’ya döndü. Yapıtları arasında Akvaryum (1917) ve Rose des vent (1920) ve Les Dernières Nuits de Paris romanı (1928; Paris’in Son Geceleri, 1929). 

1957’de Germaine Tailleferre operası La Petite Sirène’in yazdığı senaryo, Hans Christian Andersen’in masalını “The Little Mermaid” adlı eseri üzerine yazdı. Bu eser 1959’da French Radio National tarafından yayınlandı.

1990’da Soupault öldü, Sırp rock grubu Bjesovi şiirinin Gürcistan versiyonunu Sırpça kaydetti.

Soupault’un kısa öyküsü “Nick Carter’ın Ölümü”, Robin Walz tarafından 2007’de çevrildi ve McSweeney’nin Üç Aylık Dönemi’nin 24. sayısında yayınlandı.

Paul_Éluard_circa_1930

Paul Eluard

64. ) PAUL ELUARD : Dadacı vegerçeküstücü Fransız şair. ( DOĞUM : 14 Aralık 1895, Saint – Denis, FRANSA – ÖLÜM : 18 Kasım 1952,Charenton-le-Pont, FRANSA )

1912’de İsviçre, Davos’taki Clavadel sanatoryumunda verem tedavisi görürken genç bir Rus kızıyla, Helena Dmitrievna Diakonova ile tanıştı, ona Gala adını verdi. 1917 Şubat ayında evlendiler. André Breton ve Louis Aragon ile tanıştı, her ikisiyle de uzun ve siyasi görüş ayrılıklarıyla gölgelenen bir ilişki kurdu.

I. Dünya Savaşı’nda cephede görev aldı ve bu dehşetin anılarını ‘Le Devoir’ adlı şiir derlemesinde dile getirdi. Savaş sonrasında önce Dada hareketine, sonra da gerçeküstücü akıma aktif olarak katıldı. 1929 yılında Dali’yle tanışan Gala, Éluard’dan ayrıldı. Éluard ise 1930’da, Nusch adını vereceği Maria Benz’le tanışıp 1934 yılında evlendi. Bu arada, 1926 yılında diğer gerçeküstücülerle birlikte üye olduğu Fransa Komünist Partisi’nden 1933 yılında ihrac edildi. II. Dünya Savaşı sırasında direniş hareketinin büyük şairlerinden biri olan Eluard, 1942 yılında, içinde ünlü ‘Özgürlük’ şiirinin de yer aldığı ‘Poésie et Vérite’ adlı derlemeyi gizlice yayımladı. Fransa özgürlüğüne kavuştuktan sonra büyük şöhret kazandı. 1952 yılında bir kalp krizi sonucunda öldü.

Éluard, hem aşk hem de devrim şairi olarak 20. yüzyılın en büyük Fransız edebiyatçıları arasında gösterilir. Fransız Komünist Partisi’ne katılması sonucu gerçeküstücü hareketten kopan şair, şiirlerinde Stalin’i yüceltmiştir. Milan Kundera, anılarında, arkadaşı, Prag’lı yazar Zavis Kalandra’nın idamını Élouard’ın ayan beyan savunduğunu duyduğunda hayrete düştüğünü anlatır.

‘La Vie immédiate’ (1932), ‘La Rose publique’ (1934), ‘Les yeux fertiles’ (1936) ve ‘Cours naturel’ (1938) yapıtlarından birkaçıdır.6

Z81_lg

Rene Crevel

65. ) RENE CREVEL : Sürrealist Fransız yazar. ( DOĞUM : 10 Ağustos 1900, Paris,FRANSA – ÖLÜM : 18 Haziran 1935, Paris, FRANSA ) 

René Crevel, 1900 yılında Paris’te doğdu. 14 yaşındayken babasının intiharına tanıklık etti ve bu olayın etkisini ömrü boyunca üzerinden atamadı. Üniversitede İngiliz dili eğitimi gördü. 21 yaşındayken André Breton ile tanıştı; ondan etkilenerek, 1924 yılında, sürrealist harekete ilk katılanlar arasında yer aldı. Ancak iki yıl sonra, eşcinselliği nedeniyle -yine Breton tarafından- hareketten dışlanacaktı. Moral bozukluğu ve hastalığının etkisiyle morfin kullanmaya başladı. Buna rağmen Détours (1924), Mon Corps et moi (1925), La Mort difficile (1926) ve Babil (1927) romanlarıyla sürrealist akımın “altın çocuğu” olarak kabul gördü. 1929 yılında Troçki tarafından yeniden sürrealistere katılmaya ikna edildi. Dönüşünün ardından Crevel, komünistlerle sürrealistleri bir araya getirmeye çalıştı. Salvador Dali’ye göre sürrealistler içindeki tek gerçek komünist Crevel’di. Ancak çok uzun yaşamadı. 1935 senesinde Stalincilerin önderliğinde Paris’te düzenlenen “Kültürü Müdafaa Eden Yazarlar Kongresi”nde sürrealistlerin konuşma özgürlüğü engellenince, kendi nihai sürrealist protesto biçimi olarak intihar etmeyi seçti.

Crevel, 18 Haziran 1935’te evinin mutfağında hava gazı ile intihar etti. Bıraktığı notta, “Bedenimi yakın. İğrenç,” yazıyordu.

AVT_Michel-Leiris_7899

Michel Leiris

66. ) MİCHEL LEİRİS : Fransız yazar ve etnolog. ( DOĞUM : 20 Nisan 1901, Paris, FRANSA – ÖLÜM : 30 Eylül 1990, Saint Hilaire, FRANSA )

Leiris, yapıtlarında hem iki savaş arası hem de savaş sonrası kuşağının bunalımlarını, içine düştüğü boşluğu dile getirir.

Leiris, Yeni Roman’ın dışladığı yazarın yaşam deneyimini özyaşam öyküsü, anı, günce aracılığıyla anlatan yazarlar arasında yer alır.

1931’de Dakar ve Cibuti’ye giden araştırmacılar topluluğuna etnolog olarak katılmış. Fransa’ya döndükten sonra İnsanlık Müzesi ve Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde çalışmıştır. Aragon, Prévost, Desnos, Éluard, Paulhan, Triolet gibi birçok yazarla birlikte Direniş’e katılmış, 1945’te Sartre, Aron, Simone de Breauvoir, Merleau-Ponty ile birlikte Les Temps modernes dergisinin kurucuları arasında yer almıştır.

Gerçeküstücü esin taşıyan ilk yapıtı Simulacre (1925), bir sözcük puzzle’ı olarak nitelendirilir. Daha sonra yayımlanan Miroir de la Tauromachie (1938), Glossaire, j’y serre mes gloses (1939) ve Toro (1951), Erginlik Yaşı’nı hazırlayan yapıtlardır.

220px-BenjaminPéret

Benjamin Peret

67. ) BENJAMİN PERET :  Fransız  şair Parisli Dadaist ve Fransız Sürrealist hareketinin kurucusu ve merkezi üyesi.Süper-gerçekçi otomatizmi büyük bir istekle kullandı . ( DOĞUM : 4 Temmuz 1899,Rezé , Loire-Atlantique, FRANSA – ÖLÜM : 18 Eylül 1959, Paris,ile-de-France, FRANSA )

1924 sonbaharında La Révolution surréaliste gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü  yapmış ve 1928’de Brezilya’ya eşi Elsie Houston ile 1929’da göç etmeden önce Le Grand Jeu’yu yayımlamıştır.

antonin_artaud

Antonin Artaud

68. ) ANTONİN ARTAUD : Fransız oyun yazarı, oyuncu, yönetmen ve şair.Avangart tiyatronun kuramcısıdır. ( DOĞUM : 4 Eylül 1896, Marsilya, FRANSA – ÖLÜM :4 Mart 1948, Paris, FRANSA ) 

Dört yaşında geçirdiği menenjit hastalığı onu ergenlik dönemine kadar takip eder. Yine bu dönemde girdiği depresyonlardan kaynaklı sanatoryuma yatırılır. Burada Arthur Rimbaud, Charles Baudelaire ve Edgar Allan Poe kumaya başlayan Artaud aynı zamanda şiir de yazmaya başlar.

27 yaşında Paris’e taşınan Artaud burada tiyatro yazarlığı ve film yönetmenliğine başlar. Nazilerin Fransa’yı işgal ettiği dönemde Rodez’deki bir psikiyatri kliniğine yatırılır. Burada sanat terapisi yanında elektro şok tedavisi gören Artaud resim çizmeye ve yazmaya başlar. Bugünkü Psikologlar Artaud’nun hastalığının şizofreni olduğu kanısındalar.

1948 yılında yakalandığı bağırsak kanserinden kısa bir süre sonra ölür. Yatağında oturmuş, bir elinde ayakkabısı olacak şekilde bulunan Artaud’nun ölüm nedeni aşırı derecede uyuşturucudur. Fakat Artaud uzun süreden beri kronik ağrılarından dolayı laudanum, afyon, eroin ve peyote gibi uyuşturucular kullanmaktadır ve bu dozun öldürücü olduğunu bilip bilmediği tartışılmaktadır. (1930’a kadar eroin yasak değildir ve Artaud René Crevel ile birlikte yasağa karşı mücadele eder)

Sanat Hayatı : 

Artaud, 1920’de Paris’e gelmiş, ünlü yönetmenlerden Charles Dullin’in yanında öğrenim görmüştür. Lugne-Poe ve Louis Jouvet gibi yönetmenlerle çalışmış; Andre Breton, R.Vitrac ve Louis Aragon’la beraber sürrealizm hareketini başlatmıştır. Révolution Surréaliste ve Nouvelle Revue Française’i yazan Artaud, 1927 yılındasürrealistlerden bağını koparmıştır. 1928 yılında Çılgın Anne (La Mére folle) oyununu sergiledi. 1930’lu yılların sessiz filmlerinde oynadı. 1936-37’de Meksika veİrlanda’ya geziler yaptı, ancak sinirsel rahatsızlıkları yüzünden 1943’e kadar psikiyatri kliniklerinde yatmak durumunda kaldı.

Artaud, 1932 ve 1933 yıllarında “Vahşet tiyatrosu” bildirileri yayımlayarak (Le manifest du théatre de la cruauté), tiyatro görüşlerini “Tiyatro ve İkiz” (Le théâtre et son double) adlı kuramsal kitabında dile getirmiştir. Bu görüşlerine yer vermeye yeltendiği tek oyunu, Shelley ile Stendhal’in yapıtlarına dayanan Les Cenci olmuştur.

tumblr_m8tomeinLD1raclu0o1_500

Robert Desnos

69. ) ROBERT DESNOS : Fransız şair. ( DOĞUM : 4 Temmuz 1900,

Sürrealizm’in öncü temsilcilerindendir. Sürrealist Andre Breton’la arasının açılması üzerine, ikinci sürrealist manifestosundan sonra topluluktan ayrıldı (1928). Alman Gestapo tarafından 22 Şubat 1944’te Orta Avrupa’da bulunan Theresienstadt kampına sürüldü. Esaret hayatı devam ederken hayata gözlerini yumdu. Ölmeden çok kısa bir süre önce yazmış olduğu “J’ai tant rêvé de toi” isimli şiir mısraları modern edebiyatta oldukça popülerdir.

karl_marx

Karl Marx

70. ) KARL MARX : 19. yüzyılda yaşamış, Yahudi asıllı filozof, politik ekonomist ve devrimci. ( DOĞUM : 5 Mayıs 1818, Trier, Ren Bölgesi, PRUSYA – ÖLÜM : 14 Mart 1888, Londra, BİRLEŞİK KRALLIK )

Marx’ın ekonomi alanındaki çalışmaları, günümüzde emeği, emek-sermaye ilişkisini ve bunları takip eden ekonomi düşüncesini kavramanın büyük bir kısmı için temel oluşturdu.

Sosyoloji ve sosyal bilimleri başlatan isimlerdendir. En bilinenleri Komünist Manifesto (1848) ve Kapital (1867-1894) olmak üzere hayatı boyunca sayısız kitap yayımladı. Karl Marks hakkında en fazla eser yazılan kişiler listesinde ilk sırada yer almaktadır.

Orta düzeyde zengin bir ailede, o tarihlerde Prusya’nın içinde yer alan Ren bölgesindeki Trier şehrinde doğan Marx, Genç Hegelcilerin felsefe düşünceleri ile ilgilendiği Bonn ve Berlin Üniversiteleri’nde öğrenim gördü. Çalışmalarından sonra Köln’de radikal bir gazetede yazmaya ve tarihsel materyalizm üzerinde çalışmaya başladı. 1843’te diğer radikal gazetelerde yazmaya başlayacağı ve kendisinin ömür boyu dostu ve çalışma arkadaşı olacağı Friedrich Engels ile tanışacağı Paris’e taşındı. 1849’da sürgüne gönderildi ve karısı ve çocukları ile beraber toplumsal ve ekonomik hareketler hakkında teorilerini yazacağı ve olgunlaştıracağı Londra’ya taşındı. Bu süre içerisinde sosyalizm için yapılan mücadelede yer aldı ve Birinci Enternasyonal’de önemli bir figür haline geldi.

Marx’ın toplum, ekonomi ve siyaset hakkındaki teorileri -bir bütün olarak Marksizm- insan toplumlarının sınıf savaşımı-üretimi kontrol eden yönetici sınıf ile üretim için gereken emeği sağlayan mülksüz bir emekçi sınıf arasındaki çatışma- ile ilerlediğini iddia etmektedir.

Marx, devletlerin yönetici sınıf tarafından idare edildiğini ve devletin ortak kamu çıkarı adına hareket eder gibi yapıp yönetici sınıfın çıkarları doğrultusunda yönetildiğini düşünmekte  ve daha önceki sosyoekonomik sistemler gibi kapitalizmin de kendi yıkımına ve yeni bir sistem olan sosyalizmin onun yerini almasına neden olacak iç gerilimler ürettiğini öngörmektedir.

Kapitalizmin içinde burjuvazi ve proletarya arasındaki sınıf çelişkilerinin çalışan sınıfın siyasi zaferi ve bunun sonucu kurulacak sınıfsız bir toplum;komünizm:özgür üreticiler birliğitarafından yönetilen bir toplumun ortaya çıkacağını iddia etmektedir.Marx düşüncelerinin hayata geçmesi için etkin bir mücadele verdi; emekçi sınıfın kapitalizmin yıkılması ve sosyo ekonomik bir değişimin geçirilmesi için düzenli bir devrim hareketini yürütmek zorunda olduğunu savundu.

Marx insanlık tarihindeki en etkileyici figürlerden biridir.Dünya çapında birçok entelektüel, işçi sendikaları ve siyasi parti onun temel çalışmalarından farklı biçimlerde etkilenmiştir.

s-fcff62190c05c30eeebb11b4d13590e27f63e91d

Lev Troçki

71. ) LEV TROÇKİ : Bolşevik siyasetçi, devrimci ve Marksist teorisyen. ( DOĞUM :7 Kasım 1879,  Bereslavka, UKRAYNA – ÖLÜM :21 Ağustos 1940, Coyoacán, MEKSİKA ) 

Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında etkili bir siyasetçiydi. Dışişlerinden Sorumlu Halk Komiseri görevini alan ilk kişi, Kızıl Ordu’nun kurucusu ve komutanı, Savaştan Sorumlu Halk Komiseri oldu. Ayrıca Bolşevik Parti’nin Politbüro üyesiydi.Josef Stalin ile giriştiği siyasi mücadeleyi kaybedince resmi görevlerden alındı ve Sovyetler Birliği’nden sürgün edildi.

Önemli Marksist teorisyenlerden biridir, görüşleri Troçkizm adıyla anılır, Stalin ve Mao’nun görüşlerine karşı en önemli muhalefet hareketini oluşturur.

Lev Davidoviç Bronştayn adıyla Yanovka’da küçük toprak sahibi bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Troçki adını 1902 yılından itibaren kullanmaya başlamıştır.

1917 Rus devrimi’nin önde gelen isimlerindendir. Sovyetler Birliği’nin kurulmasında, ihtilâl sonrası iç isyanların ve ayaklanmaların bastırılmasında birinci derecede rol oynadı. Kızıl Ordu`nun kurucusu olarak kabul edilir. Lenin’in ardından Sovyetlerin ikinci adamı oldu. Lenin’in ölümünden sonra Stalin ile giriştiği iktidar mücadelesini kaybetti, uzun yıllar Sovyetler Birliği’nde Bolşevik Parti üyesi olarak kalan Troçki, Bolşevik Parti’ye karşı bir işçi ayaklanması örgütlenmesi ve işçi sınıfı iktidarına karşı silahlı ayaklanmayı teşvik etme suçlarıyla suçlandı ve ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Daha sonra kaleme aldığı “İhanete uğrayan devrim” analizi batı burjuvazisi tarafından ilgiyle karşılandı.

salvador-dali

Salvador Dali

72. ) SALVADOR DALİ : Katalan sürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir. En iyi bilinen eseri olan Belleğin Azmi,ni 1931’de bitirmiştir. ( DOĞUM : 11 Mayıs 1904,Figueres, Katalonya, İSPANYA – ÖLÜM : 23 Ocak 1989, Figueres, Katalonya, İSPANYA ) 

Dalí, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş, Amerikan animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığı Destino adlı kısa çizgi film, 2003’te “en iyi kısa animasyon filmi” dalında Oscar adayı olmuştur.

Katalonya doğumlu olan Dalí, 711 yılında İspanya’yı fethetmiş olan Mağribiler’in soyundan geldiğini iddia etmiş, “süslü ve cafcaflı olan her şeye, lüks hayata ve doğu kıyafetlerine olan düşkünlüğünü” de “Arap kökeni”ne bağlamıştır.

Dalí hayatı boyunca, sanatıyla olduğu kadar eksantrik giyimi, davranışları ve sözleriyle de dikkat çekmiş, bu durum kimi zaman, onun sanatını takdir edenleri de etmeyenler kadar usandırmıştırBu davranışların getirdiği kötü şöhret, Dalí’nin geniş kesimlerce tanınmasını sağlamış ve eserlerine duyulan ilgiyi arttırmıştır.

Eserleri : 

Dalí hayatı boyunca, 1500’den fazla resim ve onlarca heykelin yanı sıra, çeşitli taş baskı eserler, kitap illüstrasyonları, tiyatro dekorları ve kostümleri üretmiştir. Ayrıca, Man Ray, Brassaï, Cecil Beaton ve Philippe Halsman gibi fotoğraf sanatçılarıyla ve Elsa Schiaparelli, Christian Dior gibi moda tasarımcılarıyla beraber çalışmıştır.

Bugün Dalí’nin eserlerinin büyük çoğunluğu, Figueres’deki Dalí Tiyatro ve Müzesi’nde bulunur. Florida’nın St. Petersburg kentindeki Salvador Dalí Müzesi, Madrid’deki Reina Sofia Müzesi ve Los Angeles’taki Salvador Dalí Galerisi de sanatçının yüzlerce eserini barındırır.

Dalí’nin 1965’te New York’taki Rikers Island Hapishanesi’ne bağışladığı çarmıha gerilmiş İsa resmi, 1981’e kadar hapishanenin yemekhanesinde asılı durduktan sonra buradan alınarak hapishanenin lobisine asılmış, 2003’te ise kimliği belirsiz kişilerce lobiden çalınmıştır.

20. yüzyılın en önemli sanatçılarından, sürrealizmin yani gerçeküstücülük akımının temsilcisi Salvador Dali’nin başlıca esin kaynağı düşler, korkular ve hayaller ile Dali, resim sanatının akışına yön veren eserleriyle İstanbul’da da sergilenmiştir. Dali’nin kapsamlı bir retrospektifi niteliğini taşıyan “İstanbul’da Bir Sürrealist Salvador Dali” adlı sergisinde, İspanyol sanatçının yağlı boya tabloları, çizimleri ve grafiklerinin yanı sıra el yazmaları, defterleri, mektupları ve fotoğrafları gibi 380 parça eseri sergilenmiştir.

538456f85e986

Enrique Tabara

73. ) ENRİQUE TABARA : Ekvadorlu ressamı ve öğretmen.İspanyol yazıt ve sanatsal kültürünü temsil etmektedir. ( DOĞUM : 1930, Guillaquil, EKVADOR ) 

Tábara, üç yaşında resim çalışmalarına ilgi duydu ve altı yaşına kadar düzenli olarak çizim yaotı Bu ilk yıllarda, Tabara, hem kız kardeşi hem de annesi tarafından resim yapmaya teşvik edildi. 

Tábara, 1913’te Rus sanatçı Vladimir Tatlin, Uruguaylı ressam Joaquín Torres Garcia ve Paris / Ekvator ressamı Manuel Rendón aracılığıyla Avrupa ve Latin Amerika’ya giren Yapılandırmacı Hareketten büyük ölçüde etkilendi . Torres Garcia ve Rendón, Tábara, Aníbal Villacís , Theo Constanté , Oswaldo Viteri , Estuardo Maldonado , Luis Molinari , Félix Arauz ve Carlos Catasse gibi Latin Amerikalı sanatçılar üzerinde çok önemli bir etki yarattı .

eugenio-granell-foundation-47054

Eugenio Granell

74. ) EUGENİO GRANELL :  İspanyol Sürrealist ressam. ( DOĞUM : 28 Kasım 1912, A Coruna, İSPANYA – ÖLÜM : 24 Ekim 2001, Madrid, İSPANYA ) 

Bilinçaltı derinliklerinden tüm sürrealistlerin beğenisine kadar uzanan Granell’in eserleri, yaşadığı yerlerden, özellikle Karayiplerin coşkusundan, İspanyol ve yerli kültürlerin karışımından etkilenir .

Sürrealizm , bireyi ve toplumu aklın bastırılmasından kurtaran, yaratıcının içgüdülerini ve hayallerini ifade etmesine izin vermekten başka sanatın hiçbir toplumsal işlevini kabul etmez. 1959’da André Breton , Salvador Dalí , Joan Miró , Enrique Tábara ve Eugenio Granell’in çalışmalarını sergileyen Sürrealizmin Yıldönümünü kutlamak için Sürrealizme Saygı adlı sergiyi düzenledi .

Granell’in çalışmalarında hiçbir sansür yoktur. Ağaçların, hayvanların ve insanların bir araya geldiği, değişmeyen metamorfoz geçiren hibrid varlıklara tanık olmayan şiir çiçekleri. Güçlü renklerin,insan figürlerinde, ya da bilinmeyen bir dünyanın mikroskobik bir boyutu gibi görünen kompozisyonlarda çerçevelenmiş kompozisyonlarla çerçevelendiği eserler. Sürrealistlerin özgürlük ifadesi olarak savundukları eğlenceler, bu sanatçının çalışmalarının tamamına yayılıyor. 

Granell ve eserleri, monograflar ve kataloglar gibi önemli kitaplar çoğunlukla İspanyolca veya Galiçyaca’dır, ancak Amerika da dahil olmak üzere tüm dünyada kütüphanelerde yaygın olarak bulunmaktadır. Fundación Granell tarafından yayınlanan Granell sergileri kataloglarının tamamı da İngilizce olarak yazılmıştır. Granell, ayrıca Picasso’nun Guernica’sına ilişkin bir meditasyon ve eleştiri yansıması kitabı yayınladı ve bu kitap İngilizce olarak yanı sıra İspanyolca ve Galiçyaca’da da sunulmaktadır.

Granell eserleri, New York Modern Sanat Müzesi ve Madrid’deki Reina Sofia Müzesi de dahil olmak üzere önemli müzelerde sergilenmektedir.

KAYNAKÇA : 

1.) https://en.wikipedia.org

2. ) www.kultur.gov.tr

3. ) www.muze.gov.tr

4. ) baksi.org/

5. ) www.dogancaymuseum.org

6. ) www.istanbulkulturturizm.gov.tr

7. ) www.galatamevlevihanesimuzesi.gov.tr

8. ) www.galerist.com.tr

9. ) www.sadberkhanimmuzesi.org.tr

10. ) www.sakipsabancimuzesi.org

11.)  www.paul-signac.org

12. ) www.biography.com

13.www.georgesseurat.org

14. ) https://www.britannica.com

15. ) www.encyclopedia.com

16. ) www.eugenedelacroix.org

17. ) www.artble.com

18. ) https://www.nationalgallery.org.uk

19. ) https://www.wikiart.org

20. ) www.theartstory.org

21. ) www.fundacio-artigas.com

22. ) www.pablopicasso.org

23. ) www.andresalmon.org

24. ) https://www.poetryfoundation.org

25. ) https://www.artsy.net

26. ) www.391.org

27. ) www.newcriterion.com

28. ) https://tr.wikiquote.org

29. ) https://www.poets.org

30. ) www.historyguide.org

31. ) www.history.com

32. ) www.enciclopediadelecuador.com

34. ) www.fundacion-granell.org

35. ) https://www.salvador-dali.org

36. ) www.theartstory.org

37. ) www.dalipaintings.com

38. ) www.art.com

DETAYLI KAYNAKÇA : 

1.)  Yenel, Aydanur – “Devlet Resim ve Heykel Müzesi”

2.) http://baksi.org/muze-Hakkinda

3. )  Doğançay Müzesi Resmî Sitesi

4. )  “İstanbul Galata Mevlevihane Müze Müdürlüğü”. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü.

5. )  “İstanbul Mevleviliği”. Galata Mevlevihanesi Müzesi.

6. ) “Sergi Haberleri”. Galerist web sitesi.

7. ) “İstanbul’un kültür alanı genişliyor.” ntvmsnbc. 21 Mart. 2011.

8. ) EGOFUGAL, 7th International Istanbul Biennial catalogue, curated by Yuko Hasegawa, 2001

9. ) Poetic Justice, 8th International Istanbul Biennial catalogue, curated by Dan Cameron, 2003

10. ) Istanbul, 9th International Istanbul Biennial catalogue, curated by Vasif Kortun and Charles Esche, 2005

11. ) “Kimlik Arayışı: I. Ulusal Mimarlık Akımı”. MimarlikMuzesi.org. 2 Haziran 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Mart 2011.

12. ) “Modernizm ve Ulusun İnşası, Sibel Bozdoğan, 2003”. Arkitera.com. Erişim tarihi: 26 Kasım 2010.

13. ) “Mimarlık ve Kimlik Temrinleri- I: Türkiye’de Modern Yapı Kültürünün Bir Profili, Doç. Dr. Aydan Balamir, ODTÜ Mimarlık Bölümü”

14. ) Murat Burak Altınışık, Birinci Ulusal Mimarlık Anlatısına Mimar Kemalettin Bey ve Vedat Tek Üzerinden Eleştirel Bir Bakış Denemesi,

 15. ) Süha Özkan,Mimar Vedat Tek (1873-1942), Arkitekt Dergisi, Cilt:1973, Sayı 121-122, Kasım-Aralık 1973, Ankara

16. ) Afife Batur, Bir Meşrutiyet Aydını: Mimar Vedad Tek,

17. ) Hasan Kuruyazıcı (2008). Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bir Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu. Yapı Kredi Yayınları. 

18. )”Giulio Mongeri”. MimarlikMuzesi.org.

19. ) Bornovalı, Sedat (Aralık 2016). “Bir İtalyan Mimarın İlk Ankara Ziyareti: Giulio Mongeri-1897”. Ankara Araştırmaları Dergisi 4 

20. ) “Mimarlık Eğitimine Yön Verenler I: 1883-1923 Sanayi-i Nefise Mektebi Giulio Mongeri”

21. ) “Ali Talat Bey”. KentHaber.com.                            

22. )Son Halife Abdülmecid Efendi ve Resim Sanatına Katkısı, The Art History Journal, 13.02.2011

23. ) İlber Ortaylı, Türk resminin öncü halifesi Abdülmecid, Milliyet gazetesi, 03.12.2007

24. ) Nurinnisa Eroğlu, Bestekar Halife Abdülmecid, Sanatatak, 15.10.2013

25. ) “Fikret Mualla”. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Sanal Müze.

26. ) fikretmualla.com

27. ) Yalın Alpay & Prof. Dr. Emre Alkin (2016) Mualla’nın Sanatı, Sosyal Yayınlar, İstanbul, s.66

 

Sanat Müzesi Nedir?

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

a320ffca12fb03e4ce407950652227ee

DENVER SANAT MÜZESİ ( DENVER ART MUSEUM , ABD ) 

Sanat müzesi başta görsel sanatlar olmak üzere, her türlü sanat sergisinin gerçekleştirildiği binaya veya mekana verilen isimdir.

Sanat müzeleri kamu kuruluşları olabildikleri gibi özel kuruluşlar veya vakıflar da olabilirler. Ancak bir yapının müze olabilmesi için ilk şart sabit bir koleksiyona sahip olmasıdır. Bu mekanlarda en çok sergilenen sanat eserlerinin başında resim gelmektedir. Ayrıca heykel, süsleme sanatı, mobilya, tekstil, kostüm, çizim, pastel boya,,suluboya, kolaj, basılı yayınlar, sanat kitapları, fotoğraf, yerleştirme sanatı gibi sanat dallarında da eserler sanat müzelerinde ve sanat galerilerinde sıklıkla sergilenirler. Bu mekanlar bazen performans sanatı, konser gibi etkinlikler için de kullanılırlar.

nefissanatlarhapishanesi SÖZLÜĞÜ 

Jackson-Pollock-11

ABD’li Ressam Jackson Pollock Damlatma Tekniğini Kullanırken

1.) GÖRSEL SANATLAR : Göze hitap eden ürünler çıkaran sanatlardır. Seramik, resim, heykel, tasarım, fotoğrafçılık, çini ve mimarlık bu sanatlara örnek olarak verilebilir. Gösteri sanatları, kavramsal sanat ve dikiş gibi farklı sanat türleri de görsel ögeler barındırmaktadır. Endüstriyel tasarım, örüntü tasarımı, moda tasarımı, iç mimarlık ve süsleme sanatı gibi uygulamalı sanat dalları da “görsel sanatlar” sınıfında değerlendirilmektedir.

317e3b85bfcb077230c288ca2bb484ab

Jackson Pollock

2. ) JACKSON POLLOCK : ABD ‘li soyut dışavurumcu ressam, 20. yüzyılın en önemli sanatçılarındadır. Damlatma tekniği (drip painting) ile boya karıştırma, fırça kullanımı gibi alışılagelmiş uygulamaları bir kenara bırakmış, yere serdiği devasa boyutlardaki tuval bezleri üzerinde hareket ederek boyayı dökme, damlatma, fırlatma suretiyle sonradan aksiyon/hareket resmi adı verilen resimler yapmıştır. Bu özelliğinden ve ‘kötü adam’ imajından ötürü Jack the Dripper lakabıyla da anılmıştır.

1951’den sonra koleksiyonerler ve galerilerden daha değişik resimler yapması için baskılar gelmeye başlamış, bu baskılar karşısında Pollock’un varolan alkol sorunu daha da büyümüş, resimleri karanlıklaşıp figüratif öğeleri de kapsamaya başlamıştır. 1956’da yaptığı araba kazası sonucu ölmüştür.

Harekete ve sürece verdiği beden sanatı, süreç sanatı, performans sanatı, Fluxus, happening’ler gibi birçok çağdaş akımın temelini hazırlamıştır. ( DOĞUM : 28 Ocak 1912 , Wyoming , ABD – ÖLÜM : 11 Ağustos 1956 , New York , ABD ) 

vangoghmuseum-s0005V1962-3840

Hollandalı Ressam Vincent  van Gogh Tarafından Resmedilen ” Patates Yiyenler ” Eseri

3. ) RESİM :  Herhangi bir yüzey üzerine çizgi ve renklerle yapılan, günümüzde kavramsal bir boyutta ele alınması açısından hemen her tür malzemenin kullanılabildiği bir anlatım tekniğidir. Resim yapma sanatıyla meşgül kişiler, ressam olarak adlandırılırlar.

Bulunan ilk resimler ;  kesinlik içermemekle birlikte, ortalama 30 bin yıllık oldukları varsayılan, 1994 yılında, Fransa’nın Vallon-Pont-d’Arc bölgesinde yeralan ve adını, mağarayı keşfeden Jean-Marie Chauvet’den alan, Chauvet Mağarasında keşfedilmişlerdir.Tarihoncesi resimler, kimileri açıkta yeralan, pek çoğu ise mağaralarda olmak üzere, kaya duvarlarına çizilmiş hayvan, av sahneleri ve boyalı ellerle oluşturulmuş izlerden meydana gelirler. Bu resimler, tarihi önemleri dışında, insanoğlunun soyut düşünme yeteneğinin o dönemlerde de gelişmiş olduğunu kanıtlamaları bakımından ayrıca değer taşırlar. İlk resimlerin yapılış amaçları arasında, dönem insanının, kendilerini kuşatan doğa karşısında oluşturdukları mistik eğilimler doğrultusunda, kabileye kötülük getirdiğine inanılan olguları uzak tutmak, örneğin, ava dair bereketin arttırılması, topluluğun gelişimi ve güvenliği bakımından genç avcı adaylarına donük eğitim, doğaya duyulan hayranlık ve keşfetme ihtiyacının yer aldığı kabul edilir.

Resim Yapmakta Kullanılan Malzemeler : 

I. ) Akrilik         

II. ) Fresk

III. ) Guaj

IV. ) Mürekkep

V. ) Yağlı Boya

VI. ) Pastel Boya

VII. ) Sprey Boya ( Grafiti ) 

VIII. ) Sulu Boya 

Vincent_van_Gogh_-_Self-Portrait_-_Google_Art_Project_(454045)

Vincent van Gogh Otoportresi

4. ) VİNCENT van GOGH : Hollandalı art izlenimci ressam. Batı dünyası sanat tarihinin en tanınmış ve en etkili şahsiyetlerinden biridir. On yıldan biraz fazla bir süre içinde aralarında 860 yağlıboya tablonun da olduğu 2.100 kadar resim ve çizim çalışması üretti ve bunların çoğu yaşamının son iki yılında yapıldı. Bunların arasında manzaralar, natürmortlar, portreler ve otoportreler bulunmaktadır ve modern sanatın temelleri sayılan cür’etkâr renkler ile canlı, fevrî ve ifade dolu fırça darbeleriyle ayırt edilirler. 37 yaşında yıllardır süren zihin rahatsızlığı ve yoksulluğun ardından intihar etti.

Crystal Morey _ sculptures

ABD’li Görsel Sanatçı Crystal Morey Tarafından Oluşturulan Seramik Heykeller

5. ) SERAMİK : Bir veya birden fazla metalin, metal olmayan element ile birleşmesi ve sinterlenmesi sonucu oluşan inorganik bileşik.

Seramik Üretimi : 

Genellikle kayaların dış etkiler altında parçalanması ile oluşan kil, kaolen ve benzeri maddelerin yüksek sıcaklıkta pişirilmesi ile meydana gelirler. Bu açıdan halk arasında pişmiş toprak esaslı malzeme olarak bilinir. Örneğin, cam, tuğla, kiremit, taş, beton, çimento, aşındırıcı tozlar porselen ve refrakter malzemeler bu gruba girer.

Kil belirli bir üretim sürecini geçirdikten sonra, sert ve deforme olmayan, bazı özel etkenler dışında hiçbir dış etkiden kolayca etkilenmeyen bir malzeme haline gelir. Seramik malzeme üretiminde, kil çamuruna (masse) belirli maddeler katarak, değişik şekillendirme yöntemleriyle, kullanılan çamur (masse) bünyesine uygun bir pişirme ile, seramik malzemeye istenilen niteliği kazandırma imkânı vardır.

DSCN3539-1024x768.jpg

Crystal Morey Tarafından Oluşturulan Seramik Heykeller

6. )  CRYSTAL MOREY : ABD’li görsel sanatçı.Seramik alanında çalışmaları bulunan sanatçı zihnin ne kadar gizemli ve şaşırtıcı bir hal alabileceğinin örneklerinden.

s-daf7bb26c14a33b8e84210077c3d1bc71307f2f5

Fransız Heykeltıraş Auguste Rodin Tarafından Oluşturulan ” Düşünen Adam” Heykeli

7. ) HEYKEL : Sanatsal bakış açısıyla meydana getirilmiş üç boyutlu formlara denir. Heykel temelde mekânın kapsanması, kavranması ve mekân ile ilişki kurulması ile ilgilenir.

Genellikle insan, hayvan ya da nesnelerin heykelleri yapılır. Taş ve ahşap gibi malzemelerden yontularak yapılabileceği gibi,kil, balmumu gibi ara malzemelerden modellenerek, bronz ve tunç gibi metallerden dökülebilir. Büst, rölyef ve tors gibi heykel türleri vardır.

August_rodin_dornac_1898

Auguste Rodin 

8. ) AUGUSTE RODİN : Fransız heykeltıraş.Adem,Havva ve Düşünen Adam heykelleri ile bilinen sanatçı. ( DOĞUM : 12 Kasım 1840 , Paris , FRANSA – ÖLÜM : 17 Kasım 1917 , Medun, FRANSA ) 

rodin-thinker-paris

Düşünen Adam Heykeli

9. ) DÜŞÜNEN ADAM HEYKELİ : Auguste Rodin tarafından yapılan sanatsal bir eserdir. Paris’te bulunan Rodin Müzesi`nde sergilenen Düşünen Adam heykeli, bronz ve mermer karışımından üretilmiş olup, sıklıkla felsefi düşünceyi anlatan bir simge olarak kullanılmaktadır.

Küçük boyutta ilk alçī dökümü 1880 yılında yapıldı. Büyük boyuttaki ilk haline bronz döküm olarak 1902 yılında başlayan Rodin, bunu 1904 yılında tamamladı. Son halini alması 1906’yı bulan Düşünen Adam, 1922 yılında o dönemde otel olan Rodin Müzesi’ne taşındı.

Eserin bir kopyası da 13 Haziran – 03 Eylül 2006 tarihleri arasında İstanbul’da bulunan Sakıp Sabancı Müzesi’nde sergilenmiştir.

graphic-banner

Tasarım ( Desıgn )

10. ) TASARIM : Bir planın, bir nesnenin ya da bir inşa süreci içinde (mimarî çizimler, mühendislik çizimleri, iş süreci v.b.) meydana getirilmesine denir. Elizabeth Adams Hurwitz tarafından kısa ve öz olarak “gerekli olanın araştırılması” şeklinde tanımlanmıştır.Genellikle tatbikî sanatlar ve görsel sanatlar, mühendislik,mimarî, peyzaj ve diğer yaratıcı işler çerçevesinde ele alınır. Hem bir isim, hem de bir fiil (tasarlamak) olarak kullanılır. Tasarlamak, yeni bir nesne veya ürün (makine, mobilya, endüstriyel ürün v.b.), mekân ve alan (yapı, peyzaj) için bir plân oluşturma ve geliştirme sürecine işaret eder. Tasarı ise hem son plân veya taslak (bir çizim, modelleme v.b.) ya da bir plân veya taslağın sonucu (üretilen bir nesne, ürün, mekân ve alan) için kullanılır.

Fakat günümüzde tasarımın birçok alanı vardır. Görsel sanatlar içinde en bilinenlerinden grafik tasarım olmak üzere mimarlık, iç mimarlık, mühendislik, peyzaj tasarımı, endüstriyel tasarım ve moda tasarımını örnek gösterebilir.

temel-ve-ileri-fotograf

11. ) FOTOĞRAFÇILIK : Kamerayla ışığı hassas bir yüzey üzerine kaydederek görüntü oluşturma işidir. İşlevsel uygulamaları nedeniyle bir zanaat olduğu gibi, estetik yönüyle bir sanat olarak kabul edilir. Teknik olarak lensler, bir pozlamada ışığa duyarlı yüzeye (sensör) yansıyan veya yayılan ışığa odaklanmak için kullanılırlar. Bir elektronik görüntü sensöründe fotoğraf, her bir piksele elektrik yüklenmesi ve elektronik olarak bu fotoğrafın işlenmesi sonucu oluşur.

Fotoğrafçılık birkaç teknik buluşun bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. İlk fotoğraflar yapılmadan uzun zaman önce Çinli filozof Mo Di ve Yunan matematikçiler Aristoteles ve Öklid M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda bir iğne deliği kamerasından bahsetmişlerdir. MS 2. yüzyılda Bizanslı matematikçi Anthemius deneylerinde bir tür karanlık oda kullanmıştır. Ünlü optik bilimcisi İbn-i Heysem’in (965-1040) karanlık odalar ve iğne deliği kamerası hakkında araştırmaları vardır. Albertus Magnus (1193-1280) gümüş nitratı (AgNO3) keşfetti ve Georges Fabricius (1516-1571) gümüş klorürü (AgCl) keşfetti. Wilhelm Homberg 1694 yılında bazı kimyasalları ışığın nasıl kararttığını (fotokimyasal etki) açıklamıştır. Fransız yazar Tiphaigne de la Roche’nin 1760 senesinde yayınlanan Giphantie adlı romanında fotoğrafçılığın ne anlama geldiği hakkında önemli yorumlar yapmıştır.

19. yüzyılın ilk on senesinde icat edilen fotoğrafın (kamera yolu ile) resim ve heykel gibi geleneksel sanatlardan daha fazla bilgi ve ayrıntı yakaladığı görülmüştür. 1820 senesinde kimyasal fotoğrafçılığın keşfedilmesi modern fotoğrafçılığın önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. İlk kalıcı iz bırakan fotoğraf (photoetching) Fransız mucit Nicéphore Niépce tarafından 1822 senesinde üretilmiştir. Ancak Niepce fotoğrafı çoğaltmak isterken maalesef tahrip etmiştir. 1825 senesinde ise Niepce yeniden başarılı olmuştur. İlk kalıcı doğa fotoğrafını (View from the Window at Le Gras) karanlık oda ile 1826 senesinde yapmıştır. Ancak fotoğraları çok uzun sürede çekim yapabildiği için (8 saat) yeni sistemler üzerinde çalışmıştır. Louis Daguerre ile birlikte, 1816’da Johann Heinrich Schultz tarafından keşfedilen gümüş ve kireç karışımlarının ışığa maruz kaldığında kararmasının sonucu olarak gümüş bileşimlerle çalışmışlardır. Niépce 1833 yılında öldü, fakat Daguerre çalışmalarına devam etti. Daguerre 1838’de, Paris sokaklarının dagerreyotipisini çekerken bir yaya ayakkabısını boyatıyordu (pozlamada görülebilecek kadar uzun bir süre-birkaç dakika) ve bu fotoğraf dünyanın ilk insan fotoğrafı olarak kabul edilmiştir.En sonunda Fransa 1839 yılında Daguerre’nin buluşunu tüm dünyaya Fransa’nın hediyesi olarak tanıtma sözü karşılığında (ki bunu gerçekleştirmiştir) Daguerre ‘ye emekli aylığı ödemeyi kabul etmiştir.

Bu arada, Hercules Floransa ve İngiliz mucit William Fox Talbot zaten 1832 yılında Brazilya’da Photographie olarak adlandırdığı çok benzer bir işlemle daha önceden gümüş işleme resmi düzeltebilmişlerdir ancak bunu gizli tutmuşlardır. Talbot, Louis Daguerre’nin icadını duyduktan sonra insanların kolayca portre fotoğraflar çektirebilmeleri için kendi işlemini saflaştırmıştır.

1840’ta Talbot negatif görüntüler oluşturan kalotip işlemini icat etmiştir. Talbot’un 1835 basımlı “Oriel window in Lacock Abbey” adlı fotoğrafı bilinen en eski negatiftir.John Herschel’in birçok yeni yönteme önemli katkıları olmuştur. Herschel cyanotype işlemini icat etmiştir, bugünkü ozalit (mavi baskı). Herschel fotoğrafçılık,pozitif,negatif gibi terimleri kullanan ilk kişidir.

19. yüzyıl boyunca fotoğrafik cam levhalar ve baskı alanında birçok gelişmeler yaşanmıştır. 1884 senesinde George Eastman fotoğrafik levhaların yerini alacak olan film’i icat etmiştir. 1908 senesinde Gabriel Lippmann, Lippmann levhası olarak da bilinen girişim fenomenine dayalı ışığın fotoğrafik olarak yeniden çoğalması metoduyla fizik alanında Nobel Ödülü’nü kazanmıştır.

cinisanati2

Çini Örneği

12. ) ÇİNİ : Toprağın pişirilmeden önce şekil verilip kap-kacak, tabak, vazo, sürahi vb. eşyalar üretilmesine dayalı bir el sanatıdır. Aynı zamanda fayans, porselen tabak, seramik gibi eşyaların süslenmesinde kullanılan bir yüzü sırlı, renkli dekor ve motiflerle işlenmiş kaplama malzemesine, bu malzemeyle işlenmiş eşyalara çini, bu süsleme işine de çinicilik denir.

l-mimarlik-mezunlarinin-en-fazla-calistigi-25-sirket-20150414

Mimari Çizim Örneği

13. ) MİMARLIK : Binaları ve diğer fiziki yapıları (okul, gökdelen…vb.) tasarlama ve kurma sanatı ve bilimidir. İnsanların yaşamını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatıdır. Başka bir tanımlamayla, yapıları ve fiziksel çevreyi uygun ölçülerde tasarlama, inşa etme sanatı ve bilimidir.İnsan barınmak için yaşamak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekân ihtiyacı duyar ve bu mekânı kendine özgü kültürel, fonksiyonel, teknik ve farklı zevklerde yaratır. Bu zevkler sınırlandırmalarla belirlenebileceği gibi mimar tarafından hayal gücünü somutlaştırarak belli başlı tasarım çizgisinin de dışına çıkmaya dolayısıyla bireyin kendini keşfetmesine, kendi içindeki uzayı ortaya çıkartmasına, yarayan işlevsel bir araçtır.

7372831494_c0592e342a_b

WRENCH 35 MM PROJEKTÖR

14. ) SİNEMA : Herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde, bir perde üzerinde yansıtarak hareketi yeniden oluşturma işidir.

Film göstermeye yarayan özel bir makineyle görüntülerin beyaz perdeye yansıtıldığı salon veya yapıya da sinema denir. İlk film cihazına büyülü fener (lanterne magique) denmişti.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndaki Madde 5’e göre sinema: tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.

Sinema, Yedinci sanat olarak kabul edilir.

c46bbf243137644a8ddf927e50679920

ABRAHAM LİNCOLN KARİKATÜRÜ

15. ) KARİKATÜR : Ele aldığı konuları komik veya iğneleyici olması için abartan ve çarpıtan resim türüdür. Edebiyattaki abartılı ve çarpıtıcı betimlemelerin, aynı amaca yönelik olarak çizim formatında kullanılmasıdır.

Basında karikatürler sosyal ve siyasi eleştiri yapmak için sıklıkla kullanılırlar. Ayrıca tüm dünyada bu amaçla düzenli olarak yayımlanan dergi ve gazeteler mevcuttur. Tüm bunların yanında farklı amaçlar için de karikatürler bulunmaktadır.

Türkçeye Fransızcadan geçen karikatür sözcüğü, İtalyanca yüklemek veya sorumlu tutmak anlamına gelen caricare-sözcüğünden türemiş olup, ilk defa İngiliz doktor Sir Thomas Browne’un 1716 yılında yayımladığı Christian Morals adlı kitapta geçmiştir. Bu bağlamda, karikatür anlam yüklenmiş resim anlamına gelmektedir. Karikatür öğretmeni Sam Viviano’ya göre bu, gerçek yaşamdaki insanların tarifi olup, kurgusal insanların yeniden üretimleri değildir. Yine kimi çevrelerce karikatürist olarak kabul edilen ve aynı zamanda birçok çizgi filme de imza atan Walt Disney, yaptığı en zor şeyin, insan gibi davranacak bir hayvana vereceği en uygun karikatür ifadesinin nasıl olacağını bulmak olduğunu söylemiştir.

death-note-1048

DEATH NOTE

16. ) ANİME : Japon çizim sanatıyla çizilmiş sanat eseridir, kendine özgü çizim tekniklerinden oluşur. アニメ kelimesi İngilizcedeki animation kelimesinin kısaltılmış halidir.

Animeler, genelde mangaların televizyona ya da sinemaya uyarlanmasıdır. OAV veya OVA denilen video, DVD, BR şeklinde de piyasaya sürülebilirler. Manga çizimleri animeye göre daha abartılı olur. Anime çizim tekniklerine örnek verilirse, kendine özgü çizim tekniği vardır, onun dışında insan gözleri genelde büyük çizilir, 1,70 cm boyundaki bir kişi çizimlerde 2m olarak çizilebilir. Animeler, el çizimi veya bilgisayar yapımı olabilir. Animeler konusu her şey olabilir, her türü mevcuttur, bu yüzden çok küçük çocuklar için eğitim ve komedi türü içeren animeler olduğu gibi tamamen yetişkinlere yönelik, felsefe, psikoloji, savaş, şiddet, cinsellik gibi konuların işlendiği film kalitesinde senaryoları olan animeler vardır.

C77nJ94V4AAoo6U

17. ) TİYATRO : Bir sahnede, seyirciler önünde oyuncuların sergilenmesi amacıyla hazırlanmış gösterilerdir. Farklı bir şekilde duyguların ve olayların hareket (jest) ve konuşmalarla anlatılmasıdır. Genel olarak temsil edilen eser anlamında da kullanılır.

Tiyatro, bir sahne sanatıdır. Tiyatro eseri, olayları oluş yoluyla gösterir. Bu yönüyle konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatı olarak da tanımlanabilir. Yaygın bir deyişle tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı olarak Shakespeare’in sözüyle de ifade edilir.

Tiyatro eserinin diğer türlerden en önemli farkı; diğer edebi eserler okumak ve dinlemek için yazılmışken, tiyatro oyununun sahnede seyirci önünde oynanmasıdır. Değer ölçülerini, izleyenin kanaat ve anlayışlarından alır. Göze görünür bir karaktere sahip olması, canlı olarak meydana geliş niteliğiyle toplum psikolojisine hitap eder. Temsil yeri ve eser, tiyatronun edebiyat öğesidir. Bu edebiyat öğesi yanında tiyatro kavramı içinde oyunculuk, sahne düzeni, ışıklandırma, dekor, kostüm, müzik gibi unsurların bütünlüğü söz konusudur.

Tiyatro metinlerine “oyun” metinleri yazan kişiye oyun yazarı (müellif) ve oyunu sahnede canlandıran kişilere ”oyuncu” (ya da daha genel olarak tiyatrocu) denir. Ayrıca eserin sahnelenmesinde görev alan sahne amiri, dekor ve kostüm sorumlusu, ışıkçı, suflör gibi diğer yardımcı elemanlar da vardır.

800px-Layla_and_Majnun2

Leyla İle Mecnun’un Nizami Uyarlamasından Bir Sahne MİNYATÜR SANATI İLE ÇİZİLMİŞ

18. ) MİNYATÜR : Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Orta Çağda Avrupa’da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minimum” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Türkiye’de eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kağıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.

modern-dans-kapak-620x400

MODERN DANS YAPAN BİR GRUP

19. ) DANS : Tüm vücudun bir müzik ritmi eşliğinde estetikle birlikte çalıştırılabildiği bir gelenek, sanat, bir tedavi şekli veya sadece bir ifade şekli olabilir.

tumblr_static_tumblr_static_6q2erkf6jsg8s4go0g0wsow04_640

20. ) MÜZİK : En genel tanımı ile sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur. Biçim ve titreşim içeren bir ses oluşumunda melodi olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması da beklenmektedir. Tarihsel dönem, bölge, kültür ve kişisel beğenilere bağımlı olarak ele aldığında müzik teriminin tanımı önemli farklılık gösterebilmektedir. Özellikle 20. yüzyıl çağdaş Batı müziğinde ortaya çıkan çok farklı müzik akımları, ortak bir tanımı büyük ölçüde zorlaştırmaktadır. Bunun ötesinde, gittikçe daha fazla insanın erişme olanağı bulduğu farklı kültürlere ait yerel müzikler de bu tanımlama zorluğunu arttırmaktadır.

Tüm bu sebeplerden dolayı, müziğin tek bir tanımla açıklanması yerine farklı açılardan (sosyolojik, psikolojik,akustik, politik ve benzeri) yapılan birden fazla tanımla açıklanması yaygınlık kazanmıştır. Bir sosyoloğun müziğe olan yaklaşımıyla, bir akustik fizikçinin yaklaşımı arasında gerek tanım, gerek metodolojik olarak büyük farklılık vardır. Tüm bu yaklaşımlar müzikologlar ve müzik teorisyenleri tarafından araştırılır ve değerlendirilir.

KAYNAKÇA 

1. ) https://tr.wikipedia.org

2. ) https://www.turkcebilgi.com

3. ) www.nedir.com

4. ) www.kulturvarliklari.gov.tr

DETAYLI KAYNAKÇA

1.) Shelley Esaak. “What Is Visual Art?”

2. ) Becer, E., (2008). İletişim ve Grafik Tasarım. (6. Basım). Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

3. ) Doğan Hasol, Mimarlık Sözlüğü

4. )Doç Dr Aydan Balamir, Mimarlık ve Kimlik Temrinleri- I: Türkiye’de Modern Yapı Kültürünün Bir Profili

5. ) M. Carlson, Journal of Dramatic Theory and Criticism

6. ) Chris Baldick (2008). The Oxford Dictionary of Literary Terms

TÜRKİYE’DEKİ ARKEOLOJİ MÜZELERİ BÖLÜM : II

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

eti-arkeoloji-muzesi

11. ) ESKİŞEHİR ETİ  ARKEOLOJİ MÜZESİ : Eski adı ile Hasan Polatkan Bulvarı, yeni adı ile Atatürk Bulvarı’nda bulunan müze.

Müzenin temeli 1945 yılında çevreden derlenen eserlerin Eskişehir Alaaddin Camii’nde depolanmasına dayanır. Daha sonra 1966 yılında Odunpazarı’nda bulunan Kurşunlu Külliyesi’ne taşınmıştır. Müzenin şimdiki yerine taşınması ise, 1974 yılında gerçekleşmiştir. Müzede 18 bine yakın eser bulunmaktadır.

Eskişehir ETİ Arkeoloji Müzesi, Türkiye’de özel sektör desteği ile hayata geçirilen ilk müze olma özelliğini taşıyor.

Koleksiyon ; 

Müze binası üç salondan oluşmaktadır:

1.Salon: Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig çağlarına ait hayvan ve bitki fosilleri bulunur.(Demircihöyük kazısından)

2.Salon: Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden eserler ile Antik ve İslâmi devirlere ait sikkeler.(Alpu Bucağı Kocakızlar Tümülüsü’nden ve Sivrihisar İlçesi Ballıhisar Köyü, Pessinuskazıları)

3.Salon: Taş eserler sergilenir. Bunlar, Roma ve Bizans dönemlerinden mermer adak heykelcikleri, heykeller, lahitler, Şarhöyük (Dorylaeum) Roma Çağı yer mozaikleri ve Babadat kazısı buluntuları.

Ayrıca müzede, yöresel giysiler ile birlikte etnoğrafik malzemelerin sergilendiği bir etnoğrafya bölümün ile mermer heykel, pişmiş toprak küp gibi parçaların sergilendiği bir bahçe de bulunmaktadır.

Nisan-Ekim  –  Yaz Açılış Saati: 08:00
Nisan-Ekim  –  Yaz Kapanış Saati: 19:00
 
Kasım-Mart  –  Kış Açılış Saati: 08:00
Kasım-Mart  –  Kış Kapanış Saati: 17:00

 

Tatil Günü :  Her gün açıktır.

Giriş Ücreti: 5 TL

Adres : Akarbaşı, Atatürk Blv., 26020 Odunpazarı/Eskişehir

Telefon : (0222) 230 68 61

crq3_gtweaafgtk

HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİNDE SERGİLENEN SOTERİA MOZAİĞİ

12. ) HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ : Hatay Arkeoloji Müzesi ya da Antakya Arkeoloji Müzesi, antik döneme ait eserlerin sergilendiği bir sanat müzesidir. 28 Aralık 2014 itibarıyla dünyanın en büyük mozaik sergileme alanına sahip müzedir.

HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ TARİHİ

Hatay’da kazı çalışmaları 1932 yılında başlamıştır. 1933-1938 yılları arasında Amik Ovası’nda Cüdeyde, Dehep, Çatalhöyük ve Tainat’ta, Chicago Üniversitesi, Chicago Oriental Institute tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. 1936 yılında, British Museum adına Sir Leonard Wolley Samandağı, El-Mina Mevkii’nde, 1937’den 1948 senesine kadar da aralıklarla, Açana Höyüğü’nde hafriyat ve kazı çalışmaları yürütülmüştür.

1932-1939 yıllarında Princeton Üniversitesi’nin yaptığı araştırmalarla müzenin esas zenginliğini oluşturan mozaikler ortaya çıkartılmıştır. Bu zenginlikler, merkezi Antakya’da olmak üzere Harbiye, Narlıca, Güzelburç, Samandağ ve çevresinde yapılan kazılar sonucu çıkartılan ve koleksiyonu tamamlayan mozaiklerdir.

Antakya’da yürütülen 1932-1939 yılı kazı çalışmalarında çoğu Roma dönemine tarihlendirilen mimari ve diğer buluntular kentin zenginliğini ve ihtişamını ortaya sermiştir. The Committee for the Excavation and its Vicinity adlı komitenin yaptığı kazı çalışmaları başta Antakya, Harbiye olmak üzere Samandağ’da Seleuceia Pieria da sürdürülmüş ve kazılarda ortaya çıkan zengin mozaik eser koleksiyonu bugün dünyanın yaklaşık 20 müzesine ve özel koleksiyonlarına dağılmış durumdadır. Antiokheia kökenli bir çok eser bugün Hatay Arkeoloji Müzesi’nin yanı sıra Princeton Universitesi Sanat Müzesi (ABD), Worcester Müzesi (ABD), Louvre (Fransa) gibi müzelerde saklanmakta veya sergilenmektedir.

Kazılarda çıkan eselerin tek yerde toplanması için başlayan çalışmanın ardından 1939 yılında tamamlanan Hatay Arkeoloji Müzesi, 23 Temmuz 1948 yılında Hatay’ın Anavatana katılışının 10. yılında ziyaretçilere açılmıştır. Müzenin 8 sergi salonundan biri olan Lahit Salonu 2000 yılında tamamlanarak teşhire sunulmuştur. Müzede yer alan 8 sergi salonuna ek olarak müze bahçesinde de eserler yer almaktadır. 5 deposu bulunan müzenin 1.140 metrekarelik bir oturma alanı mevcuttur. Eserler 984 metrekarelik bir alanda sergilenmektedir. 2011 yılı itibarıyla toplam eser sayısı 35.433.

Mevcut müze binasının ihtiyaçları karşılayamaması ve zengin koleksiyonun daha iyi sergilenmesi amacıyla; Hatay’da yeni bir Arkeoloji Müzesi’nin yapım çalışmaları bitmiş temeli 26 Mayıs 2011 tarihinde atılan yeni müze binasının planlanan bitiş tarihi Temmuz 2013 olarak kayıtlara geçmiştir. Hatay’ın ilk çağlardan, ortaçağa kadar çeşitli kültürlere tanıklık eden yapısının korunduğu, araştırıldığı, yorumlandığı, herkesin dikkatine ve beğenisine sunulduğu, yeni müzecilik anlayışının tüm gerekliliklerini kapsayacak Yeni Hatay Arkeoloji Müzesi’nin bir kültür kurumunun tüm özelliklerini içeren dünyanın sayılı arkeoloji müzelerinden biri olması hedeflenmektedir.

YENİ HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ ;

Dunyanın en büyük Arkeoloji müzesidir, Yapımına 2011 yılında başlanan yeni müze; toplam 32.754 metrekare kapalı alan, 10.700 metrekare sergi alanı ve 3500 metrekare sergilenen mozaikle dünyanın en büyük mozaik sergileme alanı olarak inşa edilmiştir.

1280px-the_gypsy_girl_mosaic_of_zeugma_1250575

GAZİANTEP ARKEOLOJİ MÜZESİNDE SERGİLENEN ”ÇİNGENE KIZI ” MOZAİĞİ

13 – I . ) GAZİANTEP ARKEOLOJİ MÜZESİ : Gaziantep ili ve çevresinde bulunan arkeolojik eserlerin sergilendiği müzedir. 2005 yılından beri, Zeugma antik şehrinde bulunan villalardan çıkartılan mozaikler, bu müzede sergilenmektedir.

1944 yılında cumhuriyet döneminin ilk arkeologlarından Sabahat Göğüş tarafından kurulmuştur. Başlangıçta Nuri Mehmet Paşa Camii’inde hizmet veren müze, 1969 yılında küçük bir kent müzesi niteliğindeki binasına taşınmıştır; 2005 yılında ise ek binası hizmete girmiştir. Ek binasında büyük kısmı Zeugma antik kentinden çıkarılan mozaik panolar, heykeller, steller sergilenmektedir. Müzenin içindeki etnografya bölümü, Hasan Süzer Etnografya Müzesi’ne taşınmıştır. Gaziantep Arkeoloji Müzesi 2011 yılında, 1700 metrekarelik mozaik ile Dünya’nın en büyük mozaik müzesi olma özelliğini taşıyan Zeugma Mozaik Müzesi’ne taşınmıştır

Zaman zaman değişen teşhir vitrinleriyle yaklaşık 42 yıl süresince Gaziantep ve çevresinin taşınabilir kültür varlıkları ziyaretçilere sunulmuştur. Gaziantep Arkeoloji Müzesi 3500 m2’lik teşhir alanına sahiptir. Gaziantep İli ve çevresinin kronolojisiyle ilgisi 1752 adet eser teşhir edilmekte.

ZEUGMA MÜZESİNE GEÇİŞ YAPILDIKTAN SONRA ; 

8611-jpg

13 – II .) ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ : 

9 Eylül 2011 tarihinde Gaziantep’te açılan ve 1700 metrekarelik mozaik ile dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi olma özelliğini taşıyan müzedir. Yaklaşık 3 yıl boyunca “dünyanın en büyük mozaik müzesi” unvanını taşıyan müze, bu unvanını, 28 Aralık 2014 tarihinde açılan Hatay Arkeoloji Müzesi’ne devretmiştir.Müze, ziyarete açık olduğu ilk bir gün boyunca 3000’in üzerinde ziyaretçi ağırlamıştır.

Gerek mimarisi, gerekse teknolojik açıdan dünyanın önde gelen bir müzesidir. İki bin yıllık mozaiklerin yıllar içinde define avcılarının talanıyla eksilen parçaları, lazer sistemiyle görüntü olarak tamamlanmaktadır. Zeugma’daki mozaikler on üç renk armonisinden oluşmaktadır. Üç blok olarak inşa edilen Zeugma Mozaik Müzesi, mozaik ve arkeoloji müzeleriyle sergi ve konferans salonu olarak hizmet verecek. Müzede Zeugma’dan gelen mozaikler sergilenilir. Ayrıca Dünyaca ünlü “Çingene Kızı” mozaiği burada sergilenmektedir.

Nisan-Ekim  –  Yaz Açılış Saati: 09:00
Nisan-Ekim  –  Yaz Kapanış Saati: 19:00
 
Kasım-Mart  –  Kış Açılış Saati: 08:00
Kasım-Mart  –  Kış Kapanış Saati: 17:00

 

Tatil Günü :  Yok

Giriş Ücreti : 5 TL

Adres : İncili Pınar, 27090 Şehitkamil/Gaziantep

Telefon : (0342) 325 27 27

gordion_muzesi

14. ) GORDİON MÜZESİ : Ankara’nın Polatlı ilçesindedir. Gordion Yassıhöyük köyü’ndedir. Gordion’da Kral Midas’ın tümülüsü vardır. Ama Kral Midas’ın kemikleri alınarak Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne götürülmüştür.

Tarihçe ve Koleksiyon ; 

1963 yılında Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı Yassıhöyük olarak tanınan 500 nüfusa sahip küçük bir köyün yanında kuruldu. Bugün Gordion Müzesi’nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. Üç vitrinde Eski Tunç Devri eserleri, bunu takiben Kral Midas ile son bulan Erken Frig Dönemine ait eserler yer almaktadır. Bu eserler içinde Erken Demir Çağına ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig Çağına ait Demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir. Yeni sergi solonunda Panoramik vitrin içinde MÖ 700 yıllarına tarihlenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. Yeni salonun geri kalan kısmında MÖ 6 – M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş Yunan seramiği, Hellenistik Çağ ve Roma Dönemine ait malzemeler sergilenmektedir. Son bölümde ise ziyaretçiler Gordion’da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkânı bulmaktadırlar.

Son yıllarda Gordion Müzesi’nin ziyaretçi sayısındaki büyük artış, burada yeni düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu çalışmalar içinde 180 m²’lik yeni depo binası, 150 m²’lik ek teşhir salonu, 30 m²’lik laboratuvar ve 35 m²’lik görüntü ile bilgilendirme salonu, 5000 m²’lik yeni açık hava teşhir alanı yapıların belli başlıları arasında sayılabilir.

Yeni kazılan alan Friglerin mobilya yapımında kullandıkları sedir, kokulu ardıç, şimşir, sarıçam, ceviz ve porsuk fidanları ile ağaçlandırılmıştır. Bu yeni alana nakledilen Roma mozaiği ve Galat Mezarı yapılan işlerin bir bölümü olarak sayılabilir.

Nisan-Ekim  –  Yaz Açılış Saati: 09:00
Nisan-Ekim  –  Yaz Kapanış Saati: 19:00
 
Kasım-Mart  –  Kış Açılış Saati: 08:00
Kasım-Mart  –  Kış Kapanış Saati: 17:00

Tatil Günü :  Yok

Giriş Ücreti : 5 TL

Adres : Yassıhöyük Köyü, 06900 Yassıhüyük/Polatlı/Ankara

Telefon : (0312) 638 21 88

misismosaik

15. ) MİSİS MOZAİK MÜZESİ : Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı Misis Beldesi’nde, 1959 yılından beri faaliyette olan ve içinde Misis Antik Kenti’nden kalma, 4. yüzyıl sonlarına ait bir tapınağın zemin mozaiklerinin sergilendiği müzedir. Adana Arkeoloji Müzesi’ne bağlıdır. Adana’ya 26 kilometre uzaklıktadır.

Misis Antik kenti sınırları içerisinde yer alan bazilikaya ait zemin mozaikleri 1956 yılında Misis Höyüğü’nde kazı yapan Alman arkeoloji heyetinden Prof. Dr. H. Theodor Bossert ile Dr. Ludwig Budde tarafından ortaya çıkarılmıştır. Höyükten çıkarılan mozaikleri korumak amacıyla müze kurulmuştur. Bizans devrien ait mozaiklerde Nuh’un tufan esnasında gemisine aldığı hayvanlar betimlenmiştir. Mozaiğin tam ortasında bir masa veya sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve etrafında Nuh Peygamber’in tufanda gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanları, bu grubun etrafında ise vahşi ve evcil hayvanlar yer almaktadır. Müzenin duvarları ışığı geçirecek şekilde cam tuğlalardan oluşmuştur.

muze-3

16. ) SAMSUN ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ : Samsun’da kurulu, Samsun ve çevresinde ele geçen Kalkolitik, İlk Tunç, Hitit, Hellenistik, Roma ve Osmanlı Dönemlerine ait eserlerin sergilendiği bir müzedir. Şehir merkezinde, Samsun Valiliği yakınında bulunmaktadır.

İnşaat çalışmalarına 1976 yılında başlanan Müze binası 19 Mayıs 1981 tarihinde hizmete açılmıştır.Daha önce Samsun Motor Sanat Okulu ve Teknik Lisesi avlusunda açıkta sergilenmekte olan, özellikle mermer sütun, sütun başlığı, stel, aslan heykeli gibi taş eserler bu şekilde koruma altına alınmıştır.

Müze arkeolojik ve etnoğrafik eserlerin sergilendiği iki bölüme ayrılır. Arkeolojik bölümde kalkolitik dönemden Roma dönemine uzanan eserler sergilenirken, Etnoğrafik bölümde ise etnografik nitelik taşıyan bindallılar, peşkirler, para ve saat keseleri, el yazması Kuran’lar, süs eşyaları, silahlar, mutfak eşyaları, halı ve kilimler sergilenmektedir. Müze bahçesinde Klasik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemlerine ait eserler bulunmaktadır.

Ocak 2016’da inşaat halinde olan yeni müze binası faaliyete geçinceye kadar geçici olarak kapatılmıştır.

Adres :  Kale, 19 Mayıs Bulv. No:5, 55030 Samsun Merkez/Samsun

Telefon : (0362) 431 68 28

1-tokat-arkeoloji-ve-etnografya-muzesi-1

17. ) TOKAT MÜZESİ : Tokat’ta kurulu, 2007 yılı itibarıyla 36253 eser sergilenen bir müzedir.

Müze çalışmalarına 1926 yılında başlanmış, 1982 yılında halka açılmış, 2005 yılında da teşhir düzenlemesi yapılmıştır. Müze binası olarak kullanılan Gökmedrese; III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in veziri Pervâne Muineddin tarafından 1277 yılında yaptırılmıştır.

Müze arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği iki bölüme ayrılır. Büyük bir sikke koleksiyonu barındırır.

Koleksiyon ; 

Müzede Tokat yazmacılığına ilişkin örnekler ve el baskı tekniğine ilişkin görsel ögelerle desteklenmiş anlatımlar bulunmaktadır.

Müzede Roma dönemine ait lahitler bulunmaktadır. Ayrıca Roma İmparatoru Jül Sezar’ın Zile’yi feth ettiğinde söylediği iddia edilen ünlü “Veni Vidi Vici” (Geldim Gördüm Aldım) ifadesi ve ilgili savaş da çeşitli bilgi görselleri ile ziyaretçilerin beğenisine sunulmaktadır.

Nisan – Ekim – Yaz Açılış Saati : 09: 00 

Nisan – Ekim – Yaz Kapanış Saati : 19: 00

Kasım – Mart – Kış Açılış Saati : 08: 00

Kasım – Mart – Kış Kapanış Saati : 17: 00 

Tatil Günü : Pazartesi

Ücret : 5 TL 

Adres :  Camii Kebir Mahallesi Sulusokak Caddesi No:86 TOKAT

Telefon :  (0356) 214 15 09

trabzon_museum

18. ) TRABZON MÜZESİ 

Trabzon Müzesi olarak düzenlenen konak, Zeytinlik Caddesi’nde 1900’lü yılların başlarında (1898-1913) Banker Kostaki Teophylaktos tarafından konut olarak yaptırılmıştır. Konağın mimarlarının ismi tespit edilememiştir. Ancak mimarlarının İtalyan olduğu belirlenen yapıda kullanılan birçok malzemenin İtalya’dan getirildiği bilinmektedir.

Kostaki Teophylaktos 1917 yılında iflas edince, bu yapıyla birlikte bütün mal varlığına haciz konulmuş ve konak Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınmıştır.

15-17 Eylül 1924 tarihinde Trabzon’u ilk ziyaretinde Atatürk, eşi Latife Hanım ve beraberindeki heyetle birlikte bu konakta misafir edilmişlerdir.

Trabzon Valisi Ali Galip Bey zamanında 1927-1932 yıllarında 25.000 TL bedelle kamulaştırılarak 1927-1931 yılları arasında Hükümet Konağı, 1931-1937 yılları arasında Müfettişlik binası olarak kullanılmıştır.

1937 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsis edilen yapı, 50 yıl Kız Meslek Lisesi olarak hizmet vermiş, 1987 yılında müze olarak düzenlenmek üzere Kültür Bakanlığı’na tahsis edilmiştir.

Ülkemizin sayılı sivil mimarlık örnekleri arasında yer alan konağın bodrum kat hariç tüm kat duvarları tamamen kalem işi süslüdür.

1988-2001 yılları arasında Kültür Bakanlığı’nca restorasyonu tamamlanan konak 22 Nisan 2001 tarihinde Trabzon Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Konağın bodrum katı Arkeolojik Eserler Seksiyonu, zemin katı Konak Teşhiri, birinci katı Etnoğrafik Eserler Seksiyonu ve asma katı İdari Bölüm olarak düzenlenmiştir.

Nisan – Ekim – Yaz Açılış Saati : 09: 00 

Nisan – Ekim – Yaz Kapanış Saati : 19: 00

Kasım – Mart – Kış Açılış Saati : 08: 00

Kasım – Mart – Kış Kapanış Saati : 17: 00 

Tatil Günü :Her gün açıktır.

Ücret : 5 TL 

Adres :  Gazipaşa Mh., 61030 Merkez/Trabzon Merkez/Trabzon

Telefon : (0462) 322 38 22

arkeoloji-muzesi1

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ

19. ) İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ : Çeşitli kültürlere ait bir milyonu aşkın eserle, dünyanın en büyük müzeleri arasındadır. Türkiye’nin müze olarak inşa edilen en eski binasıdır.19. yüzyılın sonlarında ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından İmparatorluk Müzesi olarak kurulmuştur ve 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Müzenin Bölümleri ;

Müzenin koleksiyonunda, Balkanlar’dan Afrika’ya, Anadolu ve Mezopotamya’dan Arap Yarımadası’na ve Afganistan’a kadar, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde yer alan medeniyetlere ait eserler bulunmaktadır.

Müze üç ana birimden oluştuğu için İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak adlandırılmaktadır.

1. ) Arkeoloji Müzesi (Ana Bina)

2. ) Eski Şark Eserleri Müzesi

3. ) Çinili Köşk Müzesi

1.) ARKEOLOJİ MÜZESİ

1887–1888 yıllarında, dönemin en önemli keşfi olarak kabul edilen Sidon (Sayda, Lübnan) Kral Nekropolü Kazıları’ndan İstanbul’a getirilen İskender Lahdi ve Tabnit Lahdi gibi önemli eserlerin sergilenebileceği bir müze binasına ihtiyaç duyulmuştur.

Bunun üzerine arkeolog, ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey önderliğinde ve Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adıyla kurulan Arkeoloji Müzesi 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen yapıya daha sonra 1903 ve 1907 yıllarında sol ve sağ kanadın eklenmesi ile bugünkü Ana Müze Binası oluşmuştur.

2.) ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ

1883 yılında Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak yine Osman Hamdi Bey tarafından dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury’ye yaptırılmış ve uzun süre okul olarak kullanılmıştır. 1917–1919 yılları arasında, dönemin arkeoloji müzesi müdürü Halil Edhem Bey tarafından Yakın Doğu ülkeleri eserlerinin sergilenmesi amacı ile müze haline getirilmiştir.

3.) ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ

Çinili Köşk, Selçuklu etkisinde yapılmış Osmanlı sivil mimarisinin İstanbul’da bulunan tek örneğidir. Fatih Sultan Mehmed dönemini (1451–1481) anlatan kaynaklarda, 1472 yılında, Sarayburnu’ndaki korulukta ve Topkapı Sarayı’nı saran surların içinde yaptırıldığı anlatılmaktadır.

Müzede ; Klasik Eserler Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Çinili Köşk Müzesi, Çivi yazılı Belgeler Arşivi, Sikke Bölümleri ve Kütüphane’de 2013 yılı itibarı ile kayıtlı 726542 eser yer almaktadır.

nefissanatlarhapishanesi SÖZLÜĞÜ

2699678-soteria-mozaigi

1.) SOTERİA MOZAİĞİ : M.S V. y.y eseridir.Antakya’nın narlıca köyü çevresinde,bir banyonun döşemesi olarak bulunmuştur.

3-speed_art_museum

SPEED ART MUSEUM  ( KENTUCKY , LOUİSVİLLE ABD ) 

2.) SANAT MÜZESİ : Başta görsel sanatlar olmak üzere, her türlü sanat sergisinin gerçekleştirildiği binaya veya mekana verilen isimdir.

Sanat müzeleri kamu kuruluşları olabildikleri gibi özel kuruluşlar veya vakıflar da olabilirler. Ancak bir yapının müze olabilmesi için ilk şart sabit bir koleksiyona sahip olmasıdır. Bu mekanlarda en çok sergilenen sanat eserlerinin başında resim gelmektedir. Ayrıca heykel, süsleme sanatı, mobilya, tekstil, kostüm, çizim, pastel boya,suluboya, kolaj, basılı yayınlar, sanat kitapları, fotoğraf, yerleştirme sanatı gibi sanat dallarında da eserler sanat müzelerinde ve sanat galerilerinde sıklıkla sergilenirler. Bu mekanlar bazen performans sanatı, konser gibi etkinlikler için de kullanılırlar.

sir_charles_leonard_woolley_original

SİR LEONARD WOOLLEY

3. ) LEONARD WOOLLEY : İngiliz arkeolog. Woolley çalışma hayatına ilk önce asistan olarak Oxford’daki Ashmolean Museum’da başladı.

İngiliz casusu E.T Lawrence’le (Arabistanlı Lawrence) birlikte Karkamış’ta kazılara başlarlar ve 1912-1914 ve 1919 yıllarında yaptıkları kazılarla Hitit’lere ait Karkamış kentini ortaya çıkarırlar.

Leonard Woolley 1928 de basılmış olan Sümerler isimli eserinde M.Ö. 4-5.000 yıl önce Orta Asya’dan göç ederek Mezopotamyaya gelmiş ve yerleşmiş olan Sümerlerin hayatı ve medeniyeti hakkında etraflı bilgi vermiştir.

Özellikle Mezopotamya’daki 1922 yılında başladığı ve sansasyon yaratan Sümer krallarının mezarlarının bulunduğu Ur kentindeki kazılarıyla ünlüdür.Burada kullandığı yöntemler açısından modern arkeolojinin öncülerinden sayılır.

1937 ve 1939 arasında Tell Atchana’da yaptığı kazılarla Ege dünyası ile Mezopotamya arasındaki ilşkileri ortaya koymuştur. ( DOĞUM : 17 Nisan 1880, Upper Clapton , BİRLEŞİK KRALLIK – ÖLÜM :  20 Şubat 1960, Londra , BİRLEŞİK KRALLIK ) 

midas_gold2

WALTER CRANE TARAFINDAN ÇİZİLEN ” MİDAS KIZINA DOKUNUNCA KIZI ALTIN HEYKELE DÖNÜŞTÜ ” İSİMLİ İLLÜSTRASYONU

4. ) KRAL MİDAS :  MÖ 738 – MÖ 696 yılları arasında, Frigya’nın Polatlı’da kurulmuş olan başkenti Gordion’da, yaşamış olan efsanevi Frigya kralıdır. Krallığı gibi yaşamı ve ölümü üzerine de mitolojiler yazılmıştır. Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas, “eşek kulak”larıyla ya da “dokunduğu her şeyi altına çevirmesiyle” ünlenmiştir.

1886-walter-crane-3

WALTER CRANE

5. ) WALTER CRANE :  İngiliz bir ressam ve kitap illüstratörü.Döneminin en önemli çocuk kitabı illüstratörlerinden biriydi. One, Two, Buckle My Sho gibi kitapların kapak resimlemelerini yaptı.

Üretken bir sanatçı olan Walter Crane The Frog Prince (1874), Household Stories from Grimm (1882) ve başyapıtı niteliğindeki Faerie Queene (1894-1896) gibi birçok kitabı resimledi. 1865 – 1886 yılları arasında 50 kitap resimleyen Crane, yüzyılın sona kadar da yılda en az iki kitap resimlemeyi sürdürdü. ( DOĞUM : 15 Ağustos 1845, Liverpool . BİRLEŞİK KRALLIK – ÖLÜM :  14 Mart 1915, Horsham , BİRLEŞİK KRALLIK ) 

1280px-antep_1250575b

ÇİNGENE KIZI MOZAİĞİ ( Gaziantep Arkeoloji Müzesi , TÜRKİYE ) 

6. ) ÇİNGENE KIZI MOZAİĞİ : Gaziantep iline bağlı Nizip ilçesinin 10 kilometre doğusunda bulunan Zeugma antik kentinde, 1998 – 1999 Kış döneminde Belkıs Harabelerinin kurtarılması sırasında bir villanın 300m2‘lik tabanının parçası olarak, üzerindeki sütunun kaldırılmasıyla bulunmuştur.

Akratos, Mevsim tanrıçası ve Satir adlı eserlerle birlikte kurtarılan Çingene Kızı mozaiği, antik kent ile birlikte Gaziantep‘in de simgesi halini almıştır. Çingene Kızı mozaiğine konu olan kişinin cinsiyeti bir tartışma konusu olmakla beraber; figürün Yer Tanrıçası ve tanrıların anası Gaia veya Büyük İskender olduğuna dair farklı görüşler bulunmaktadır.

img_5307-acratus-euphrosine-mosaic-museum-gaziantep-542

AKRATOS ( Gaziantep Zeugma Müzesi , TÜRKİYE ) 

7. ) AKRATOS : Karıştırılmamış şarap içmenin tanrı ve ruhudur.

800px-demeter_altemps_inv8596

MEVSİM TANRISI DEMETER ( Gaziantep Zeugma Müzesi , TÜRKİYE ) 

8. ) DEMETER : Tarımın, bereketin, mevsimlerin ve anne sevgisinin tanrıçasıdır. Homeros’un destanlarında, “güzel saçlı kraliçe” ya da “güzel örgülü Demeter” diye geçer. İnsanlara toprağı ekip biçmesini öğreten bu tanrıçadır. Ekinleri, özellikle de buğdayı simgeler.

800px-hirschvogel_satyr

NEMF VE SATİR

9. ) SATİR :  Eski Yunan mitolojisinde yer alan yarı keçi yarı insan kır ve orman iyesi.

Roma mitolojisindeki karşılığı faundur. Çoğunlukla gövdelerinin belden üstü insan, belden aşağısı ise teke biçimindedir. Satirleri tasvir eden eserlerde ortak özellik, keçi boynuzlu, sivri ve uzun kulaklı, atınkine benzeyen uzun kuyruklu ve göze çarpan penisidir.

Satirler çoğunlukla da ellerindeki flüt ve ardından koştukları nemfler ve mainadlar ile birlikte tasvir edilir. Şarap tanrısı Dionysos ile birlikte şarap içerler, kırlarda dans ederler. Yaşlanan satirlere silenos denir. Özel olarak Dionysos’u yetiştiren yaratığın adı da Silenos’tur.

waterhouse_hylas_and_the_nymphs_manchester_art_gallery_1896-15

JOHN WİLLİAM WATERHOUSE TARAFINDAN RESMEDİLEN ” HYLAS VE NEMFLERİ ” TASVİRİ

10. ) NEMF : Yunan Mitolojisi’nde yeri ve denizi dolduran sayısız çokluktaki dişi, tanrısal varlıklardır. Ölümsüz değillerdir ama tanrılar gibi ambrosia ile beslendiklerinden çok uzun yıllar yaşarlar ve hep genç ve güzel kalırlar. Ambrosia balımsı bir maddedir ve uzun yıllar yaşamı sağlar doğurganlık ve zariflik simgesidirler. Mitlerde genellikle güzellikleri yüzünden başlarından geçenler anlatılır, genel olarak perilerin güzelliğine vurgu yapılır.

Çok sayıda nemf türü vardır ve bunlar yaşadıkları yerlere göre ayrı adlar alırlar. Oreadlar dağlarda, Naiadlar akarsularda, Dryadlar meşe ağaçlarında, limnadeslar göllerde ,crinaealar çeşmelerde ,pegaeaeler kaynaklarda, potameidesler nehirlerde ,elionomaeler bataklıklarda yaşarlar.

Oreadlar ve Dryadlar doğanın bir parçası oldukları için satirler bu nemflerin hayranıdır.

166263

JOHN WİLLİAM WATERHOUSE

11. ) JOHN WİLLİAM WATERHOUSE : İngiliz ressamı. Neo-klasik ve Ön-Raffaelocu akımlara uyan mitoloji ve edebiyattan uyarlanan kadın resimleri ile ünlüdür. ( DOĞUM : 6 Nisan 1849, Roma , İTALYA – ÖLÜM :  10 Şubat 1917, Londra , BİRLEŞİK KRALLIK ) 

450px-hylas_by_h-w-_bissen_1846_-_ny_carlsberg_glyptotek_-_copenhagen_-_dsc09524

HERMAN WİLHELM BİSSEN TARAFINDAN HEYKELE DÖNÜŞTÜRÜLEN ”HYLAS ” ADLI ESER

12. ) HYLAS : Kral Theiodamas’ın oğlu. Herakles, Hylas’ın babasını öldürdükten sonra onu uşak olarak yanına almıştı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

HERMAN WİLHELM BİSSEN

13. ) HERMAN WİLHELM BİSSEN : Danimarkalı heykeltıraş.Bissen önce Kopenhag’da resim okudu, sonra heykeltıraş Bertel Thorvaldsen’in öğrencisi oldu . 1824’te Roma’ya gitti ve Christian Daniel Rauch ile Berlin’de bir araya geldi. Thorvaldsen’in etkisi altındaki romantizminden yeni klasizme geçti.Danimarka’da Bissen, 1834’te Kopenhag’da Kraliyet Danimarka Güzel Sanatlar Akademisi’nde profesör oldu ve tarzı gerçekçilikle değiştirdi. Eserlerinde Fredericia’daki anıtsal Landsoldaten (1858) ve (aslında Flensburg’da , Berlin ve Kopenhag üzerinden ve Flensburg’a dönen) İsted Aslan (1862) ve daha birçok küçük parça bulunmaktadır. ( DOĞUM : 13 Ekim 1798, Schleswig , Schleswig-Holstein , DANİMARKA – ÖLÜM : 10 Mart 1868 , Kopenhag , DANİMARKA ) 

2_1838_%d0%b1%d0%b5%d1%80%d1%82%d0%b5%d0%bb%d1%8c-%d1%82%d0%be%d1%80%d0%b2%d0%b0%d0%bb%d1%8c%d0%b4%d1%81%d0%b5%d0%bd-bertel-thorvaldsen_89-%d1%85-73_%d1%85-%d0%bc-_%d0%ba%d0%be%d0%bf%d0%b5%d0%bd

CHRİSTOFFER WİLHELM ECKERSBERG TARAFINDAN RESMEDİLEN ” BERTEL THORVALDSEN ” İSİMLİ ESER

14. ) BERTEL THORVALDSEN :  Danimarkalı / İzlandalı heykeltıraş.Thorvaldsen, heykelde Neo-Klasik dönemin en önemli temsilcilerinden biri olarak sayılır. Sık sık Antonio Canova ile karşılaştırılır ancak Thorvaldsen klasik Yunan sanatına İtalyan sanatçıdan daha çok kullanmıştır. Figürlerindeki pozlar ve duygular Canovanınkilerden daha resmi ve serttir. ( DOĞUM : 19 Kasım 1770, Kopenhag, DANİMARKA – ÖLÜM :  24 Mart 1844, Kopenhag, DANİMARKA ) 

eckersberg_christoffer_wilhelm_-_self-portrait_-_1811-jpeg

YİRMİ SEKİZ YAŞINDA KENDİSİ TARAFINDAN RESMEDİLEN ” BENLİK PORTRESİ ” ESERİ

15. ) CHRİSTOFFER WİLHELM ECKERSBERG :  Danimarkalı ressam. Danimarka Resim Sanatı’nın Altın Çağı olarak bilinen sanat döneminin temelini atmaya devam eden ve Danimarka resim sanatının Peder’i olarak anılan bir sanatçıdır. ( DOĞUM : 2 Ocak 1783 , Blåkrog , DANİMARKA – ÖLÜM : 22 Temmuz 1853, Kopenhag , DANİMARKA )

800px-antonio_canova_selfportrait_1792

ANTONİO CANOVA’NIN KENDİ PORTRESİ 

16. ) ANTONİO CANOVA : Özellikle nü vücutları nazikçe betimleyen mermer heykelleriyle tanınmış bir İtalyan heykeltıraştır. Neoklasik tarzın bir simgesi olan eserleri Barok heykelin teatral aşırılığından sonra klasisizmin saflığına dönüşü yansıtır. ( DOĞUM : 1 Kasım 1757, Possagno, İTALYA – ÖLÜM : 13 Ekim 1822, Venedik, İTALYA ) 

ibosser001p1

HELMUTH THEODOR BOSSERT

17. ) HELMUTH THEODOR BOSSERT : Dilbilimci ve arkeolog. Akdeniz Bölgesi’nde bir Geç Hitit kalesi olan Karatepe’de kazılar yaparak Hitit hiyeroglif yazısının okunmasını sağlayan iki dilli yazıtlar bulmuştur. ( DOĞUM :  11 Eylül 1889, Landau, ALMANYA – 5 Şubat 1961, İstanbul, TÜRKİYE ) 

KAYNAKÇA

1.) www.muze.gov.tr

2.) www.kulturportali.gov.tr

3.) https://tr.wikipedia.org/

4.) www.hatayarkeolojimuzesi.gov.tr

5.) www.turkcebilgi.com

6. ) www.britannica.com

7. ) https://tr.wikiquote.org/

8. ) www.monumentsmenfoundation.org

9. ) www.newworldencyclopedia.org

10. ) www.metmuseum.org

11. ) www.visual-arts-cork.com

12. ) https://www.nationalgallery.org.uk

13. ) www.the-athenaeum.org

14. ) www.artcyclopedia.com

15. ) https://www.artsy.net/

16. ) www.thorvaldsensmuseum.dk

17. ) https://commons.wikimedia.org/

18. ) www.greekmythology.com

19. ) www.artble.com

20. ) www.johnwilliamwaterhouse.net

DETAYLI KAYNAKÇA

1.) http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,43336/muze-istatistikleri.html

2.)http://kurumsal.kulturturizm.gov.tr/turkiye/tokat/gezilecekyer/arastali-bedesten-tokat-muzes#conten

3. )  Akurgal, Ekrem (1989). Anadolu Uygarlıkları (2. Baskı bas.). Net Turistik Yayınlar A.Ş. s. 380, 505, 508. ISBN 9754791156.

4. ) (İtalyanca) Enciclopedia dei Miti. Garzanti. 1990. s. 418 419. ISBN 8811504570.

5. ) Delaney, Lesley (November 2010). “Walter Crane: A revolution in nursery picture books”. Books for Keeps (185): 4–5.

6. ) “Illustrated Books by Walter Crane” (PDF). National Gallery of Canada. 2007. Retrieved 2010-03-01.

7. ) Erhat, Ezra (2004 ), Mitoloji Sözlüğü İstanbul:Remzi Kitabevi (Büyük Fikir Kitapları Dizisi) ISBN 9789751403919

8. )  Dunton, Larkin (1896). The World and Its People. Silver, Burdett. s. 126.

 

 

 

 

Tarihin Kaydettiği İlk Müze : İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

ancientlibraryalex

O. VON CORVEN TARAFINDAN BETİMLENEN İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ

İskenderiye Kütüphanesi, MÖ 3. yüzyılın başlarında Mısır’ın İskenderiye kentinde Ptolemaios hanedanı tarafından kurulmuş olan antik kütüphane. İskenderiye Müzesi olarak bilinen araştırma enstitüsünün bir bölümü olarak inşa edildi.İnsanlık tarihinde meydana getirilmiş önemli eserlerden biridir. 

İskenderiye Kütüphanesi Antikçağ’ın en büyük dermesine sahip kütüphanesi olmuştur. Yaklaşık olarak 900.000 el yazmasına sahip olduğu belirtilen kütüphanede geniş bir çalışan kadrosu da yer almıştır. Eserlerin papirüslere yazılarak rulo şeklinde saklandığı belirtilmektedir.

Kral tarafından desteklenen kütüphanenin yayınevi görevi de görmüş olduğu rivayet edilmektedir. Yunan, Akdeniz, Ortadoğu, İran gibi medeniyetlere ait pek çok el yazması eserin Yunanca çeviri ve kopyaları burada hazırlanmıştır. İskenderiye Kütüphane’sinin dermesini geliştirmeye büyük önem verilmiş,  gerektiğinde uzak bir yerden bir el yazması eser alabilmek için büyük meblağlar ödenmiştir.

archimedes-4

İNGİLİZ RESSAM HENRY WYATT TARAFINDAN RESMEDİLEN ”ARCHİMEDES” ESERİ

İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ VE BİLİMİN GELİŞMESİ

İskenderiye gerek coğrafi konumu gerekse kütüphanesi sayesinde dönemin ünlü bilim adamlarının merkezi haline gelmiştir. Kütüphane olarak adlandırdığımız komplekste yer alan bilim evleri farklı branşlardan birçok bilim adamını ağırlamış ve bilimin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

Bu bilim adamlarının bazılarına örnek verecek olursak; ilk söz etmemiz gereken isim Euclides ( Oklid )  ’tir. Öklid kütüphane içerisinde en büyük matematik okulunu kuran, Batı’da geometri eğitiminin temelini oluşturan “Elementler” ( Stoikheia) adlı eseri hazırlayan isimdir.

Pergeli Apollonios da matematik okulunun önemli bir üyesi olmuştur. “Konikler Hakkında” isimli kitabında elips ve parabolleri inceleyen Apollonios bu eseriyle sonraki dönemler için önemli bir yere sahiptir. Bunun yanı sıra irrasyonel sayılarla da ilgilenmiş, astronomiye de ilgi duymuş ve özellikle ay üzerinde çalışmalar yapmıştır.

Archimedes ( Arşimet ) ; Mekanik okulunu kurmuş ve “Arşimet Burgusu”nu bulmuştur. Arkhimedes Burgusu; su çekmeye yarayan, içinde helezon şeklinde silindirler olan bir alettir. Mekanik dahisi olarak anılan Arkhimedes’in bir rivayete göre gök cisimlerini resmetmek için gökküreler, bir cins plantaryum inşa ettiği söylenmektedir. Matematik alanında da deha olan Arkhimedes dairenin alanını hesaplamada kullanılan “pi” sayısını da bulan kişidir. Yine su saatlerini bulan Ktesibios ve daha çok mekanik oyuncaklarla ilgilenen Hero da mekanik okulunun önemli temsilcileri arasında yer almıştır. Bu okulda yol uzunluğunu ölçmeye yarayan “Odometre”, yer ölçümü için kullanılan “Dioptra” gibi aletlerin bulunması oldukça önemlidir.

İskenderiye Kütüphanesi tıp alanında da önemli isimlere ev sahipliği yapmıştır. Bu isimlerin başında Herofilos gelmektedir. Herofilos pratisyen hekim ve hoca olarak büyük ün kazanmış bir isimdir. İskenderiye içerisinde yaptığı kadavra incelemelerinin yanı sıra beyin, sinir sistemi, nabız, perhiz gibi alanlarda yaptığı incelemeler de önemlidir. Herofilos’tan sonra şüpheli ölümlerden sonra ölüm nedeninin bulunması için otopsi yapılması gerektiğini öne süren ve solunum üzerine araştırmalar yapan Erasistratos, tıp alanındaki bir diğer önemli isim olmuştur.

İskenderiye Kütüphanesi bünyesinde astronomi ve bu alanda çalışmalar yapan bilim adamlarına da değinecek olursak; bu isimlerin başında Baş Kütüphaneci Eratosthenes’in olduğunu söyleyebiliriz. Eratosthenes’in yer yuvarlağına dair yaptığı gözlemler, güneş üzerine yaptığı çalışmalar önemlidir. Yazdığı “Coğrafya” isimli eseri uzun süre temel eser olarak kullanılmıştır.  Yine önemli bir gözlemci astronom olan Hipparkos ve Batlamyus astronomi okulunun diğer önemli temsilcileri olmuşlardır. Batlamyus’un optik üzerine yaptığı incelemeler, Yunan astronomisinin geniş bir özeti niteliğinde de olan eseri “Almagest” bilim tarihi açısından önemlidir. Yine geometri alanında da önemli çalışmalara imza atmıştır.

İskenderiye Kütüphanesi tüm bu çalışmalar ve bilim adamları sayesinde diğer bölgelerden gelen farklı gruplara da dönem dönem ev sahipliği yapmıştır. Kütüphane içerisinde bulunan okullar aynı zamanda dışarıdan gelenlere ders verilen kurumlar olmuştur.

biblioteca-alexandria-ardere

İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ’NİN YIKILMASINI ANLATAN TEMSİLİ RESİM

İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİNİN YIKILMASI 

Genel görüş bu kütüphanenin, çıkan çeşitli fanatik görüşler nedeniyle, antik Pagan tapınakları ve yapıların imhası sırasında Hıristiyanlar tarafından yakıldığı yönündedir.

Bu görüşe göre 391 yılında Bizans’ın Mısır Valisi Theophilos,İskenderiye’de Mısır’ın eski din mensuplarına ait Osiris tapınağının yeri olan bir arsayı, kilise inşa edilmesi için Hrıstiyanlara verdi. Burada yapılacak kilisenin temel kazıları sırasında üzerinde eski dine ait yazılar bulunan bir taş çıktı. Hristiyanlar bunu bir alay konusu yaptılar. Bu olay şehirde oldukça kalabalık halde bulunan Pagan inancına mensup olanları kızdırdı ve sonunda İskenderiye’de dini bir ayaklanma çıktı. İki taraf çarpıştı, insanlar kitle halinde kılıçtan geçirildi. İskenderiye Kütüphanesi’nin olduğu bölge yerle bir edildi. İmparator I. Theodosius, valiye başka büyük şehirlere göre eski dinin İskenderiye’de hala neden bu kadar canlı olarak devam ettiğini sorunca, buna sebep olarak İskenderiye Kütüphanesi’nin eski putperestlik kültürünü devam ettiren kitaplarını ileri sürdü. İmparator, bunun üzerine hepsinin yok edilmesini emretti. İskenderiye Kütüphanesi’ndeki tüm eserler şehrin hamamlarına dağıtılarak yaktırıldı ve böylece insanlık tarihinin bu bilim ve kültür hazinesi yok oldu.

Daha önceleri bu kütüphanenin şehrin Müslümanlar tarafından alınmasından kısa bir süre sonra ikinci İslam Halifesi Ömer’in emriyle Mısır Fatihi Amr İbnül-Astarafından yakılarak yok edildiği ileri sürülmüştür. Bernard Lewis konu hakkındaki makalesinde, kütüphanenin Müslümanlar tarafından yok edildiği hikâyesinin doğruluğunu Alfred J. Butler, Victor Chauvin, Paul Casanova ve Eugenio Griffin gibi Batılı ilim adamlarının reddettiğini yazmaktadır.Kütüphanenin Sezar tarafından, İskenderiye’yi kuşattığı sırada yok edildiği görüşü de çeşitli tarihi eserlerde yer almaktadır. Kütüphanenin varlığını 4. yüzyıla kadar sürdürdüğü bilinmektedir. Sezar’ın kuşatmasında sadece bir bölümünün zarar görmüş veya yıkılmış olduğu da düşünülmektedir.

Günümüzde İskenderiye Kütüphanesi, eski kütüphanenin olduğuna inanılan alanda tekrar inşa edilmiş ve 2002 yılında hizmete açılmıştır. 

nefissanatlarhapishanesi SÖZLÜĞÜ

display_image

HENRY WYATT TARAFINDAN RESMEDİLEN ”JULİET ” ADLI ESER

1.) HENRY WYATT : İngiliz ressam. ( DOĞUM : 17 Eylül 1794 – ÖLÜM : 27 Şubat 1840)

800px-euclidstatueoxford

OXFORD UNİVERSİTESİ MÜZESİNDE YER ALAN ÖKLİD HEYKELİ

2.) EUCLİDES ( OKLİD ) : Yunanca: Εὐκλείδης — Eukleídēs anlamına gelen  MÖ 330 – 275 yılları arasında yaşamış İskenderiyeli bir matematikçidir.

Öklid gelmiş geçmiş matematikçilerin içinde adı geometri ile en çok özdeşleştirilen kişidir. Geometri dünyasında kapladığı bu seçkin yeri kendisinin büyük bir matematikçi olmasından çok, geometrinin başlangıcından kendi zamanına kadar bilinen ismi ile Öğeler adını taşıyan kitabında toplamıştır. Öklid derlemesinin tutarlı bir bütün olmasını sağlamak için, kanıt gerektirmeyen apaçık gerçekler olarak 5 aksiyom ortaya koyar. Diğer bütün önermeleri bu aksiyomlardan çıkarır.

Eğitimini Akademi’de tamamladıktan sonra İskenderiye’de büyük bir matematik okulu kuran Öklid, çağlar boyu matematikle ilgilenen hemen herkesin gözdesi olmuştur. Geometriyi ispat ve aksiyomlara dayalı bir dizge olarak işleyen 13 ciltlik kitabı “Elementler” bu alandaki ilk kapsamlı çalışmaydı. Kendinden önceki Tales, Pisagor, Platon, Aristoteles gibi matematikçi ve geometricilerin çalışmalarını temel alan Öklid’in bu yapıtı, iki bin yıl boyunca önemli bir başvuru kaynağı olarak kullanılmıştır.Düzlem geometrisi, aritmetik, sayılar kuramı, irrasyonel sayılar ve katı cisimler geometrisi Öklid’in kitabında ele aldığı başlıca konulardı. Öklid’in her önermeyi daha önceki önermelerden çıkarma yöntemi, kendisine atfedilen “geometrinin babası” sözünü de haklı kılar. Kitapta yer alan aksiyomlara, teoremlere ve ispatlara dayanan sentez yöntemlerinin Batı düşüncesi üzerindeki etkisinin Kitabı Mukaddes’ten sonra ikinci sırada yer aldığı söylenir. Russell, Öğeler’in bugüne kadar yazılmış en büyük kitap olduğunu ileri sürer. Einstein ise “Gençliğinde bu kitabın büyüsüne kapılmamış bir kimse, kuramsal bilimde önemli bir atılım yapabileceği hayaline kapılmasın” der.

Öklid geometrisi 19. yüzyılın başına kadar rakipsiz kaldı. Hatta 20. yüzyılın ortalarına kadar bile orta öğretimde geometri, Öklid’in öğelerine bağlı olarak okutuldu.

Öklid’in yaşamı konusunda hemen,hemen hiçbir şey bilinmiyor. Önceleri bir Yunan kenti olan Megara’da doğduğu sanıldıysa da, sonradan Megaralı Öklid’in, Öğeler’in yazarı İskenderiyeli Öklid’den yüzyıl kadar önce yaşamış olan bir felsefeci olduğu ortaya çıkmıştır.

Öklid üzerinde çalıştığı proje hakkında diyor ki: “bir doğru istenildiği kadar uzatabilir.” ve “İki noktadan bir ve yalnız bir doğru geçer.”

apollonius_of_perga

PERGELİ APOLLONİUS

3. ) PERGELİ APOLLONİUS : Yunan matematikçi.Zamanında çok bilinmeyen, fakat 1600 yıllarında değeri anlaşılan Yunan matematikçilerinden biri Pergeli Apollonius’tur. Eski devirlerin en büyük matematikçilerinden biridir. MÖ 267 veya 262 yıllarında, Pamfiye denilen Teke sancağının Perge kentinde dünyaya gelmiştir. Mısır’ın İskenderiye kentine giderek, Öklid’ten sonra gelen matematikçilerden dersler alarak kendini yetiştirmiştir. Bir aralık Bergama’ya giderek orada kalmış, burada matematikçi Ödemus ve eski Bergama hükümdarı Atal ile ilmi ilişkilerde bulunmuştur. Matematikçi Pappus, Apollonius’un, bencil, üne düşkün, kibirli ve gururlu birisi olduğunu yazmaktadır. Apollonius’un yaptığı çalışmalar ve buluşları onun bu zayıf taraflarını örtecek kadar kuvvetlidir. Çarpmaya ait birçok buluşu vardır. Tümü geometriye ait olan yedi sekiz kitabı vardır. Koniklere ait buluşları onu şöhretin zirvesine çıkarmıştır. Birçok eserinin kaybolmasına karşın, bazı yapıtları Pappus tarafından yeniden ortaya çıkarılmıştır.

Öklid geometrisini benimseyerek onu daha ileri düzeylere götürmüştür. Teorik ve sentetik geometrici olarak, 19. yüzyıldaki Steiner’e kadar Apollonius’un bir eşine daha rastlanamaz. Konikler adı altında bugün bildiğimiz elips, çember, hiperbol ve parabol kesişimlerine ait problemlerin birçoğu Apollonius tarafından bulunmuştur. Konikler her ne kadar Apollonius’tan 150 yıl kadar önce üzerinde çalışılmışsa da, Apollonius kendisinden önceki çalışmaları ve kendi öz buluşlarını sekiz kitapta toplamıştır. Bunların çoğu onun çalışmaları ile ilerlemiştir. Yedi tane de yeni araştırması vardır. Bu araştırmaların bazıları Arapça’dan çevirmedir. Yine, analitik geometri özelliklerinin hemen hemen tümünü Apollonius’a borçluyuz.

Dairesel tabanlı ve tepesinin her iki tarafından sonsuza kadar uzatılmış bir koni bir düzlemle kesilirse, düzlemle koni yüzeyinin kesişimi olan eğri, doğru, çember, hiperbol, elips veya parabol olacağını ilk kez Apollonius göstermiştir. Merminin yörünge denkleminin bir parabol olacağı yine Apollonius tarafından bulunmuştur. Ayrıca, astronomide önemli buluşları vardır.

Elips, hiperbol ve parabol, Eflatun tarafından mekanik eğriler olarak adlandırılmıştır. Bu eğriler, yalnız cetvel ve pergel yardımıyla çizilemezler. Buna karşın, pergel ve cetvel yardımıyla, bu eğrilerin istenilen sayıda noktalarını elde edebiliriz. Apollonius ve konikler üzerine çalışma yapanların diğer bir hizmeti de, Kepler ve Kopernik’in Güneş ve gezegenlerin yörüngelerini hesaplamasında kullanmasıdır. Eğer bu geometriciler olmasaydı, Newton çekim kanununu belki de hiç bulamayacaktı. Yani, Kepler’in gezegenlerin yörüngeleri hakkındaki ince ve ustalıklı kullandığı hesaplamaları, Newton’un çekim kanununa ortam hazırlamıştır. Pergel ve cetvel yardımıyla üç çembere teğet çizme, Apollonius problemi olarak bilinir. Yine, sabit iki noktaya olan uzaklıkları oranı sabit olan noktaların geometrik yeri, bu sabit noktaları birleştiren doğru parçasını, verilen orana göre içten ve dıştan bölen noktalar arasındaki uzaklığı çap kabul eden bir çemberdir.

domenico-fetti_archimedes_1620

DOMENİCO FETTİ TARAFINDAN RESMEDİLEN ” DÜŞÜNEN ARCHİMEDES ” İSİMLİ ESER

4. ) ARCHİMEDES ( ARŞİMET ) : Yunan matematikçi,fizikçi, astronom, filozof ve mühendis.

Antik dünyanın ilk ve en büyük bilim adamı olarak kabul edilir. Hidrostatiğin ve mekaniğin temelini atmıştır.

Bir hamamda yıkanırken bulduğu iddia edilen suyun kaldırma kuvveti bilime en çok bilinen katkısıdır. Bu kuvvet cismin batan hacmi, içinde bulunduğu sıvının yoğunluğu ve yerçekimi ivmesinin çarpımına eşittir. Ayrıca, pek çok matematik tarihçisine göre integral hesabın kaynağı da Arşimet’tir.

ESERLERİ ; 

Arşimet’in yapıtlarının çoğu Samoslu (Sisam) Konon ve Kireneli Erastosthenes gibi dönemin ünlü matematikçileriyle yazışma biçiminde ve tamamen kuramsal içeriktedir. Yapıtlarının dokuz tanesinin Yunanca asılları günümüze kadar ulaşmıştır. Yapıtlarının uzun yıllar karanlıkta kalmış; matematiğe katkısı yapıtlarının 8. ya da 9. yüzyılda Arapça’ya çevrilmesine kadar gerçekleşememiştir. Örneğin Arşimed’in başka matematikçilere katkı sağlaması amacıyla yazdığı “Yöntem” isimli çok önemli bir eseri 19. yüzyıla kadar karanlıkta kalmıştır.

1.) Denge üzerine (2 cilt). Mekaniğin belli başlı prensipleri, geometri metodları ile açıklanır.

2. ) İkinci Derecede Paraboller

3. ) Küre ve Silindir Yüzeyi Üzerine (2 cilt). Bir kürenin bir parçasının alanı, bir dairenin alanı, silindirin alanı ve bu cisimlerin alanlarının karşılaştırılması ile ilgili bilgiler vermiştir.

4. )  Spiraller Üzerine. Arşimed bu eserde spirali tanımlamış, spiralin yarıçap vektörünün uzunlukları ile açılarını incelemiş, vektörün tanjantını hesaplamıştır.

5. ) Konoidler Üzerine

6. ) Yüzen Cisimler Üzerine (2 cilt). Hidrostatiğin temel prensipleri verilmiştir.

7. ) Dairenin Ölçülmesi

8. ) Sandreckone. Arşimed’in sayı sistemleri üzerine yazdığı ve büyük sayıları ifade etmek için oluşturduğu sistemi içerir.

9. ) Mekanik Teoremlerin Yöntemi. Ünlü dilbilimci Heiberg tarafından 1906 yılında, İstanbul’da eski parşömenler arasında (üzeri kazınmış ve sonra yeniden yazılmış olarak) bulunmuştur.

accademia_-_la_meditazione_by_domenico_fetti_1618

DOMENİCO FETTİ TARAFINDAN RESMEDİLEN ” MELANKOLİ ” İSİMLİ ESER

5. ) DOMENİCE FETTİ : İtalyan ressam. İtalyan ressam ve mimar  Ludovico Cigoli ya da öğrencisi italyan ressam  Andrea Commodi’nin yaklaşık  9 yıl ( 1604-1613 yılları arasında  ) Roma’da çıraklığını yaptığı söyleniyor. Daha sonra 1613-1622 yılları arasında Mantua’da çalıştı, ve Dük Ferdinando I Gonzaga tarafından himaye edildi . Ducal Sarayı’nda Ovalaklar ve Balıklar Mucizesi’ni boyadı. ( DOĞUM : 1589 Roma , İTALYA-  ÖLÜM : 1623 ) 

511px-ludovico_cardi_9

LUDOVİCO CARDİ GİGOLİ OTOPORTRESİ

 6. ) LUDOVİCO CARDİ GİGOLİ : Geç Maniyerist ve erken Barok döneminin İtalyan ressam ve mimarıdır. ( DOĞUM : 12 Eylül 1559, Toskana, İTALYA – ÖLÜM : 18 Haziran 1613, Roma, İTALYA ) 

800px-andrea_commodi_-_young_woman_in_the_kitchen_-_wga05171

ANDREA COMMODİ TARAFINDAN RESMEDİLEN ” MUTFAKTA GENÇ KADIN ” İSİMLİ ESER

7. ) ANDREA COMMODİ : Erken Barok dönem İtalyan ressam. Floransa’da doğdu, fakat çoğunlukla Roma’da aktif olarak ressam Cigoli’nin öğrencisi oldu. Floransa’daki Accademia galerisinde San Carlo ai Catinari’nin kutsallığında ve Melekler’in Düşüşünde freskler çizdi . Öğrencilerinden birisi, Roma’ya taşınan ve İtalyan Barokunun yükselen figürlerinden biri haline gelen küçük bir Pietro da Cortona’ydı. Başka bir öğrenci Giovanni Battista Stefaneschi idi. ( DOĞUM : 1560, Floransa, İTALYA – ÖLÜM : 1648, Floransa, İTALYA ) 

hydraulis_001

SU ORGU

8. ) KTESİBİOS ( TESİBİUS ) : Antik İskenderiye’deki Yunan mühendisliği ekolünün ilk ve önemli temsilcilerindendir. Aristotales’ten sonra Arşimed’den önce yaşamıştır. Ktesibios tarafından İskenderiye’de yazılmış olan eserlerin tümü kaybolmuştur. Ktesibios’u kaynak olarak gösteren diğer eserler ve yazarlar (Vitruvius, Athenaeus, Bizantiyonlu Filyon) sayesinde kendisi hakkındaki mevcut bilgiye ulaşılmıştır.

İskenderiye’li Ktesibios berber çırağı iken tahminen MÖ 275 yıllarında su orgu müzik aletini geliştirmiştir. Bu alet aynı zamanda bilinen ilk tuşlu çalgı ve kilise orgununda atası kabul edilmektedir.

odometre

ODOMETRE

9. ) ODOMETRE : Otomobil, bisiklet gibi hareketli vasıtalarda alınan yolu kilometre veya mil olarak gösteren alet. En çok bilineni otomobillerde kullanılanıdır. Odometrelerin çalışması, manyetizma ve elektrik enerjisiyle sağlanır.

dioptralrg

DİOPTRA

10. ) DİOPTRA :  M.Ö. 3. yüzyıldan kalma klasik bir astronomik ve ölçüm aletidir . Açı ölçerlerle donatılmışsa , açıları ölçmek için kullanılabilir .

Yunan gökbilimcileri , yıldızların konumlarını ölçmek için dioptra’yı kullandı ; Hem Öklid hem de Geminus, astronomik eserlerinde dioptraya atıfta bulunur. Ptolemeios zamanında (2. yüzyıl CE), astronomik alet olarak eski haline geldi ve yerine armillary küre geldi .

607px-zaragoza_-_antigua_facultad_de_medicina_-_medallon_-_herofilo

İSPANYA ZARAGOZA’DA BULUNAN TIP FAKÜLTESi BİNASI’NIN PARÇALARINDAN HEROFİLOS KABARTMASI

11. ) HEROFİLOS :  M.Ö 300’lü yıllarda ilk defa “kan dolaşımı kalpten başlıyor.” savını ortaya atmış antik yunan düşünürü ve bilim insanı. ( DOĞUM : MÖ 335, Kalkedon – ÖLÜM : MÖ 280, İskenderiye, MISIR ) 

jacques-louis-david-french-1748-1825-26

FRANSIZ RESSAM JACQUES LOUİS DAVİD TARAFINDAN RESMEDİLEN ” ERASİSTRATUS , ANTİOCHUS’UN HASTALIĞININ SEBEBİNİ KEŞFEDER ” ESERİ

12. ) ERASİSTRATOS : Yunan bir anatomist ve I. Selevkos Nikator’un kraliyet doktorudur.

Herofilos’la birlikte İskenderiye’de anatomik araştırmalarını yaptıkları bir okul kurmuşlardır. Erasistratos, kalbin kapakçıkları ile ilgili yaptığı tanımlamalarla itibar kazanmış ve aynı zamanda kalbin duyguların merkezi olmadığını ama onun yerine bir pompa işlevi gördüğünü saptamıştır. Erasistratos, toplardamarlarla atardamarların farkını ilk saptayanların arasındadır. O, atardamarların tamamıyla hava dolu olduğuna ve hayvansal ruhu (pneuma) taşıdığına inanmıştır. Atomların temel vücut elemanları olduğuna inanmıştır ve sinirlerin beyinden sinirsel bir ruh taşıdığını düşünmüştür. Sensör ve motor sinirlerin işlevlerinin farkını belirlemiş ve bunları beyne bağlamıştır. Erasistratos, serebrumla ve beyincikle ilgili yaptığı derinlemesine açıklamalarıyla da itibar kazanmıştır, çünkü bu açıklamalar dünyada bu konuyla ilgili yapılan ilk açıklamalardan sayılmaktadır.

david_self_portrait

JACQUES LOUİS DAVİD OTOPORTRESİ – LOUVRE MÜZESİ ( FRANSA )

13. ) JACQUES LOUİS DAVİD :  Neoklasik tarzı tasarımlarıyla tanınan sanat tarihinin en önemli ressamlarından biriydi.

Arkadaşları Maximilien de Robespierre ve Jean-Paul Marat ile Fransız Devrimi’nin aktif bir destekçesi olan David, Fransız Cumhuriyeti’nin aktif bir sanat diktatörüydü. Robespierre’in devrilmesi üzerine hapse giren David, Napolyon döneminde İmparatorluk tarzını kullanmış ve Venedik renklerine önem vermiştir. Oldukça fazla hayranı vardı ve Fransız sanatının 19. yüzyıldaki temsilcisi olmuştu. Le Sacre de Napoléon ve Sokrates’in Ölümü önemli eserlerindendir. ( DOĞUM : 30 Ağustos 1748 Paris, FRANSA – ÖLÜM: 29 Aralık 1825 Brüksel, BELÇİKA ) 

jacques-louis_david_the_coronation_of_napoleon

LE SACRE de NAPOLEON

14. ) LE SACRE de NAPOLEON : Napolyon’un resmî ressamı olan Fransız ressam Jacques-Louis David’in 1805-1807 yılları arasında tamamladığı ve 1808’de ilk defa sergilenen tablodur. Neoklasisizm akımının bir örneği olan eser günümüzde Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu kopyanın dışında Versay Sarayı’nda başka bir kopyası sergilenmektedir.

david_-_the_death_of_socrates

SOKRATES’İN ÖLÜMÜ

15. ) SOKRATES’İN ÖLÜMÜ : Fransız ressam Jacques-Louis David’in 1787 yılında yaptığı bir yağlıboya tablodur. Bazı Atinalılara karşı düşüncelerini ifade etmesi ve gençlerin ahlakını bozma suçlamaları sonucunda baldıran zehri içirilerek ölüme mahkûm edilen Yunan filozof Sokrates’in ölüm sahnesini temsil eder. Tablo aynı zamanda yatağın ucunda keder içinde oturan Kriton’u ve Sokrates’in dizini kavrayan kişi olarak ise Platon’u tasvir eder.

eratosthenes-1

ERATOSTHENES

16. ) ERATOSTHENES : Yunan matematikçi , coğrafyacı, astronom ve filozoftur.

Eratosthenes, geography (Türkçeye Arapça üzerinden Yunancadan geçen coğrafya) kelimesini kullanan ilk kişidir ve coğrafya biliminin temellerini atmıştır.Ayrıca enlem ve boylam sistemini icat etmiştir.Dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır. Dünyanın çevresini stadyum uzunluk birimine göre dikkate değer bir doğruluk ile hesaplamıştır. Bunun yanında eksen eğikliğini hesaplayan da ilk kişidir (yine dikkate değer bir doğrulukla), Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığını tam olarak hesaplamış ve 29 Şubatı kullanarak takvimde ortaya çıkan senkronizasyon problemini ortadan kaldırmıştır.Coğrafi ve kartografik bilgilerini kullanarak paralel ve meridyenlerle yapılmış ilk Dünya haritasını çizmiştir. Ayrıca Eratosthenes bilimsel kronolojinin kurucusudur ve Truva’nın fethinden Büyük İskender’e kadar yaşanan edebi ve politik olayları saptamak için çalışmalar yapmıştır.Suda tarihi ansiklopedisine göre dünya ikincisi olduğuna inandığı için Eratosthenes’e aynı dönemde yaşayan insanlar Yunancanın 2. harfi olan Beta lakabını takmışlardır.

800px-ptolemy_16century

KLAUDYOS BATLAMYUS

17. ) KLAUDYOS BATLAMYUS : İskenderiyeli Yunan matematikçi,coğrafyacı ve astronom. Yaklaşık olarak 85 ve 165 yılları arasında yaşadığı kabul edilir.

Batlamyus, iki önemli yapıtın yazarıdır: Büyük Bileşim ve Coğrafya. Bu yapıtlar Avrupa’daki Ortaçağ’ın bitişinde önemli yere sahiptir. Kitapların Latinceye çevrilişi ancak 12. yüzyılda yapılmıştır.

Büyük Bileşim (Arapça: Kitab el Macisti, Latince: Almagest, Yunanca: Mathematike Syntatksis), Yunan ve Babil uygarlıklarının gökbilim bilgilerinin bir derlemesidir. Derlemenin çoğu kendisinden üç yüzyıl önce yaşamış olan Hiparkus’a dayanır. Yapıtta Dünya merkezli bir Güneş Sistemi modeli önerilir. Bu model, Kopernik’in güneş merkezli modeline dek Batı ve İslam dünyalarında geçerli model olarak kabul edilmiştir. Kitapta ayrıca düzlem ve küresel trigonometri hakkında bir inceleme bulunmaktadır.

Batlamyus’un diğer önemli yapıtı Coğrafya da bir derlemedir. Çağının Roma İmparatorluğu’nda bilinen coğrafya bilgileri bu kitapta toplanmıştır.

Batlamyus astronomi, matematik, coğrafya ve optik alanlarına katkılar yapmıştır; ancak en çok astronomi çalışmalarıyla tanınır. Zamanına kadar ulaşan astronomi bilgisinin sentezini yapmış ve bunları Mathematike Syntaxis (Matematik Sentezi) adlı yapıtında toplamıştır. Bu eser daha sonra Megale Syntaxis (Büyük Derleme) olarak anılmış ve Arapça’ya çevrilirken başına Arapça’dakiler harf-i tarif takısı olan el getirildiği için, ismi el-mecistî biçimine dönüşmüştür; daha sonra Arapça’dan Latince’ye çevrilirken Almagest olarak adlandırıldığından, bugün Batı dünyasında bu eser Almagest adıyla tanınmaktadır.

Almagest, on üç kitaptan oluşur